Yeniçağ yazarı Sabahattin Önkibar, Başbakanın Ramazanın ilk gününde abdestli haliyle neden “alçak, namussuz” sözcüklerini kullandığını araştırdı. Yazara göre o gün Erdoğan’ın Kürt açılımıyla ilgili olarak üç anket kuruluşuna sipariş ettiği araştırmaların sonuçları gelmiş. Sonuçlar Başbakanın moralini o kadar bozmuş ki, o yüzden ağzını bozmuş.

Sabahattin Önkibar bu anketleri ve doğurduğu sonuçları şöyle anlattı:

Abdullah Gül ile Tayyip Erdoğan arasında iki temel fark var.
Biri ketum, diğeri dobradır.
Biri yapay da olsa hep gülümser, diğeri duygularını anında belli eder.
Tayyip Erdoğan’ın Ramazan’ı Şerifin ilk gününde sarfettiği “Alçak, namussuz” ifadesi bunun delilidir.
Erdoğan içini acıtan hadiseye tabir yerinde ise belden aşağı karşılık veriyor!
Peki Tayyip Bey’i abdestli haliyle bu kadar hiddetlendiren gelişme ne miydi?
Birkaç gündür ısrarla bu konunun takipçisi olduk.
Ulaştığımız sonuç şudur:
Meğer Tayyip Bey geçtiğimiz Cuma sabahı Denge, Pollmar ve Anar’a sipariş ettiği araştırmaların sonuçlarını görmüş ve küplere binmiş!
AKP’ye özel hizmet sunan bu üç ayrı kamuoyu araştırma kurumu son Kürt açılımı olayını halka sormuş!
Tablo tam bir facia!
AKP özellikle Orta Anadolu ile Karadeniz’de yerle bir olmuş!
Keza metropollerde tepki büyümüş!
Peki bunun hıncını o sert ifadelerle MHP ve Bahçeli’den niçin mi almış?
Açılımın ABD’nin projesi ya da dayatması olduğunu MHP’nin dillendirmiş olmasından ötürü!
Evet Tayyip Bey yaptırdığı araştırmalarla halkın büyük bölümünün Kürt açılımı hikayesini ABD’yle örtüştürdüğünü gördü.
Bu sebepledir ki tepkisini ya da feveranını da kişiliğinin yansıması gereği en sert ifadelerle ortaya koydu!
Görülmektedir ki Kürt açılımı işi AKP’nin başına dertler açacak bir konudur!
Öyle çünkü bu hadise çeyrek asırdır bir birikim yapmış ve binlerce ocak söndürmüştür.
Dolayısı ile Ergenekon soruşturması vari bir şov metoduyla bu işin içinden sıyrılmak mümkün olmayacaktır.
PKK kalkışması olayı bu ülkede haklı olarak travmaya dönüşmüştür ve toplumsal tepki bağlamında karşılıkları vardır.
Hatırlayın 1999 seçimleri sürecinde Öcalan’ın teslim edilmesi sürecinde sırf hükümette olduğu için DSP bu halk tarafından birinci yapılmıştır.
Evet yürümekte zorluk çeken Ecevit gibi yaşlı bir lidere sahip olmasına ve de kadrosuzluğuna rağmen DSP gibi bir parti PKK olgusundan ötürü patlama yapabilmiştir..
Atılan açılım adımı ile artık macun tüpden çıkmış ve geri dönüş söz konusu değildir.
İşte Tayyip Bey bu zorluğu görmüş olacak ki rota bile belirleyemezken, bir o tarafa bir bu tarafa saldırıyor.
Artık normal zamanlarda yüzüne bile bakmayacağı ayrı dünyaların insanı olduğu Sezen Aksu gibi birinden bile himmet ve destek bekler haldedir!
Göreceksiniz bu Kürt işi Erdoğan’ın maskesini indiricektir... Öyle zira bu konunun istismara gelir tarafı yok.


Odatv.com

Haber Kanalları ve Medya Patronlarına!
Albay Dursun Çiçek tutuklandığı gece medyada yaşanan iğrençlikler, beni gerçekten meslek adına utandırdı. O gece Habertürk’ü izliyordum. Gözlerime inanamadım. Üst üste belki 8-9 “sözde ılımlı” İslamcı, Fethullah’tan “Fethullah Hoca Efendi Hazretleri” diye söz eden tarikatçı, liberal faşist, dönek solcu, ne ararsanız, hepsi sırayla “sahne aldılar”.“Medya”mız, tam “iktidar yağlaması” işinde eksper olmuş kişileri birbiri peşi sıra ekrana taşımayı zorunluluk sanıyor.

O gece de tüm malum isimler, us dışı açıklamalarıyla karabasan gibi ortalığı kapladılar. Sonunda dayanamayıp kanalı aradım. Yayın sorumlusu Ali Çağatay’a “maruzatımı” aktardım.Tam o anda ekranda, beni çıldırtmak için Mehmet Altan belirdi. “Bari bundan sonra da Yasemin Çongar’ı çıkarın, tam rahat edelim” dedim. Çağatay Bey tam bir sükunet içinde “evet, sırada o da var” deyince, “acaba bu bir kabus mu?” diye gözlerimi oğuşturdum! Çağatay, o kesimin aranmaya ve konuşmaya hep hazır olduğunu, ancak ortada konuşacak “diğer” kesimden insan bulamadığından yakındı! Ben de kendisine uzun bir liste yollayacağımın garantisini verdim.

Sonra gerçekten ekrana bu sefer Çongar çıktı ve sazı eline alıp, hemen heyecan içinde “bir daha böyle pislikler yaşanmasın, böyle adamlar cinayet işlemesin” diye bu hamlenin şart olduğunu vurgulayarak açıkça “Ergenekon Terör Örgütü”nden söz etmeye cüret etti! O anda yine insanlığımdan utandım. Çongar, ortada bu isimle iş gören kanıtlanmış bir terör örgütü varmış gibi davranma densizliği bir yana, bu “örgüt” kanıtlı “cinayet”ler işlemiş gibi ortalığa nifak tohumu saçmaya devam ediyordu. Ortalık metafizik ressam de Chirico’nun meydanları kadar boştu anlaşılan… Düşünün ki, bunlar bir de en demokratik kanallardan birinde oluyor!

Medyanın, “tarafsız” kanalları, size sesleniyorum: Nasıl bir “medya resmi ideolojisi”ne(!) teslim oldunuz da, ekrana taşıdıklarınız hep aynı nakaratları tekrarlayanlardan ibaret? Her Atatürk düşmanına yer açmaya kendinizi mecbur mu hissediyorsunuz? Bu nasıl çarpık bir demokrasi anlayışı? Bir tarafa “boş kaleye gol attırmak” çok mu zevkli? NTV’ciler, ben mecbur muyum sizin safça tarafsız sandığınız “siyasi danışmanınız” Ruşen Çakır’ın durmadan ekrana taşıdığı %80 oranında makyajı akmış Cumhuriyet düşmanını her sabah seyretmeye?

Siz, medya patronları, alacağınız iki borç ertelemesi ya da ihale, bu cumhuriyetin temellerini sarsmaya, en önemli servetiniz olan ifade özgürlüğünü baltalamaya değer mi? Kendi bindiğiniz dalı kestiğinizin farkında mısınız?

Tüm aydın insanlardan rica ediyorum. Bugünden tezi yok, medyanın “kaçık oturumlarında yine aynı senaryoları tezgahlandığında bu kanalları telefon, e-posta ve faks ile abluka altına alın, “yeter bu rezillik” diye bağırın. “Madem bir yanda Nazlı Ilıcak, Kürşat Bumin, Mustafa Karaalioğlu, Mehmet Altan, Ali Bayramoğlu, Yasemin Çongar, Ergun Babahan, Fehmi Koru gibi isimleri her yerde çıkaracaksınız,” size “Cumhuriyet’te yayınlanan 50 kişilik bir ’karşı liste’yi hatırlatıyoruz” deyin!

İşte size ezber bozacak, korkmadan Kemalist-sol analizler getirecek isimler sevgili medya: Artık şu zavallı sansür ortamına son verin. Demokrasi ve özgür düşünceden bu kadar korkmayın. Ve “farklı kişi bulamadık” bahanenizi burada bitirelim: Aynı kalitede bir o kadar daha var, bunlar ilk aklıma gelen 50 isim: O. Akbal, Adnan Akfırat, Necla Arat, C. Arcayürek, Melih Aşık, Yalçın Bayer, C. Ataklı, B. Baykam, A. Behramoğlu, Hikmet Bila, O. Birgit, O. Bursalı, Anıl Çeçen, H. Çetinkaya, Hikmet Çiçek, Alev Coşkun, B. Coşkun, Emin Çölaşan, Oktay Ekşi, Ö. Faruk Eminağaoğlu, Perihan Ergun, Turhan Feyizoğlu, Nihat Genç, U. Gürkan, Şengül Hablemitoğlu, Ferit İlsever, Sabih Kanadoğlu, Işık Kansu, Suay Karaman, Kazım Kolcuoğlu, E. Kongar, E. Manisalı, Ruhat Mengi, Alpaslan Işıklı, Fikret Otyam, Özer Ozankaya, A. Öymen, Cengiz Özakıncı, Y. G. Özden, V. Savaş, İlhan Selçuk, D. Som, Mümtaz Soysal, A. Sirmen, Sönmez Targan, Hıncal Uluç, Kadri Yamaç, Ünsal Yavuz, İbrahim Yıldız, Ü. Zileli.

Bilmem bu demokratik talebi medyaya bastırarak bir fark yaratabilecek misiniz, siz sevgili okurlar… Bu psikolojik savaş, artık bu makaleden itibaren sizin ellerinizde. Hadi telefonlara sarılın.

Bedri Baykam
07.07.2009

KİMSE gözden kaçırmasın: Başvekilin gözü Türkleri görmüyor; dili Türk demeye varmıyor! Türkiye’de yıllardır saya saya bitiremediği etnikleri sıralarken TV’de yine aynen şöyle dedi: “Bu ülkede hepimizin, Türkmen’in de Tatar’ın da Kürt’ün de Çerkez’in de Laz’ın da kendini özgür hissederek, kendi kültürüne, geleneğine göreneğine sahip çıkarak, komşusunun farklılıklarına saygı göstererek geleceğe umutla bakarak yaşamaya hakkı var.” Türkmen diyor da dili dönüp Türk diyemiyor, diyemedi! Salt bu bile her şeyi eleveriyor!

Nazım GÜVENÇ (Yalcin BAYER)

Son Yazılar

Cloudy

7°C

Istanbul