ARINÇ’a Değil Ama Kime Suikast !

Vaşington Merkezli Dünya İmparatorluğu ve Direnen Ulusal Devlet, Ulusal Ordu

ABD, 1990’dan sonra  Sovyetler Birliği’nin kapitalizme geri dönüş sürecinin tamamlanması ve dağılmasıyla, güç dengesinin lehine dönmesiyle birlikte dünya imparatorluğu planıyla harekete geçti. Kurulan bağımsız devletleri yeniden sömürgeleştirmek, başka deyişle milli devletleri parçalamak ve ortadan kaldırmak, özetle Vashington merkezli bir dünya imparatorluğu kurmak, küreselleşme sürecindeki hedefidir. Çekoslovakya ve Yugoslavya’nın parçalanması, Afganistan ve Irak’ın işgali, bu sürecin tipik eylemleridir. ABD’nin siyasal, ekonomik ve toplumsal yöntemlerinin hepsi, en sonunda askeri yöntem için en uygun koşulları yaratma amacı taşımaktadır. Silahla kurulan milli devletler ancak silahla yıkılabilirdi.

“Our Boys”ların sopasıyla dayatılan liberalleşmeyle dünya sermayesiyle bütünleştirilen ve talan edilen ulusal pazar, emperyalist güdümlü iktidarların başbakanlık koltuğuna oturtulması, milletin etnik ve mezhepsel temelde ayrıştırılması süreci , tarikat, cemaat ağına itilen yurttaşlar,  Türkiye’nin siyasal, ekonomik ve toplumsal yönden bir çöküş sürecine sokulduğu tablosunun açık resmidir. Geriye, silahla kurulan milli devleti silahla yıkmak kalıyordu. Ancak, Amerikan emperyal güçlerin önünde büyük engel vardı . Türk Silahlı Kuvvetleri!
Emperyalizmle cebelleşen ezilen dünya ülkelerinin tunç yasasıydı “Ulusal Devlet direnir Ulusal Ordu Direnir”. O zaman direnen ulusal devlet ve ulusal ordu yok edilmeliydi.

Amerika, 24 Temmuz 2002’de Nevada Çölü’nde tarihin en büyük işgal tatbikatını gerçekleştirmişdi. Tatbikat Türkiye'nin tüm dünya tarafından tanındığı Lozan Antlaşması'nın 79 yıldönümünde(Amerika’nın imzalamadığı antlaşma)  yani 24 Temmuz'da başlamıştı. Davetli ülkeler arasında Türkiye yoktu ve tatbikat sonunda işgal edilen ülke Türkiye idi.(1) Bu işgal tatbikatı, elbette normal karşılanacak bir durum değil 1990’dan beri tehdidin ve  2002 yılından beri işgalin ayak sesleri!

TSK’ya karşı yürütülen “asimetrik psikolojik savaş” ,  ergenekon tertibi ve kozmik oda baskınları, silahlı işgalin zeminini döşeyen adımların adımları. Ne de olsa Kuzey Irak’dan Türkiye üzerinden çıkarılmak istenen 146000 amerikan asker kuvveti 2011’e yetiştirilmeliydi!

Neden Hedefde Özel Kuvvetler Komutanlığı Var!

90’lı yıllarda I. Körfez Savaşıyla birlikte  Kuzey Irak’a yerleşen ABD, kukla devlet girişimiyle Türkiye’nin sınırlarını tehdit etmeye başladı. TSK, cephesini ABD’ye çevirdi. 
ABD güdümünde olan Özel Harp Dairesi, ABD'den gelen bir tehdide karşı durmak için kullanılamazdı. Bu açmazdan kurtulmak için 1991 yılında Özel Harp Dairesi'nin Özel Kuvvetler Komutanlığı (ÖKK)'na dönüştürülmesi aslında bir millileştirmeydi. ABD bu kuruluştan dışlanıyor ve kuruluş, hedefini komünizme karşı mücadele yerine Kuzey Irak'tan yöneltilen tehdide karşı mücadele olarak belirliyordu.   İşte  90’lı yıllardan 2000’lere uzanan süreçde TSK ve ABD arasındaki ceryan eden olaylarla ABD'nin Foreign Affairs, Foreign Reports, Mediterranean Quarterly ve Joint Forces Quarterly gibi yarı resmi organları. 'Türk komutanları hizadan çıktı', 'Türk Ordusu ABD-Türkiye ilişkilerini bozuyor' gibi görüşlere yer vermesine sebep oldu.(2) TSK ve ABD arasındaki ceryan eden olaylar şunlardı:

Çekiç Güç’e karşı direnen Jandarma Genel Komutanı Org. Eşref Bitlis’in Amerikan gladyosu tarafından şehit edilmesi, Kuzey Irak’a “Çelik Harekatı” ile ABD’nin egemenlik alanına müdahale,  28 Şubat harekatıyla Fethullah hocaya indirilen darbe, YAŞ kararları ile irtica bağlantılı 160 subayın ordudan atılması, dönemin Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun “28 Şubat’ı Bin Yıllık  Mücadele Azmiyle Sürdürme” kararlılığı  ve  mesajı alan ABD’nin   “BİN YILIN MEYDAN OKUMASI” adlı Türkiye’yi işgal tatbikatı, Kuzey Irak'ta Özel Kuvvetler mensubu 10 subayımızın başına çuval geçirilmesi olayı, Türk Ordusu’na karşı ergenekon tezgahı, “asimetrik psikolojik savaş” ve son olarak kozmik oda baskını.
Hatırlayalım! Yıl 2008 Haziran ayı.  Amerikancı kalemşörlerin gazetesi Taraf’ın “ Genelkurmay’ın yeni kontrgerilla planı” manşetiyle, haçlı irticanın kağıt parçası Yenişafak’ın “Yeni gayrinizami harp iddiası kafa karıştırdı” başlığı ile Türk Ordusu’na karşı psikolojik savaş yürütmelerinin sebebi neydi?
Genelkurmay, gayrinizami harp tanımına “Düşmanın fiziki, ekonomik, psikolojik, siyasi vb. işgallerine maruz kalmış bir bölgede işgali ortaya çıkarmak, engellemek ve karşı tedbirleri uygulamak” ibarelerini eklemiş ve Türkiye genelinde 14 yerde bulunan Seferberlik Bölge Başkanlıklarının sayısının 2010'a kadar kademeli olarak 24'e çıkarılacağını açıklamıştı.  (3) Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt imzalı bir kartında, önceden belirlenmiş sivil şahıslara okutulduğu ve bu kartta , "Vatanımızın bütünlüğüne ve milletimizin varlığına karşı vuku bulacak bir düşman tecavüzü halinde, silahlı kuvvetlerimizle birlikte yürütülecek harekatta gizli mücadele usulleri ile barıştan itibaren bazı çalışmalar ve gizli hazırlıklar yapılmaktadır." ibaresinin yer alması emperyalist merkezleri rahatsız etmiş, Fethullahçı Gladyo’nun psikolojik savaş merkezini harekete geçirmişti. ABD’nin bölgesel çıkarlarına çomak sokan , olası bir işgale karşı hazırlık içine girmiş Türk Ordusu’nun psikolojik savaşlara, tertiplere ve baskınlara mahruz kalmaması beklenebilinir miydi?
Soruyorum size!  ABD’nin son kozmik oda baskınıyla, TSK’nın topyekün savunma planının engellenmesi, Irak’ın kuzeyine yönelik planların ele geçirilmesi ve engellenmesi, komuta kademesi içinde güvensizlik yaratma, bölme ve teslim alma, ergenekon tertibine karşı ordunun öz savunmasını kırma, ordunun itibarını sarsma amacı aslında Arınç’a değil Türkiye’ye suikast değilde nedir!


(1) http://ulusalkanal.com.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=12303&Itemid=4
(2) http://genclikcephesi.blogspot.com/2009/07/5-genelkurmay-baskan-nicin-ergenekonla.html
(3)  http://ulusalkanal.com.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=12303&Itemid=99999999

Tarık TEKGÖZLİ - 08.01.2010 - Gençlik Cephesi
http://genclikcephesi.blogspot.com/
Add a comment

Hedefte Neden Özel Kuvvetler Komutanlığı Var

Arınç’a suikast yalanının ardından basılan Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın tarihi, aslında Çukurambar Operasyonu’nun da ne anlama geldiğini açıklıyor.

Önce basının bir yanlış ifadesini düzeltelim: Subayları gözaltına alınan ve kozmik odalarına girilen yer “Seferberlik Tetkik Kurulu” değil, “Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı”dır ve Özel Kuvvetler Komutanlığı’na bağlıdır.

Seferberlik Tetkik Kurulu, Türkiye’nin NATO’ya girmesinin bir sonucu olarak doğdu. Üye ülkeleri NATO aracılığıyla denetime alacak ABD’nin biricik NATO içi aygıtı üye ülkelerde kuracağı bu yapılardı. İşte Seferberlik Tetkik Kurulu da, NATO’ya üye ülkelerle eşzamanlı olarak 27 Eylül 1952 yılında Yüksek Savunma Kurulu kararıyla kuruldu. Kurul bizzat Amerikan Askeri Yardım Heyeti’nin binasında faaliyet gösterdi. Kurul’un kuruluşuna imza atan Başbakan Adnan Menderes ve Milli Savunma Müsteşarı Org. Salih Coşkun’du. İlk Başkanlığını Kore’de çarpışan Korgeneral Daniş Karabelen’in yaptığı Kurul’un çekirdek kadrosunu Kore’den dönen ve Gayrı Nizami Harp Stratejisi’ni öğrenen subaylar oluşturdu. Giderlerini ABD’nin karşıladığı Kurul’a verilen görev anti-emperyalist, anti-Amerikancı bir rejim değişikliğini engellemek ve mevcut rejimi Sovyet tehdidi varsayımı üzerinden kontrol altında tutmaktı. Öyle ki; CIA ve Adnan Menderes hükümeti arasında imzalanan 1959 tarihli bir anlaşmada, “Gizli Ordu”nun “rejime kaşı iç ayaklanma durumunda” harekete geçirileceği belirtiliyordu.

Seferberlik Tetkik Kurulu’nun ismi 1965 yılında Özel Harp Dairesi oldu. Daire, ABD’nin kontrolünde uzun yıllar Kontrgerilla olarak hizmet verdi. Daire’nin resmi varlığı, 1974 yılında Genelkurmay Başkanı Semih Sancar’ın Başbakan Ecevit’ten “acil bir ihtiyaç için” para istemesiyle ortaya çıktı. Ancak yapının varlığı 12 Mart’ta işkence gören Solcularca zaten öğrenilmişti! Özel Harp Dairesi ve Kontrgerilla varlığını 12 Eylül öncesi ve sonrasında da tüm ağırlığıyla sürdürdü.

Ancak 1980’lerin sonuna doğru TSK içinde, ABD’nin stratejik hedefleri konusunda fikir değişiklikleri oluşmaya başladı. Öyle ki, 1986 yılında ABD, şimdilerde uygulatmaya çalıştığı “Türkiye himayesinden Kürdistan Planı”nı Evren ve Özal’ın oluruyla Türk Ordusu’na da dayatmıştı. Evren ve Özal’ın, Ordu’nun kabul etmediği bir planı hayata geçirmesi mümkün değildi. Plan, Genelkurmay Başkanı Org. Nejdet Üruğ’un sert direnciyle karşılaştı ve engellendi. Bu tarih, Türk Ordusu’nun da NATO üyeliğini ve ABD ile ilişkilerini sorguladığı bir dönemin başlangıcı oldu. İşte bu süreçte, 1990 yılında Özel Harp Dairesi, Özel Kuvvetler Komutanlığı’na dönüştürüldü, 1992’de de personeli yeniden yapılandırıldı. Bu sadece bir isim değişikliği değil, ABD ilişkilerinin sorgulandığı sürecin de somut bir sonucuydu. Öyle ki; Özel Kuvvetler Komutanlığı ile Daire ABD sultasından çıkarıldı! ÖKK, TSK’nın seçkin bir gücü olmanın ötesinde Milli Kuvveti oldu!

NATO ve ABD ilişkileriyle, ABD parasıyla, ABD eğitimiyle milletine karşı oluşturulmuş olan bir yapı, artık Milli Kuvvet’di… İşte bu tarihten itibaren ÖKK, ABD’nin hedefi haline geldi!

ÖKK’ya yönelik en sıcak ABD saldırısı 4 Temmuz 2003 tarihindeki “Çuval Operasyonu”ydu… Bugün Arınç’a suikast yapacağı iddiasıyla subayları gözaltına alınan, karargâhına baskın yapılan ÖKK, 4 Temmuz 2003’te de Peşmerge liderlerine suikast yapacağı iddiasıyla baskına uğramıştı! O gün, “karşılık verme” emriyle başına çuval geçirilen, kriptolarına el koyulan subayların, bugün de kozmik odalarına Terörle Mücadele Polisleri girmiştir!

ABD, ÖKK’ya yönelik saldırılarını periyodik şekilde sürdürdü:

Örneğin ÖKK, Gölbaşı’nda kendi yeri ve binası için çalışmaya başladığında da, yolsuzluk iddialarıyla saldırıya uğradı. Yapısı sivilleşen, içi boşaltılan, etkisi kısıtlanan Milli Güvenlik Kurulu’nun Toplumsal İlişkiler Başkanlığı’nı ÖKK bünyesine dahil etmek ve ÖKK’yı 2006 yılında tümen seviyesinden kolordu seviyesine çıkarmak da ABD’nin saldırganlığını artırdı.

ÖKK’ya yönelik giderek artan ve karargâhının basılması noktasına kadar varan saldırının en önemli nedenlerinden biri de Org. Büyükanıt’ın Genelkurmay Başkanlığı döneminde yapılan bir değişiklikti. Gayrı Nizami Harp tanımını değiştiren ÖKK, tanıma şu ifadeyi ekledi: “Düşmanın fiziki, ekonomik, psikolojik, siyasi vb. işgallerine maruz kalmış bir bölgede işgali ortaya çıkarmak, engellemek ve karşı tedbirleri uygulamak” Bu ifade yalnızca 50 yıldır NATO aracalığıyla ve Özel Harp Dairesi üzerinden denetlenen TSK’nın yaptığı bir tanım değişikliği değil aynı zamanda yeni sürece ilişkin tehdidin kaynağına yönelik bir durum saptamasıydı!

ABD, bölge politikalarını TSK’yı “ikna etmeden” hayata geçiremeyeceğinin farkında… TSK’yı sindirmenin en kritik mevzilerinden biri de Özel Kuvvetler Komutanlığı’na bayrak dikmek!

Süreç daha da hızlanacak…


Mehmet Ali Güller
Odatv.com

Add a comment

Führer Recepler,Nemrut Zekeriyalar,

«ZULMÜNÜZ ARTSIN!!!...»

«Kuvvet ordudur! Düşmanlar milletimizi bağımsızlıktan mahrum etmek için evvela onu ordudan mahrum etmek çarelerine giriştiler, kumandanlarımıza ve subaylarımıza tecavüz etmeye başladılar. Ordumuzu tamamen lağvederek, milleti bağımsızlığını muhafaza için muhtaç olduğu dayanak noktasından mahrum etmeye teşebbüs ettiler. Herhalde ordu, düşmanlarımızın birinci taarruz hedefi oldu. Orduyu imha etmek için mutlaka subayları mahvetmek ve aşağılamak lazımdır. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta engeller ve müşkülat kalmaz.»

Bu sözler MUSTAFA Kemal Atatürk'ün...

«Sayın Başkan, mahkemenizin yargılama şekli TSK'ya hayasızca saldıranlara cesaret vermektedir. ... Unutmayalım; ordu milletin namusudur. Biz, önce şeref-sonra hayat anlayışıyla yetiştirildik. Er veya geç aklandığımızda, savcılar kendilerine Mustafa Kemal'in sözünde yer beğensinler!

«Ben tanık olmak istemediğim için tutuklanıyorum; ama vatan hainleri, biz şerefli Türk subaylarını karalamak için savcıların teşvikiyle tanık olabiliyorlar. Ben ifade vereceğim yeri, Türk milletinin şerefli kürsüsü olarak görüyorum. Onlar ise, garez ve intikamlarına tatmin kürsüsü... Ama ben terörist onlar demokratik gerilla...

«Benim evime rejimin teminatı polis, bir orduyla, kapıyı kırarız tehdidiyle giriyor, sahte evrak tanzim ediliyor. Tutuklandıktan sonra ailem sürekli rahatsız ediliyor. Babamın işyeri gasp ediliyor. Diğer taraftan bebek katillerinin ayaklarına savcılar gidiyor, bir kırmızı halı serilmediği kalıyor. Neden? Çünkü ben terörist, onlar barış elçisi...

«Türk milleti adına karar verdiğini söyleyen yüce heyet, acaba, Türk milletinin, teröristi subayına yeğlediğini mi düşünüyor? Türk yargısı, teröristi aklama, subayı aşağılama kurumu mudur?

«Bakınız, devrem Eren Teğmen dağda terörist kovalarken terör örgütü üyesi olmak şüphesiyle 6 ay tutuklu kalmıştır. Müteakiben tutuksuz yargılanmak üzere görev yeri Yüksekova'ya dönmüştür. Eren Teğmen, Atilla Albayımın savunmasında bahsettiği gibi Savcı Zekeriya Öz'ün «Şırnak'tan paketledim de getirttim» dediği teğmen ...»


Bu sözler de Silivri Nemrut Zekeriya Paşa Divanının 2'inci iddianame sanığı Mehmet Ali Çelebi'nin 24 Kasım 2009 günü mahkemede dile getirdikleri. Mehmet Ali Çelebi askeri liseyi birincilikle, Harp Akademisi'ni de dördüncülükle bitirmiş. Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nda Kara Pilot Teğmen. 24 yaşında.15 aydır tutuklu.

14 yaşında girdiği askeri lisenin diplomasını Org. Hurşit Tolon'dan aldığını belirten Teğmen Çelebi, «Kendisinden almam benim için şereftir. Gurur ve onur duyuyorum» demiş ve eklemiş: «Yalnız bu husus savcılarımızın gözünden kaçmıştır. Hukuksuzca ek klasör göndermeye devam edeceklerse askeri lise diploma töreni CD'sini kendilerine verebilirim. Ne de olsa hazır bir örgütsel irtibat!..»

Mustafa Balbay en çok ne için sıkıştırılıyor: «Genç subaylar rahatsız...» haberi için...

E, genç subaylar «rahat» mı?.. Rahat olunur mu bu manzara karşısında?!?!..

Neresine yanarsınız, hangisine yanarsınız!.. Neye hayıflanırsınız!..
Mustafa Kemal'in sözlerine, tutuklu subayların durumuna bakıp, «bu nasıl uzak görüşlülüktür ki, 90 yıl sonrasını birebir, aynen görmüş» diye mi... «Pes!.. Tarih bu kadar mı tekerrür edermiş...» diye mi...

Yargının düştüğü zavallı konuma mı...

Dağda terörist kovalarken 6 ay süreyle tutuklanıp, sonra yine aynı Yüksekova'ya terörist kovalamaya gönderilen Eren Teğmen'e mi yanarsınız...

Yoksa onu «paketleyip» getirtmekle övünen onursuza mı, onun sözüm ona iddianamesinde olmayan hususları bile iddia diye yaratıp çarşaf çarşaf yayınlayan, ama bu savunmaların tek satırını bile vermeyen alçaklara mı küfredersiniz...

Ya da Mustafa Kemal Atatürk'ün ordudaki halefi iken Dolmabahçe pazarlıklarına girişip, bir milyarlık arabaya fit olan dört yıldızlılara mı acırsınız...


Genç subayların rahatsız olduğunu söyleyen, Atatürk'ün ordudaki bir başka halefi: Hilmi Özkök... Kime söylemiş: Başbakana... Balbay'ın yaptığı sadece bunu yazmak!...

Hilmi Özkök'e de acıyabilirsiniz.

5 bin 800 sayfalık Nemrut Zekeriya iddianamesinin beş bin sekiz yüzünü de satır satır okuyup kendi dilinde rapor yazan, elin İngiliz'i Gareth Jenkins bile görmüş vaziyeti:

«Tayip Erdoğan ... bu öğrenci katsayısı meselesinde Danıştay'ın yürütmeyi durdurma kararını ideolojik olarak niteledi. Ama Ergenekon söz konusu olunca «adalete güvenmemiz lazım» diyor. Burada çifte standart var» diyor.

Jenkins bile Nemrut Zekeriya iddianamesini çok iyi kavramış. Diyor ki:

«Gerçekten böyle bir çete var mı? Hiçbir zaman anlaşılamayacak. Suçsuzlar içeride kalacak, suçlular serbestçe ortalıkta dolaşacak. İşin bu tehlikesi var. Zaten herkes de bundan şikayet ediyor. Bakın, bu dava er veya geç düşecek. Düşmezse AİHM'den dönecek. Bu yüzde yüz kesindir. Kimsenin şüphesi olmasın. Zaten iddianame şaka gibi. Beş yaşında bir çocuk bile bunu ciddiye almaz..»

Ve Jenkins «Taraf» ı da gayet iyi çözümlemiş:

«Yöneticisi eski solcu. İntikam almaya çalışıyor. Yarın TSK kansere çare buldu diyelim. Taraf, hemen şiddetle karşı çıkar. Taraf yönetiminde TSK'ya karşı ciddi bir nefret duygusu var. Doğru olup olmadığına bakmadan ellerine ne gelirse yayımlıyorlar. Zaten umurlarında da değil. Yeter ki askere karşı olsun... Vur askere...» (Cumhuriyet, s. 12, Leyla Tavşanoğlu ile söyleşi, 6 Kasım 2009)

Jenkins'in Ahmet Altan'daki ordu nefreti, intikam tespiti doğru. Ama bir yabancı için ne kadar uzun görünürse görünsün, nihayet yirmi yıldır Türkiye'de yaşıyor. Yani 1989 öncesini; Altangillerin geçmiş darbelerde kıllarına dahi dokunulmadığını, dolayısıyla Ordu'ya bu kadar kin beslemeleri için, intikam almak isteyecek kadar nefret etmeleri için hiçbir özel nedenleri olmadığını bilmeyebilir.

Bu önemli de değil. Ama şu önemli. Atatürk'ün 90 yıl önce, bir yabancı olarak Jenkins'in bugün gördüğünü, Atatürk'ün bugünkü halefi İlker Başbuğ göremiyor mu da ikide bir, tıpkı başbakanı gibi, yargı da yargı diye geveleyip duruyor?!!..

Hitler Almanya'sında bile insanlar kendilerini «Berlin'de yargıçlar var» diye avutuyormuş. «Ankara'da (veya İstanbul'da) yargıçlar var» mı?!..

Ne yargısı, hangi yargı!!!?..

Ne demiş Nemrut Zekeriya, Yüksekova'da terörist kovalarken tutuklattığı, altı ay sonra da tutuksuz yargılanmak üzere yine Yüksekova'ya dönen Eren Teğmen için: «Şemdinli'den paketleyip getirttim.»

Yargı bu... Jenkins'in söyledikleri çok doğru; bu dava er veya geç düşer, AİHM'den döner. Ama birincisi, Atatürk'ün giriş paragrafı yaptığımız sözleri de bir kere daha gerçekleşmiş olur: «Orduyu imha etmek için mutlaka subayları mahvetmek ve aşağılamak lazımdır. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta engeller ve müşkülat kalmaz.»

Ayrıca, masum olduklarını Jenkins'in bile görüp bildiği onca insan aylarca, yıllarca yattıklarıyla kalır. İşi, yuvası dağılır.

Dahası... Memleketi PKK bölemedi, bölemez. Ama böyle böyle bal gibi bölünür, bölünüyor.

Ahmet Altan yaratığının alınacak hiçbir şahsi intikamı yok. Kılına dokunulmadığı gibi, bir saniye dahi nezaret yüzü bile görmedi. Değil aylarca tutuklu kalmak... Hele hele değil işkence görmek...

Ama o teğmenlerin, o yüzbaşıların, o binbaşıların, albayların, Balbayların, Haberalların, diğerlerinin ve onların çocuklarının, torunlarının ve ezcümle, Silivri Nemrut Zekeriya Divanı konusunda bırakınız başka örneği, İngiliz Gareth Jenkins gibi düşünen bu ülke insanlarının, bütün bu olup bitenleri düğün dernek saymayacakları çok açık.

ÇÜNKÜ:

Ne diyor yabancı sözüm ona demokrat, ülkesinde demokrat dışarıda emperyalist yabancı ve onun içerideki alçak işbirlikçisi: Atanmış seçilmişe, asker sivile tabidir.

En «can alıcı» noktada bu. Atanmış seçilmişe tabidir ne demek: Atanmış (mesela müfettiş, mesela savcı, mesela yargıç...), seçilmiş ne derse onu yapacak; seçilmişin hırsızlığını görmeyecek, görse bile alkışlayacak... Sivil «öl!!!..» deyince Asker ölecek. Başka hiçbir şeye karışmayacak, ağzını hiç açmayacak... Afganistan'a git, Lübnan'a git, Kosova'ya git, Somali'ye git, nihayet Cudi'ye git demek, «git öl» demek. Zaten bizim en iyi ihraç malımız da askerimizmiş ya..

Yani sivil siyasetçi, savcıya hakime

«Zahit Akman'a, Deniz Fenerine dokunma, İsmailağa cemaatine dokunma, Abdullah Gül'e dokunma; sen sadece Ergenekonla, askerlerle, subaylarla, Dursun Albayla, Mehmet Ali Teğmenle, Eren Teğmenle, Ordu'yla uğraş. Yoksa yakarım...»
diyeceksin. Sonra aynı subaylara «asker sivile, atanmış seçilmişe tabidir» herzesiyle «git, benim istediğim yerde öl» diyeceksin.

Sen hem laik cumhuriyeti İslam Cumhuriyetine dönüştürmeye, yani bal gibi darbe yapmaya kalkacaksın; hem bu nedenle hakkında dava açan savcıya, davaya bakan yüksek mahkemeye, arkana dünyanın bütün Hıristiyanlarını alıp «yargı darbesi... beni kapatamazsın» diye dayılanacaksın; hem de Balbay, Özkök'ün Führerine söylediğini, yani genç subayların rahatsız olduğunu yazınca «vaaay, bana darbe haaa...» diye, Özkök'ü değil ama hem Balbay'ı hem genç subayları zindana atacaksın.

Hem «öl» diyeceksin, hem Cumhuriyetle birlikte tasfiye edeceksin, hem ortada fol yumurta yokken, dağdan paketleyip tutuklayacak, hem de asker konuşmaz, sus bakim diyeceksin.

Ölmesi istenen adam, niye öleceğini sorar Führer Paşa!!!... Ölmesi emredilen adam, bunun gerekçesine inanmak ister Führer Sultan!!!... Can onun!.. Seninse can derdin yok!.. Hırsızlık meselesinde de dokunulmazlığın var. Bekara karı boşamak kolay!..

* * *
İlker Bey,
Bunun adı hukuka saygı değildir. Çünkü bu, hukuk değildir. Dolayısıyla zatıaliniz de bu bölünmeden, bu kamplaşmadan, bu öfke birikiminden, kendini ülkenin tapu sahibi sanan Führer Gürcü Recep kadar, Nemrut Zekeriya kadar sorumlu olacaksınız korkarım.

Çünkü sadece Soros nam gavur değil Führer Sultan da, Nemrut Zekeriya da askeri sadece ölüme mahkum ihraç malı olarak görüyor. Zatıaliniz de, serbest bırakılınca yine Dağ'a hain kovalamaya gönderdiğiniz teğmenin, terörist kovalarken «darbeci... terörist» diye tutuklanmasına güya hukuka saygı adına onay veriyorsunuz.


Bari SUSUN!!!...

Çünkü, açık anlamını Atatürk'ün yazının başındaki sözlerinde bulan, dolayısıyla hukuktan başka her şey olan bu davada hiç kimse, hiç kimsenin vicdanını «hukuk» yavesiyle kandıramaz!..

Çünkü sadece Eren Teğmen, Mehmet Ali Teğmen, Haberal Hoca, Balbay dostum mağdur olmakla ve bu yüzden isyan etmekle kalmıyor; ben de isyan ediyorum; çünkü mantığım, aklım ve vicdanım isyan ediyor.

Anneannem yaşayıp bunları görse, bu isyanı yaratanların tamamına «Ömrünün geri kalanında vicdanın seni bir saniye dahi uyutmasın» anlamında şöyle beddua ederdi:
«Gözünüzü kırpamayasınız emi!..»
Ya da yaşasaydı Mustafa Abim (Ekmekçi)... O da iki kelimeyle bitirirdi işi:
«ZULMÜNÜZ ARTSIN!!!...»

Ali TARTANOĞLU
This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.
http://www.heddam.com/

Add a comment

Son Yazılar

SP_WEATHER_BREEZY

0°C

Istanbul