buyuk yalan225

“Ermeni Soykırımı” Emperyalist Bir Yalandır!

Hollanda Türkleri Konseyi Basın Açıklaması

Hollanda Parlementosundan 143 Parlementerin sözde “ Ermeni Soykırımını Tanıma” kararını HTK olarak esefle kınıyor ve red ediyoruz.

Hollanda, 2004, 2015, ve 2018 yılında sözde “Ermeni Soykırımı” ile aldığı kararlarda, zamana yayarak ve diplomatik denge ve krizleri de hesaplayarak kendi açılarından istikrarlı bir yol izlemiş ve “sözde Ermeni Soykırımını” tanımıştır.

Ama bu tanıma sorunludur ve hukuksuzdur. Çünkü Parlamento hukukun yetki alanındaki olmayan bir konuyu, kendisini mahkeme yerine koyarak, soykırım kararı verme yolunu seçmiştir. Güya aldığı kararla da, siyasi olarak Türkleri ve Türkiye’yi cezalandırmıştır. Hollanda’nın da taraf olduğu, Birleşmiş Milletlerin 1948, Soykırımı Önleme ve Cezalandırma sözleşmesinde, Soykırım bir bir suç tanımıdır. Bu suç tanımını ve cezalandırmayı sadece, konuyla ilgili yerel yada uluslararası mahkemelerin yapabildiğini bildiği halde, aldığı karar, hukuki olmadığı için esasen bir hükmü yoktur. Bu konuda aşağıda da belirteceğimiz, hukuki düzlemde alınan yakın geçmişteki, uluslararası kararlar bu durumu perçinlemektedir.

Hollanda, kendisinin de taraf ve üyesi olduğu ve Hollanda’yı da bağlayıcı Avrupa Konseyinin bir organı olan, AİHM Doğu Perinçek (Türkiye)- İsviçre ve Ali Mercan-İsviçre davalarında, 17 Aralık 2013 günlü kararı.15 Ekim 2015 günlü kararı, 28 Kasım 2017 tarihli karar. “1915 olayları “Holocaust” diye anılan Yahudi soykırımından farklıdır, aynı sınıflamaya konamaz” ve 'Soykırıma hükmedecek yetkili organlar, Uluslararası Ceza Mahkemesi ya da soykırım olduğu iddia edilen eylemin yapıldığı ülkenin yetkili bir yerel mahkemesidir', kararını. 3. Şubat 2015 de, Hırvatistan-Sırbistan Davasında, Vukovardan tehçir konusunu ele aldığı kararda, tehçir soykırım olarak kabul edilemez kararı ortadadır.

Danimarka Meclisi, 26 Ocak 2016, yılında parlamentoya sunulan konuyla ilgili önergeyi ret ederek, konunun hukukla ilgisi olduğu ve parlamentoların bu konuda yetkili olmadığı kararı ortadadır..

Hollanda, Nazileri yargılayan, Nürnberg mahkemesine, sözde Ermeni soykırımınıda sokulması önerisini red etmiş ve bu konuda dikkate bile almamıştır. Bu karar ortadadır.

Sözde Soykırımdan dolayı, 1,. Dünya savaşında sürgün edildiği ve yargılamanması için, işgal altındaki İstanbul’daki, Osmanlı Arşivlerinde ve devlet kurumlarındaki yazışmalarda bir belge bulunmadığı için, İngiltere’nin Malta Valisi tarafından konu idrak edilerek, kendi Dışişleri Bakanlığına yazdığı yazıda, Amerikalılara da sorun, suçlanacak bir belge yoksa bu liderleri serbest bırakalım yazısı ortadadır.

1915 deki Tehçir sırasında, Osmanlı Hükümetinin, Hollanda’nında içinde bulunduğu değişik devletlere, tehçir bölgelerinde, atılan ve yayılan yalanları önlemek için, gözlemcilik yapmaları için yaptığı müracaat ve çağrı ortadadır. Ki buna çağrıya ve müracaata Hollanda’da yanıt vermemiştir. Bunlar belgelerle ortadadır.

Hollanda Parlementosunu aldığı karardan önce ise, Hollanda Hükümetinin Dışişleri Bakan Vekili Sigrid Kaağ Hükümet adına: "Uluslararası ceza mahkemesi kararı olmadan soykırım hakkında hüküm vermek mümkün değildir. Soykırımdan bahsedilemez. Soykırım olduğuna dair ancak uluslararası bir mahkeme hüküm verebilir." diyede bu kararları teyyid eden Hollanda Hükümetinin konu üzerine ” resmi tutumunu” açıklayan bir konuşma ortadadır.

Tüm bunlara rağmen, Bu hukuksuz ve suç işlenen karar alınmıştır. Çünkü uluslararası hukuku çiğnemekte bir suçtur, Başka milletleri ve bireyleri soykırımla suçlaakta, ırkçılık , rencide yapma kapsamında da suçtur. Bu anlamda Hollanda Parlementosu ve karara lehte oy kullanan parlementerleri bir suç işlemiştir. Bu konuda tereddüte gerek yoktur. Parlemento hukuken karar verilen mahkeme değildir. Yetki gaspı yapamaz.

Burada gözlerden kaçmayan, Hollanda Parlementosu ve Hükümeti arasındaki çelişki ise, diplomatik manevra olarak izah edilmelidir. Çünkü bu kararı onaylayan, partiler ve milletvekilleri, büyük bir iş birliği ve disiplin içindedir ve Hükümeti oluşturan partileri de içine kapsayarak bu konudaki bu hukuksuz karar tanınmıştır. Hollanda’nın aldığı bu hukuksuz ve husumet içeren kararın arkasında bir çok şey belirgindir. Ama arkasında daha neler olduğu olduğu iyi araştırılmalıdır.

Yukarıda belirtildiği gibi, soykırım ve tehcir konularında, uluslararası hukukun tüm kararları ortadayken, doğrudan ve dolaylı Hollanda’nın siyasetini belirleyen partilerin yer aldığı, yasama organı olan parlamentodan, Türk kökenlilerin liderliğini yaptığı DENK partisi hariç, diğer tüm partiler ve Türk kökenli parlamenterler tarafından desteklenerek alınması, hukukun parlamento tarafından ötelenerek, uluslararası hukukun yetkisini gasp etmesi, Türkiye ve Türklere karşı, siyasi, diplomatik ve psikolojik savaştan ve düşmanlık serpiştirmekten başka bir anlama gelmemektedir. Bu Hollanda’daki Türklerin hassasiyetlerine rağmen de yapılmış ve Hollanda milletinin ayrılmaz bir parçası olan türklerde siyaseten rencide edilmiş ve aşağılanmıştır. Çünkü alınan karar, belgelere dayanan tarihi gerçeklerden ve uluslararası hukuktan tamamen kopuktur. Siyasi husumet içermektedir.

Kararın alınmasında, Türkiye-Hollanda arasında uzun süredir eğreti giden ve büyük krizler oluşturan diplomasinin devrilmesi, Hollanda üzerinde çok büyük nüfuzu olan ABD nin-Türkiye ile ilgili olumsuz stratejileri ve Hollanda’yı yönlendirmesi, Hollanda’da, ASALA kafalı Ermeni lobisi, PKK ve FETO nun aktif etkisi ve bunları destekleyen güçlerin olması, Türkiye’nin, Kuzey Suriye ve Irak cephesinde Batılı emperyalistlerin oyunlarını bozan askeri, siyasi ve diplomatik hareketleri, Hollanda’da ve dolayı olarak tüm Avrupa’da, Türk kökenli sivil toplum kuruluşlarının işlevsizliği ve etkisizliği, Hollanda’da yaşayan Türk kökenli sivil tolum kuruluşlarının, 12, Eylül 1980 Amerikancı Askeri darbesi ile birlikte, sistematik olarak dinci grupların esas olarak örgütlenmelerinin, hem Avrupalı hem de Türk yetkililer tarafından desteklenerek, içerik olarak türk kimliğinden uzaklaştırılması ve ümmetçi daha da ilerisi dinci-tarikatçı bir yapıya monte edilmesi, Hollanda ve Avrupa’daki Türklerin, Avrupa’daki devletlerin ve Türkiye devletinin iki devlet politikalarının arasında kalarak yorulması ve bıkkınlık, Hollanda ve diğer Avrupa hükümetlerinin ve Türkiye hükümetinin, Türk kimliğine karşı, Atatürk ve TC kuruluş ilkelerini desteklemeyen, TSK düşmanı, Türklük düşmanı, biatçı, etnik ve dinci bölücü gruplar yaratmaları ve sınırsız destekleri, Atatürkçü ve Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş ilkelerini destekleyenlere karşı her anlamda izole edici, sınırlayıcı, fiili, finansal ve psikolojik operasyonları. Maalesef bu sonucu doğuran belli başlı sebepler olarak sayılmalıdır.

Bu konuda yapılması gereken ise bu sebepleri ortadan kaldıracak tedbirlerin bu konuda şimdiden alınması gereklidir.

Türkiye ve Hollanda ve diğer Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkler bu ve buna benzer konularda eğer iyi neticeler almak istiyorlarsa, ki alınmalıdır, Türkiye ve Türkiye’deki siyasi güçler, Hollanda ve diğer Avrupa’daki Türklerin örgütlenmesine uzaktan kumanda etmeyi durdurmalı, yüzde yüz biatçı zihniyeti terk etmelidir. Bilgiye dayanan ve Türk, milli ve kimliğini koruyucu, ama Hollanda yada Avrupa’daki diğer devletlerin milletlerinin ayrılmaz bir parçası olarak içselleşen, günlük dialog oluşturan, demokrasiyi hazmetmiş, modern, sonuç alıcı, devamlılığı olan bir Avrupa tipi örgütlenme, bilgiye dayana akıllı ve stratejik bir taarruz politikası ve diplomasisi yürütmelidir.

Türkiye ve Hollanda ve Avrupa’daki Türkler, Batının Ermeni iddiaları konusunda, parlamentolar, belediyeler vs. alınan hukuksuz kararları, bireysel ve devlet olarak hukuka taşımalı ve tazminat davaları açmalıdır. Çünkü, suçlanan bir millettir ve bireyleridir. Milletin ve onun bireylerinin, hukuksuz yere suçlanması ve soykırım teriminin suçlarda kullanılması, ırkçı, rencide edicidir. Türk Devleti ve Türk Milletinin bireyleri olarak kendini kabul edenler, bu konuda, hukuku gasp emek, uluslararası hukuku çiğnemekten, ırkçılık ve rencide edicilik yaparak suç işlediklerinden dolayı 143 parlamenteri ve parlamentoyu tazminata mahkûm etmeli ve tüm Hollanda yerel ve Uluslararası hukuk yolları bu konuda kullanılmalıdır.

Konu tarihçilere havale edilmeyecek kadar önemli ve elzemdir. Tarihçilere havale etmek esasen konuyu bilmemektir. Cahilliktir. Çünkü konu hukukidir. Çünkü Soykırım konusu sadece talihçilerin işi değildir. Bunu ikide bir ortaya sürmek, milleti ve bireyi pasifleştirir. Bu kaçak dövüşmektir. Ya da dövüşmemektir. Soykırım konusunda, bilimsel bilgi verecekler, sadece tarihçiler değil, demograflar, psikologlar, askeri stratejisiler, siyaset bilimcileri, hukukçular, toplum coğrafyacılar, antropolog ve etnograflar, sosyologlar, dil bilimcileri doğrudan ilgilendiren, çok disiplinli çalışılanı, belirlenen ve raporları hazırlanan bir konudur. Bu konuda ve terörizm de dâhil, bilimsel olarak değişik mesleki bilimsel disiplinler den oluşan mesleklerdeki bilim adamları tarafından, konu üzerine bilimsel verileri, sivil toplumların ve diplomatların, hükümetlerin kullanabileceği bilgileri üretmeli, yetkili kişiler ve bireyler bu bilgileri de öğrenerek ve içselleştirerek, muhatap oldukları alanlarda kullanmalıdır. Bilim adamları ancak bu şekilde yararlı olabilir. Birde bilim adamları, konferanslar vererek, salon toplantılarında, derslerde, tartışma programlarında konuyu işleyerek, kamuoyu oluşturmak için çok dilde yayın yapan medyaya da bilgi vererek, bu konuda, çok dilli bilgiye vakıf insan yetiştirerek yararlı olabilir.

Türkiye’deki, üniversiteler, Soykırımlar ve Terörizm konusunun işlenmesi ve uzmanlaşan kişiler yetiştirilmesi için kurumsallaşmalı, kürsüler ve bölümler oluşturmalıdır. Üniversiteler Soykırım, İnsan Hakları, Terörizm konularında, çok dilli çalışan doğrudan araştırma merkezleri kurmalıdır. Çünkü bu konular çağımızın yakıcı konularıdır. Ancak uzmanlaşarak ve insan yetiştirerek bilgiye dönük bir müdahalede bulunma durumu vardır. Bunun dışındaki çalışmalar, konjektürel demeçler savurucudur, toparlayıcı, sonuç alıcı değildir ve bilindiği gibi de etkisiz kalmaktadır.

Esas olarak Hollanda’da genelde ise Avrupa’da yaşayan ve kendini Türk olarak yada sadece ümmet-dini kimliği ile değil aynı zamanda Türk kimliği ile tanıtan kişi ve kuruluşlar inisiyatif almalı, kabuklarını kırmalı, bulunduğu ülkelerdeki kamuoyu ve kanaat önderlerini bilgilendirerek, iletişim ve diyalog alanlarını etkili kullanarak ve etkilemek için, sivil toplum diplomasisini geliştirmelidir. Bu konuda rutinleşmelidir.

Batının Ermeni iddiaları/Ermeni yalanları konusunda elimizdeki belgeler ve bilgiler yeterlidir. Türkiye ve Türkler kendilerine güvenmelidir.

Biz Hollanda Türkleri Konseyi (HTK) olarak, bu hukuki süreçlerin başlaması ve Hollanda’da ve Avrupa’da bu konuda gerçekleri anlatmak ve Sivil Toplum diplomasisi için insiyatif alacağız. Bu konuda, bizimle birlikte hareket etmek isteyen, çocuklarına ve kendilerine bugün ve yarın, siz soykırımcı bir milletin çocuklarısınız demeyi red eden herkese kapımız açıktır. Bu konuda, bizimle beraber hareket ederek isteyenlerle hukuk, siyasi ve sivil toplum diplomasi için bir komisyon kurmaya hazırız, Çünkü sorun ortaktır. Hedef biz ve Türkiye’dir. Bu kabul edilemez. Hollanda’da yaşayan ve diğer Avrupa ülkelerinde yaşayan Türklerin ve örgütlenmelerinin, Avrupa’da barış içerisinde, bilinçli, onurlu bir yaşam sürmesi için, suskunluğu bırakmaları, ölü toprağını üzerlerinden atmaları, bu konuda işleyen demir olmaları için, demokratik ve hukuki haklarını kullanmaları çağrısı yapıyoruz.

Hollandalılara ve Hollanda Devletine de, bilgiye dayanmayan, hukuk dışı, cahilce alınan bu mesnetsiz ve Hollanda için suç oluşturan bu kararı tanımama ve Parlamento’nun da bu kere tekrar değerlendirerek geri çekmesi kararı almasını ve bu konuda bizlerle diyaloga girmesini talep ediyoruz.

Çünkü tehditle, şantajla, mesnetsiz kararlarla, milletler ve devletlere diz çöktürülemez.

Tarih ve belgeler bizim tanığımızdır.

Saygılarımızla,

Hollanda Türkleri Konseyi Adına

Sefa YÜRÜKEL – 23 Şubat 2018 - Roterdam/Hollanda

Son Yazılar

Mostly cloudy

21°C

Istanbul