Nurculuk hiristiyanlığa atılan ilk adımın adı vede
dinlerarası diyalogda müslümanları hiristiyanlaştırma
projesidir
.

Unutmayın ki din haramilerin sizden istediği imanınızdır

YAYINEVİNİN NOTU
Nurettin Veren, Fethullah Gülen'in 1966'dan itibaren çok
yakınında olan ve son dönemde verdiği röportajlarla,
yaptığı açıklamalar ve gerçekleştirdiği televizyon
programlarıyla dikkat çeken bir isim. Otuz beş yılı aşkın
bir süre Nur Cemaati içinde giderek öne çıkan Fethullah
Gülen Grubu'nda Gülen'in çok yakın çalışma arkadaşı
olarak 'çekirdek ekip' içerisinde yer almış. Veren, devleti
ve toplumu kuşatan, daha da ötesi emperyalist
uluslararası senaryolarda rol alan bu aktörü üç evrede ele
alıyor. Birinci Evre, 1966'dan 1986'ya kadar olan yirmi
yıllık dönem... İkinci Evre, 1986-1996 arasındaki on
yıllık dönemi kapsıyor. Üçüncü Evre ise, 1996'dan
sonraki ve bir yerde de Gülen'in hareketi ABD'den
yönettiği yıllardır.
1996'yla başlayan son evre, aynı zamanda Nurettin
Veren'in Fethullah Gülen Hareketi ile yollarını da iyice
ayırma ya başladığı bir dönemdir. Nitekim, Veren, bu
süreçte son olarak Gülen'i ABD'deki imtiyazlı ortamında
ziyaretinden helmen sonra fiili olarak bu hareketten
kopacaktır. Elinizdeki çalışma, Fethullah Gülen
Hareketi'nin çekirdek kadrosu içerisinde yer alan ve
özellikle ışık Evleri, yurt-dersane-okulları ve finans
kuramlarını örgütleyen; yurt dışında ki okulları hayata
geçiren ve siyaset dünyasıyla hareket arasındaki diyalogu
kuran kişi olan Nurettin Veren'in ilk elden verdiği
panoramik bir bilgi ve değerlendirmedir.
Fethullah Gülen Hareketi'nin takiyeci kimliği, yurt dışı
çalışmaları, dinlerarası diyalog (!), işadamları, spor, ordu
ve polis gibi ortamlara sızma çalışmaları; medyadaki
adımlar ve ABD'deki konuşlanmaya ilişkin ilk elden bilgi
ve değerlendirmeleri kamuoyuna aktarmakla önemli bir
3
bilgilendirmeyi yaptığımızı düşünüyoruz. Çalışmanın
ikinci bölümünü oluşturan "Ekler" ve özellikle devletin
yargı kuruluşunun iddianamesi, Veren'in verdiği bilgiler
ve yaptığı değerlendirmelerle paralellik oluşturmakta,
fotoğrafı tamamlamaktadır. Yaymevimizce daha önce
yayınlanan ve gazeteci-yazar Merdan Yanardağ'm
Kanaltürk'teki "Yolsuzluk ve Yoksulluk" programında iki
kez konuğu olan Nurettin Veren'in anlatmışlarından
oluşan "Fethullah Gülen Hareketinin Perde
Arkası/Türkiye Nasıl Kuşatıldı?" başlıklı kitapla birlikte,
bu çalışmamn kendi alanında önemli bir işlevi yerine
getireceğine inanıyoruz. Çabamız, gerçeğin anlaşılmasına
katkıda bulunmak; gökkubbenin altında hiçbir şeyin gizli
kalmamasını sağlamak içindir. Gerçekleri karartmak
isteyenlerin değil, aydmlatmak isteyenlerin yürüdüğü
yoldayız. Keşke, Nurettin Veren'in yazdıklarına,
iddialarına; dahası yargı kuruluşlarınca düzenlenen
iddianamelere karşı muhatabı bir yanıt verse de, gerçeğin
ortaya çıkarılmasına katkıda bulunsa... Kuşkusuz,
yayınevimiz böylesi bir adımı görmezden gelmeyecektir.

210 sayfa pdf   Devamı

'Diyalogcu Misyoner' Fethullah Gülen fotoğrafları!

Bu Fotoğrafları Görmez Olaydım Diyeceksiniz.

Bir süredir cemaatin yayın organı olan Zaman Gazetesi,

Türkan Saylan’ın annesinin eskiden Hristiyan olmasını yazarak Saylan’a misyoner
suçlamasında bulunuyor.

Said-i Nursi Atatürk İçin Ne Demişti

Başbakan Erdoğan, AKP 3. Olağan Kongresi’nde AKP’nin manevi tavrını şu cümleler ile çizdi : ''Seversiniz sevmezseniz, beğenirsiniz beğenmezsiniz, görüşlerini kabul edersiniz etmezsiniz... Ama Ahmedi Hani'siz, Bitlisli Said-i Nursi'siz bir Türkiye'nin maneviyatı noksan kalır''

Ahmedi Hani, Ahmet Kaya, Nazım Hikmet gibi Başbakan’ın adını andığı isimler bir yana Saidi-Nursi’nin adını anması Atatürkçü çevreleri kızdırdı. Bunun nedeni Said-i Nursi’nin eserlerinde sıklıkla bahsettiği “Deccal” kavramı ile Atatürk’ü işaret ettiği iddiası.

İslami literatürde “Deccal” en ağır hakaret sayılan ifadelerden biri. Deccal; yalan söyleyen, aldatan, karıştıran kişi anlamına gelir. İslami fikriyata göre Deccal’in ortaya çıkması kıyamet alametlerinden biri olarak da görülüyor.

Said-i Nursi’nin Deccal teorisini oluşturan satırlar şöyle sıralanabilir:

“Ben bir manevi alemde, İslam Deccalini gördüm. Yalnız bir tek gözünde teshirce bir manyetizma gözümle müşahade ettim ve onu bütün bir münkir bildim. İşte bu inkarı mutlaktan çıkan bir cüret ve cesaretle mukaddesata hücum eder.(...) Fakat kahraman ve mücahit ordunun ve dindar milletin ruhundaki nur–u iman ve Kur’an ışığıyla hakikat–i hal–i göreceği ve o kumandanın çok dehşetli tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılıyor.” (Şualar458–459,Siracun Nur 247)

Saidi Nursi, başlangıçta şifreli olarak işaret ettiği Deccal’in kim olduğunu daha sonra şöyle anlatıyor:

“Ölmüş gitmiş dünyadan ve hükümetten alakası kesilmiş bir adam hakkında otuz sene evvel bir Hadis–i Şerif’in ihbariyle Kur’an’a zararlı bir adam çıkacak demiştim.Sonra Mustafa Kemal’in o adam olduğunu zaman gösterdi. (Emirdağ Lahikası I/278,Yirmiyedinci mektuptan Sabık Reis–i Cumhur’a ve üç makama gönderilen istida)

Saidi Nursi, Mustafa Kemal’e yönelik Deccal suçlamasında daha da ileri giderek şunları yazar:

“...Lozan Muahedesinde söz veren ve pek şiddetli ve dehşetli hücumlarına rağmen hiçbir hakiki Müslüman Türk’ü Protestan yapamayan ve Millet–i İslam için pek zararlı olduğunu ef’aliyle ispat eden ve Hadis– Şerif’in haber verdiği o müthiş şahıs kendisi olduğunu(yani Deccal, y.n) hayat ve mematiyle gösteren Mustafa Kemal’e bir mahrem eserde ‘din yıkıcı Süfyan’ dediğimizi (...)” (Emirdağ Lahikası I,50–51;Yirmiyedinci Mektuptan Mahkeme–i Kübra’ya Şekva ve Müdafaatın Bir Haşiyesi olan Parçanın Hülasasıdır, Ayrıca Müdafaalar, 226–227)

İşte Başbakan’ın Said-i Nursi’ye yönelik atıfları bu nedenle Atatürkçüler’i kızdırdı.

Not: Haberimizin hazırlanmasında değerli araştırmaları ile katkıda bulunan Ahmet Oğuz’a teşekkür ederiz.

kaynak: Odatv.com

Son Yazılar

Cloudy

25°C

Istanbul