une verite qui derange2 1

Perinçek Ve Vatan Partisi Üzerine

Tarihsel Bir Dönemeç

Türkiye Cumhuriyetini tarihini incelersek 27 Mayıs Askeri harekatının çok önemli bir dönüm noktası oluşturduğunu görürüz.

27 Mayıs’ın kazandırdığı 1961 Anayasası sosyal- siyasal- ekonomik özgürlükleri çağdaş bir düzeye yükseltti. Örgütlenme özgürlüğünün, siyasal özgürlüklerin önünün açılması, aydınların ve gençlerin Türkiye sorunlarıyla haşır-neşir olmalarını sağladı. Özellikle aydınlar, yazarlar, akademisyenler ve üniversite gençliği toplumu yönlendirici-sürükleyici işlevler üstlendiler.

Üniversite gençliği içinde ortaya çıkan örgütlenmeler Türkiye’nin ve Türk Devriminin geleceği üzerine fikir kümeleri oluşturdular. Gençlik örgütleri kurdular. Giderek birbirlerinden ayrıştılar.

1961 Anayasasının getirdiği özgürlük ortamı, 1971’de kısıtlansa da, etkisini 12Eylül 1980 cuntasına kadar devam ettirdi.

MİLLİ DEMOKRATİK DEVRİM

Gençlik örgütlenmelerinin içinde en önemlisi 1965’te Ankara’da kurulan Fikir Kulüpleri Federasyonudur. (FKF)

FKF, Türkiye için gelişmenin yolunu Milli Demokratik Devrim (MDD=UDD) olarak benimsemişti.

Örgütün 2. genel kurulunda Doğu Perinçek başkan seçildi.

Bu dönemde FKF içinde bulunan ve Sosyalist Devrim tezini savunan grup tasfiye edildi. Fikir Kulüpleri Federasyonu da kapatılarak DEV-GENÇ kuruldu. Sonraki yıllarda geride kalanlar arasında tam bir uyum ve fikir birliği sağlanamadı.

DEV-GENÇ de birkaç parçaya bölündü.

Doğu Perinçek ve yanında yer alanlar yine MDD yanlısı olarak Proleter Devrimci Aydınlık hareketini kurdular. (PDA)

Burada MDD ne demek açıklayalım:

MDD -en kısa anlatımla- Atatürk’ün yolundan giderek eksik kalan devrimi tamamlamak olarak tanımlanabilir. İdeolojik kuramcısı Doğan AVCIOĞLU’nun tanımıyla MDD, tam bağımsızlık ve ulusal egemenlik temeli üzerinde, üretim ilişkilerini toprak reformu, kamulaştırma ve diğer yollarla düzenleyerek yarım kalan Türk Devrimini tamamlamaktır.

Perinçek’in başında olduğu PDA grubu Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi (TİİKP) adıyla partileşti.(1971) Kemalist Devrim modeli beğenilmedi. Devrimi köylü çoğunluğuna dayandıran Mao’cu devrim yöntemi benimsendi. “Sosyal emperyalist” dedikleri Sovyetler Birliği hedefe konuldu. (Tarihin cilvesi, son yıllarda Rusya yanlılığı da benimsenmiştir.) 

Kısaca, Perinçek’in önderlik yaptığı AYDINLIK grubu böyle oluştu.(1969)

1920’lerin Aydınlık hareketleriyle ilgisi ise, bir mirasa sahip çıkma çabası olarak, semboliktir.

Grup 1988 yılında Sosyalist Parti’yi kurdu. Anayasa mahkemesi kapatınca 1992 yılında Perinçek’in öncülüğünde İşçi Partisi kuruldu.

Şubat 2015’te de VATAN PARTİSİ adını aldılar.

Aydınlıkçılar’ın ancak özetle değinebildiğimiz tarihi böyledir.

1995’TEN SONRA KEMALİZM

Aydınlıkçılar 1995’ten sonra  “Kemalizm’i savundular.

Kimse alınmasın.

1995-2016 arasında Türkiye Cumhuriyetinin ve Kemalizm’in ödünsüz savunucusu tek siyasi parti, o dönemin İşçi Partisidir.(İP)

Kumpas davalarında CHP’nin mücadeleye katılması ancak 2012 yılındadır. Baykal kumpaslara ve AKP’nin anayasa dışılıklarına laiklik çerçevesinde karşı çıkmıştı. Baykal’ın düşürülmesinden sonra “yargılansınlar, suçları yoksa aklanırlar” anlayışı 2 yıl kadar devam etti.

Aydınlıkçı grup son yıllarda bambaşka bir siyaset izlemeye başladı.

Hem “Kemalist” olduklarını iddia etmeyi, hem de “AKP emperyalizme karşı savaşıyor”  diye iktidarı desteklemeyi başardılar(!) Böylece Kemalizm’e yepyeni bir yorum katmış da oldular!

Dahası Erdoğan’ın “Kemalist” olduğunu söyleyecek kadar ileri fikirler de ifade edildi.

AYDINLIKÇILAR

Sıra bu siyasi çizginin ve önderinin yanlışlarıyla, yanılgı ve çelişkilerinde…

Doğruluğun, gerçekçiliğin, içtenliğin, yararlılığın ölçüleri vardır.

İlkeli olmak, kararlılık, bilimli ve bilinçli olmak, yanlıştan dönebilmek, siyasi karşıtlara saygılı olmak, aklına esen her şeyi dayatmaya kalkmamak, demokratik olabilmek, tutarlılık gibi…

Kendi çizgisinde yalpalamak, değiştirmek ve toplumun unutkanlığına güvenerek aynı yöntemlere sıkça başvurmak doğru değildir.

Türkiye’nin siyasi arenası bir inatlaşma mezarlığıdır. Siyasal rekabet çok serttir.

Perinçek ve Aydınlık grubunda ise aşırı boyuttadır. Sürekli kuşku, isnat, itham, saldırı, hüküm verme, karalama ve dayatma kronik bir hastalık belirtisidir.

Oysa her saldırı zaten küçücük bir grup olan Aydınlıkçıları kan kaybına uğratmaktadır.

Siyaset kitlelerin kazanılması ile yapılan ve sürdürülebilen bir sanattır. Her saldırı, karalama ve dayatma, kitlelerin sevgisi yerine nefret olarak geri dönme gizilgücünü kendi içinde taşır.

Tüm bunlara karşın 25 yıldan beri “2-3 yıl içinde merkezde bizim olacağımız bir hükümet kurulacak” propagandasına devam ediliyor. Dahası bu iddia şimdilerde daha da güçlü olarak sürdürülüyor!

Ne diyelim? İnanmak da önemli bir özellik…

PERİNÇEK

Perinçek, hiç bir zaman bir Kemalist gibi ilkeli ve kararlı olamadı. Kendi partisinin siyasetini, TSK daki temel siyaset değişikliğine endeksledi.

Kemalist bir siyasi partinin AKP’yi desteklemesi ve bunda yıllarca ısrar etmesi açıklanabilir değildir.

Kemalizm, 60'larda farklı, 70'lerde farklı, 80'lerde farklı, 90'larda farklı, 2000'lerde farklı bir kavram değildir. Kemalizm, her dönemde aynı tutarlılıkla-kendini de yenileyerek-ilkeli mücadelesini kararlılıkla sürdürmesini gerektirir.

2015 yılıyla birlikte toplumu Kemalist ilkeler çerçevesinde kucaklayacağı izlenimi veren Vatan Partisi’nin, AKP ve Erdoğan destekçisi bir basit siyasetin savunucusu durumuna düşmesi hüzünlü bir durumdur. Perinçek yanlışlarla da dolu olan 50 yıllık mücadelesinin saygı duyulacak yönlerini son dört yılda yerle bir etmiştir. Kadın cinayetleri konusunda, sırf AKP’ye destek olmak için "sanki kadınlar kesiliyor" gibi bir ifadenin kullanılması toplumda onay bulabilir mi? “Batı’nın kışkırtması, Batı’da da cinayetler oluyor.” Bu cümleleri Kemalist(!) bir partinin başkanı söylerse karizma kalır mı?

İktidara neredeyse koşulsuz destek sunan, kanalında, gazetesinde ve diğer kanallarda iktidarın propagandasına soyunan bir partinin "ekonomik ve dinsel anlamda" sermayenin karşısında olduğu söylemi inandırıcı olabilir mi?

Ama, Vatan Partisi sol olduğunu da iddia ediyor!

Söze değil, eyleme bakılır.

TAYYİP ERDOĞAN KİMDİR?

“Türkiye vatan savunması yapıyor. Şu anda bu savaşı kazanabilecek tek kişi Erdoğan’dır. İktidara bu yüzden destek veriyoruz.” (Perinçek)

Bu ve benzer cümleleri duymayan var mıdır?

Tayyip Erdoğan, ulusalcılığı ayakları altına aldığını gururla anlatan bir insan… 

Cumhuriyete, kurucularına, Türk devrimine düşmanlığını her eylem ve söylemiyle kanıtlamıyor mu? Laiklik düşmanı değil mi?

Atatürk’ü hedef tahtasına koymuyor mu?

Cumhuriyet dönemi eserlerini satmıyor, kalanları yıkmıyor mu?

Dinci-tarikatçi safsatayı beslemiyor mu? O kesimleri baş tacı yapmıyor mu? Devletin bütün kurumları dinci yobazlığa teslim edilmedi mi? Bu yüzden Liyakatsizlik tavana vurmadı mı?

Yükselişini ve bugünkü gücünü emperyalizmden almıyor mu?

Her fırsatta emperyalizmle işbirliğini geliştirme yolları aramıyor mu?

Arkada Rusya varken Suriye’ye girilmesi –ki tümüyle uluslararası anlaşmalara uygun olarak- onu emperyalizm karşıtı yapar mı?

PKK ile savaşı, ABD’ye düşman olduğu için değil, 2015 Haziran seçimlerini kaybettiği için açtığını bilmiyor muyuz?

Kendi izniyle PKK temsilcileriyle yapılan Dolmabahçe mutabakatını ABD’ye düşman olduğu için mi bozdu? Yoksa, kaybettiği iktidarını geri almak için mi?

FETÖ ile mücadelesi ABD’ye düşman olduğundan mıdır? Yoksa iktidarını ve kellesini koruma zorunluluğundan mıdır?

Özetle; Tayyip Erdoğan -herkesin de çok iyi bildiği gibi- ABD karşıtı olamaz, değildir. Onun antiemperyalist olması fıtratına (eşyanın doğasına) aykırıdır.

Böyle bir durumda Perinçek Tayyip Erdoğan’dan bir kahraman yaratmaya çalışıyor!

İtiraz eden herkesi PKK+FETÖ+ABD işbirlikçiliği ile suçluyor!

İktidarın da seçtiği en kolay Göring yöntemi: sana itiraz edeni, senin gibi düşünmeyeni millet düşmanı, terörist ilan ederek suçlayıp, kendi suçlarını onun üzerine yama…

YANLIŞ ÜSTÜNE YANLIŞ

Tayyip Erdoğan Türkiye cumhuriyetini yıkma projesinin görevlisidir. Ulusallıkla, demokratiklikle, devrimle ilgisini kurabilen Perinçek’ten başka bir Allah kulu ver mıdır?

Tayyip Erdoğan’ı savunan insan aynı zamanda Milli Demokratik Devrim öncüsü olabilir mi?

Perinçek ve ekibi Sosyalist Parti’de “Türkiye’de Kürt sorununun çözümü federasyondur”, diye politika yapabildiler!

Hatta "Atatürk önce puttu, sonra yük oldu" diye yanlış anlamaya uygun cümleler kurdu.

Sıkıyönetim mahkemelerinde “12 Eylül harekâtını savunan tek sol örgüt biziz, 12 Eylül’ün ABD ile ilgisi yoktur” diye savunma yaptı. Kendisi ordunun çizgisini izleyerek politikasına yön verdiği halde ödünsüz-onurlu sosyalistlerden Hikmet Kıvılcımlı'yı “orducu, darbeci, devletçi, şoven, Kemalist” olarak suçladı.

Demek ki 1960-1970’li yıllarda Kemalist filan değildi.

Şimdi ise  “orducu, devletçi, Kemalist” niteliklere sarılıyor!

Saray rejimine açık verilmesi Mustafa Kemal'in milli mücadelede padişah hükümeti emrine girmesini savunmak gibi bir şey…

Perinçek ve Aydınlıkçılar inatçı dedik ya!

Yanlış bile olsa ısrara devam…

ÖRNEK ÇOK

Ermeni isyanlarını “Ermenilerin anti-feodal ve milli mücadelelerine karşı…” şeklinde başlayan cümlelerle ifade edip, Ermenileri mazur göstermeye çalışan bir söylemin sahibi Perinçek’tir.

1878 Berlin antlaşmasıyla Osmanlı devletinin azınlıkları şımartılmıştı. Bu yüzden Ermeni isyanları ve eşkıyalık artmıştı. Osmanlı Devleti de 1891 yılından itibaren doğuda "asayişin temini, Ermeni şaki ve katillerin tedip edilmesi ve Rus işgaline karşı" halktan silahlı güçler oluşturdu. Bunlara Hamidiye Alayları adı verildi.

Perinçek Hamidiye Alaylarının şu amaçla kullanıldığını iddia ediyor: “Osmanlı devleti, Hamidiye Alaylarını Kürtleri bölmek ve feodal parçalanmayı sürdürmek için kullandı.

Bu konuda sadece şunu söylemek sanırım yeterli olacaktır:

Rus Çarlık Emperyalizminin, İngiliz, Fransız, Alman ve ABD Emperyalizminin, halkları birbirine boğazlatarak Osmanlı’yı çökertme, parçalama ve paylaşma için tezgâhladığı aşağılık, kanlı, insanlık dışı oyunlar Osmanlı’nı projesi değildi.

Osmanlı kendini savundu.

Önlem alınması, zaten yüzlerce aşirete bölünmüş bir coğrafyayı daha da parçalamaz. Ama birleştirmeye yarayabilir.

Doğu Perinçek de Avrupa’da Ermenilere karşı Türkiye’nin çıkarlarını savunmadı mı?

BİR ÖRNEK DAHA

Perinçek “Kıbrıs Meselesi” adlı kitabında Kıbrıs müdahalesine karşı çıkarak Türkiye’yi işgalci olarak eleştirmişti. "Halkların sorunlarını kendi aralarında çözmelerini!" savunmuştu. Bu fikir, sonraları EMEP, ÖDP gibi partilerin görüşleri oldu.

Bugün önceden savunduğu bu görüşe en şiddetli muhalefeti yine kendisi yapıyor!

Denilebilir ki; Kıbrıs konusunda en ulusalcı görüş, Vatan Partisinin görüşüdür.

Doğrudur. Ama Kemalist bir insanın bu kadar çelişkili fikirleri savunması asla olası değildir.

“Ben o dönemde Kemalist değildim” derse…

O zaman da, yarın ne olacağına kim, neden inansın diye sorulur?

PERİNÇEK PARTİNİN HER ŞEYİ

Vatan Partisinde kurallar diğer siyasi partilerde olduğundan çok daha serttir.

Perinçek ne söylerse doğru diye düşünülür. Askeri bir disiplin içinde savunulur.

Perinçek'in izlediği çizgiye, öne koyduğu fikre itiraz edenleri bir bahane uydurup partiden atmak vatanseverlik görevi sayılır.

Kendiliğinden ayrılanların arkasından da küçümseyici, aşağılayıcı yakıştırmalar yapılır.

Partideki ihraçlar için bir bahane uydurulur. Ancak bunların hiçbiri kanıtlanamaz. Egemen otoritenin yaptığı ve söylediğine itaat şarttır. Partiden ayrılanlar geri dönüp bakmanın ve savunma yapmanın anlamsızlığını iyi bilirler. Öteki partilerde de benzer bir uygulama vardır.

Parti  “Tek Adam Perinçek”e sarsılmaz bir imanla bağlıdır. Her söylediğine mucize, her işaretine emir diye bakılır.

İmamoğlu seçim propagandasında “İstanbul Ankara’dan idare edilemez” mi dedi?

Perinçek “İstanbul Ankara’dan idare edilemez, ne demek? Bu ABD-FETÖ görüşüdür. İmamoğlu PKK-ABD-FETÖ’cülerin adamıdır” diyerek suçlayınca, tüm partililer, televizyon yorumcuları ve Aydınlık gazetesi haftalarca aynı şeyi yineleyerek saldırıya geçer. Öküz altındaki buzağı bulunmuştur.

Oysa söylenen şudur: İktidarların İstanbul’u yandaşlarına yağmalatmak için İstanbul yönetimine sürekli müdahale etmesi, yandaşlarına rant devşirmesi doğru değildir. 

Herkesin bildiği bu gerçeği İmamoğlu söyleyince ne PKK lığı, ne ABD ciliği, ne FETÖ cülüğü kalıveriyor!

Perinçek “Türk yargısı son elli yılın en parlak dönemini yaşıyor” demişse koşulsuz sahip çıkılır.

Aradan geçen yıllar bile bu yorumu değiştiremez. Açıklama olarak da “4.000 Fetö’cüyü yargıdan kim temizledi, cezaevlerinde kimler var” diye bir karşı soru sorulur?

Oysa 10 bin AKP’li savcı-yargıç alındığı, yargıya emirler verilerek karar çıkarıldığı. Tüm üst düzey mahkemelerin bütün üyelerini tek kişinin atadığı, istenmeyen bir kararı veren mahkemenin değiştirildiği, yargıçların cezalandırıldığı apaçık ortada duruyor. Üstelik FETÖ’cüleri cezaevine attılar diye yargıyı övmek, sanki koca bir kurumu, insanları sadece bir suçu cezalandırmakla görevli sanmak gibi bir yanılgıya düşürmüyor mu? AKP’nin tümünün FETÖ’cü olduğu bilinirken, hiç birinin kovuşturulmaması, FETÖ mücadelesinde hiçbir siyasi suçluya dokunulmadığını bilmemesi mümkün müdür?

500 binden çok FETÖ avcılığının hukuki yöntemlere uygun yapılmadığı da ortada dururken…

Kimin, neden övülüp göklere çıkarıldığı anlaşılamıyor.

ÇARPITMALAR VE LİDER BAĞIMLILIĞI

Çarpıtmalar VP’nin temel siyaseti haline gelmiştir.

VP örgütü ve üyeleri gerçek dışı bile olsa çarpıtmaları canını dişine takarak savunur.

VP içinde Perinçek nerdeyse bir şeyh mertebesine yükseltilmiştir.

Şeyh Vurgu olsun diye çarpıcı ifadeler kullanır. Çok önemli bir söz söylediğine inanılır. Hemen aynı tonlamalarla yinelenmeye çalışılır. Düşünülmez, irdelenmez.

Örgüt ve üyeler seferber olurlar. Onu savunmak için bin dereden su getirirler.

Farklı bir şey söylemeye cesaret eden olursa saldırı ve ona hakarete uğramaktan kurtulamaz. O görüşe katılmayan başka partiler ya da kişiler bile, karşı çıktıkları an PKK’lı, FETÖ’cü, ABD ci olmakla suçlanırlar.

Ne AKP’ye verilen destek, ne parti içindeki teslimiyet anlayışı hiçbir şekilde Kemalizm ile bağdaşmaz. Ateş ve barut çemberi altında bile Mustafa Kemal’e yapılan muhalefeti bir düşünün…

Bir de bugünkü koşulsuz lider bağlılığını…

Türkiye Cumhuriyeti ne çektiyse bu koşulsuz bağımlılık ve kulluk duygusu yüzünden çekti.

Siyasi parti başkanları dokunulamaz, eleştirilemez, kutsal bir yere oturtularak biat edilir.

Türkiye'de Atatürk'ün izinde yürümeye içtenlikle inanan insanların sayısı on milyonları bulur.

Ama kitleler Vatan Partisini destekleme gereği duymazlar.

Neden acaba?

Kitlelerin Vatan Partisini benimsememeleri, onların bilgisizliklerine, çıkar peşinde koşmalarına, inançsızlıklarına, ahlaksızlıklarına, satılmışlıklarına, PKK’lı, FETÖ’cü olmalarına yorulamaz.

Böylesi bahaneler son derecede haksız, gerçek dışı ve kolaycı suç isnatlarıdır.

Onlar kabul etmese de gerçeği anımsatmak gerek:

Perinçek'in kafasına göre belirlediği bir siyasi anlayışa güvenilmemesinin ana nedeni yine VP’dir.

Öncülük insan kazanılarak yapılır. Herkese bir kulp takıp suçlayarak olmaz. Tayyip'i destekleyip antiemperyalist olduğunu iddia edene de kimse inanmaz. 

Faşizme karşı birleşik bir demokrasi cephesine bu kadar karşı çıkmak, ancak iktidara ve ABD'nin işine yarar.

SON SÖZ

İstanbul belediyesinin AKP den alınması bir kazanımdır. Gericiliğin önemli bir kaynağına el koymaktır. VP’nin İmamoğlu’ya tüm gücüyle karşı propaganda yapması AKP’ye iyice yanaşmasından başka işe yaramadı.

Kim bilir? Belki de amacı buydu!

Seksen baronun karşı çıktığı saray yanaşması Metin Feyzioğlu’ya Vatan Partisinin destek olması da, bu partinin bilinçli olarak yaptığı bir intihar girişimidir.

Buna başkaca bir anlam vermenin zorluğu ortadadır.

Bu, Saray rejimine kulluk etmeye gönüllü olmaktır.

VP adeta kendisini yok edecek şekilde programlanmış görünüyor.

Erdoğan’ın “vatan savaşı” diye bir davası yoktur. Onun kendi beka sorunu vardır.

Onun beka sorununu çözmek ise, Kemalizm düşmanlığı ile eş anlamlıdır.

AKP yi iktidardan indirmeyi düşünmeyen, muhalefete karşı mücadeleyi AKP den daha keskin yapan bir örgüt ne Kemalist, ne de antiemperyalist olabilir.

Vatan savaşı dinci faşist bir tek adam rejim kurmayı amaç edinenleri baş üstünde taşıyarak verilemez.

NOT: VP eleştirisi öteki siyasal oluşumları doğru bulmak ve benimsemek anlamına gelmez.

Altan ARISOY - 24 Haziran 2020

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Son Yazılar