misir surubu oldurur225

Diyabetik ürünler !..

“Saklı Seçilmişler”…

Kitabı toplumda gıda sağ­lığı konusunda farkındalık/bi­linç yaratmaya devam ediyor.

Gelen kimi mailleri pay­laşmaya devam edeceğim. Örneğin…

Yakını şeker hastası olan ve itibarıyla marketler­den diyet yiyecekler alan okuyucu bakın ne diyor:

“Marketlerde çeşitli di­yabetik ürünler satılıyor. Çikolatalar, şekerler, tahin helvaları, bisküviler… Oldukça lezzetliler de, eskiden olduğu gibi yediğinizde ağızda acı bir tat bırakmıyorlar. Bu diyabe­tik ürünlerin hemen hep­sinde tatlandırıcı olarak ‘maltitol' veya ‘isomalt', ‘sorbitol' gibi maddeler kul­lanılıyor. Bunlar bildiğiniz gibi kimyasal yöntemlerle veya fermantasyonla elde edilen şeker alkolleri.

Yapay tatlandırıcılara göre tercih edilmelerinin temel sebebi ağızda acı tat bırakmamaları.

Bu yapay şeker alkolleri güvenli mi ya da en azından şunu soralım; şeker hasta­larının kullanması için hakika­ten uygun mu?

Şeker hastalığında, tüm hekimlerin hemfikir ol­duğu gibi esas önemli olan gıdanın glisemik endeksidir.

Glisemik endeksi yüksek gıdalar, pankreasın yüksek seviyede insülin üretmesine sebep oluyor ve bu sebeple uzak durulması gereki­yor.

Bahsettiğimiz şeker alkolle­rinin glisemik endeksi 52 ve fakat doğal şekerin ise 60. Görüleceği üzere arada pek fark yok. Dolayısıyla bu ürünler şeker hastaları için sağlıklı seçenek oluşturmuyor.

Bunun dışında bir diğer konu; pek çok insanda bu maddeleri içeren gıdalar tüke­tildikten sonra şişkinlik, karın ağrısı ve gaz gibi sorunların oluşması…

Anlaşılacağı üzere market raflarında gördü­ğümüz diyabetik ürün­ler konusunda dikkatli olmak gerekiyor!”

misir surubu oldurur750

Reçelden şalgama…

Bir diğer gelen mektup şöyle:

“Ambalaj ve endüstriyel gıda ürünleri satan bir işletme­nin ortağıyım. Hiçbir bisküvi, çikolata, kek vb. ürünlerde şe­ker kullanılmadığı gibi glikoz olsun dahi kalitesi göz ardı edilerek hep en ucuz yapay tatlandırıcılar tercih ediliyor. Asıl önemli husus benim üç harfliler dediğim; indirim market zincirleri! Kendi markalarıyla ürettirdikleri pekmez -reçel vb ürünlerde hacim sağlama ve su tutucu özelliğiyle mikronize per­lit kullanıyorlar. Küçük bir araştırmayla bu ürünün asıl kullanım alanını tespit etmek çok kolay….”

Bir başka mektup gıda mühendisinden:

“Etikette şeker yazılmasına rağmen bütün reçel üreticileri yüzde 99 oranında glikoz ve fruktoz kullanmaktadır. Bunu raflardan toplatıp analiz edebi­lirler.

Piyasanın yüzde 90'ı içinde nar olmayan nar ekşisi yap­maktadır. İçinde glikoz, sitrik asit, karamel (yanmış şeker) vardır.

Cam kavanoz dışındaki am­balajların tamamında natami­sin ve nisin kullanılmaktadır. Koruyucu madde olarak, bu da antibiyotik etkisi gösterdiği için zaman içinde vücutta bak­terilere karşı direnç geliştir­mektedir.

Süt ürünlerinde su tutma kapasitesini artırmak için yani daha az sütten daha çok peynir ve yoğurt yapmak adına CMC (carboksil metil selüloz) kullanılmaktadır. Zaten bitkisel yağ ve jelatini bilmeyen yok! Aynı zaman­da küf önleyici olarak yine natamisin ve nisin kullanıl­maktadır. Size benzer bilgiler göndereceğim….”

sakli secilmisler3 750

Nereye savruluyoruz ?

“Saklı Seçilmişler”…

Gıda- tarımın ekonomi politiğini yazdı.

Bu konuda çalışmalar yapan akademisyenlerin olduğu mutluluk verici.

sakli secilmisler1

Dr. Efe Gürcan bu isimler­den biri.

Şöyle diyor:

“Gıda egemenliği üzeri­ne çalışan bir akademisyen olarak tarım ve gıda sorunu üzerine yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum.

Yüksek lisans alan ça­lışmamı, tarihte en kapsamlı agro-ekolojik/sürdürülebilir tarım dönüşümüne sah­ne olan Küba'da yaptım. Küba örneği, bir ülkenin gıda emperyalizminden nasıl kurtulabileceğinin ipuçlarını sağlıyor…

Doktora alan çalışmamı, Arjantin'de gıda egemenliği hareketlerini inceledim.

Gıdada neoliberalleşmenin ABD, Kanada, BRICS, Meksi­ka ve Türkiye gibi başlıca ülkelere etkisini sağlık, çevre ve eşitsizlik bağlamında inceledim. Özet olarak:

Toplumsal refah ve sağlığı küresel ölçekte tehdit eden bir gıda sorunuyla karşı karşıya­yız. Bu sorunun adı; ‘neoli­beral besidüzeni' (NB).

NB, en kısa haliyle ABD sınai besidüzeninin küreselleş­mesidir. Bu düzende zenginler lüks gıdalara yönelmektedir. Düşük ve orta gelirliler ise, görece daha ucuz, işlenmiş, besin değeri düşük, ener­ji-yoğun ve yüksek kalorili gıda tüketimine mahkûm edilmiştir. Bu tür gıdaların tüketimi obezite ile birlikte diyabet, kalp-damar hastalık­ları ve kanser gibi sorunlara neden olmaktadır.

Türkiye'nin NB indeks değeri; 1985'te 24'ten 2011'de 35'e yükseldi.

Güney Afrika, Meksika ve Çin gibi ülkeleri geride bırakan yüzde 46'lık bir artıştan söz ediyoruz.

Beslenme, en başta sınıf­sal bir sorundur.

Araştırmamızda, kamusal müdahalelerin acil önemine dikkat çekiyoruz. Gerekli kamu müdahaleleri en kısa zamanda gerçekleş­mezse, toplumsal eşitsizlikler derinleşecek ve sağlık sistemi üzerinde büyük mali yük olu­şacaktır…”

Maillerinizi bekliyorum, mücadeleye devam…

Soner YALÇIN - 30 Mart 2018 - Sözcü

Yazarlar

Showers

7°C

Istanbul