direnmezsen yasayamazsin225

Gerçeklerden kaçarak yaşamak!

Gerçeklerden kaçarak yaşarsanız;

bedelini gerçekdışına sığınarak ödersiniz.

Bu “gerçekdışı sığınakları” çok çeşitlidir.

Bilimdışı inançlar, mistik rivayetler, hurafeler insanların gerçeklerden kaçıp sığındıkları kovuklardır.

Her şeyi inançlarının çerçevesinde gören “dogmatikler”, kendi aldanışlarını başkalarına da kabul ettirmeye çalışırlar.

Elazığ’da yaşanan deprem, bu olgunun turnusol kâğıdı oldu. Turnusol kâğıdı asitle bazı nasıl ayrı renklerde gösterirse, yaşanan deprem de “bilimsel bilgi” sahipleri ile “inanç temelli dogmatikleri” birbirinden ayırdı.

Deprem gerçeği!

Deprem, yerkürenin oluşmuş katmanlarının birbiri üstünde kayarak yerleşmelerinin sonucunda yaşanan doğal bir olgudur.

Bu olguyu “afet” yapan ise insan toplumlarının yerleşmelerini bu gerçeğe göre yapmamış olmalarıdır.

Bilinen deprem kuşaklarının üzerindeki yerküreye yapılan yapılar, bu gerçeğe göre yapılmak zorundadır.

Yapının yerleşeceği zeminin etüdü, yapılacak yapının malzeme seçimi, dayanıklı temeller ve taşıyıcı kolonlar, yapı teknikleri bütünüyle “deprem gerçeği”ne göre hesaplanıp yapılmalıdır.

İnsanlar ve toplumlar bu gerçeklere uygun hareket edip yaşamlarını buna göre düzenlerse, işte “bilimsel bilgiye dayalı bilinçli insanlar ve toplumlar” olurlar.

Yok, böyle olmaz da, her bulduğu yere “yağmalanacak toprak” gözüyle bakanlar, karar verme sahibi olursa, zemine de aldırmaz, malzemeden de çalar, beton kuleleri yükseltir, satıp kârına bakar.

Çürük yapılara “imar affı” çıkarıp izin verenler kimlerdir?

Deprem vergisi” diye para toplayıp “yol yaptık, okul yaptık” diye para kalmamasını savunanlar kimlerdir?

Deprem paraları ne oldu” diye soranları suçlayanlar kimlerdir?

Bütün bunlar, bugünün siyasal iktidarıdır.

Bütün suçlarını, bütün yanlışlarını, gerçeklerden kaçırıp inanç sığınaklarına saklayanlar da onlardır.

Ama din, iktidar sahiplerinin günahlarını saklayacakları sığınak değildir.

Kader”, başına gelenleri yakınmadan kabul etmeleri için rıza göstermenin bekleme salonu değildir.

Önce deveni sağlam kazığa bağlayacaksın, sonra Allah’a emanet edeceksin” denmiştir.

Uydurdukları hurafeleri “kutsal din” çerçevesine oturtup tartışılmaz kılmak, öncelikle dine saygısızlıktır.

İşte, büyük Atatürk’ün, kutsal kitabın Türkçeye çevrilmesi girişimi, kitabın ne dediğinin anlaşılması, bu hurafecilerin halkı kandırmasının önüne geçmek içindi.

Aynı amaçla tekkelerin, zaviyelerin kapatılması İslam dinini bu çıkarcıların elinden kurtarmak içindi.

Şimdi, dinci siyasetin elindeki iktidar, bütün bu tarikatları, cemaatleri kendi iktidarına destek vermeleri şartıyla iktidarının ortağı yapıyor.

Tarikatlar da, cemaatler de iktidardan aldıkları güçle yürütme organlarına yerleşiyorlar, sağlıkta, eğitimde, güvenlik örgütünde, ordu içinde kadrolaşıyorlar.

Elbette, her alanda da kendi inançlarının gereği olan her şeyi yapıyorlar.

İşbaşına gelen kadrolar artık “liyakat” değil, “sadakat” ölçütüne göre belirleniyor.

Günlük yaşam her alanda dinselleştiriliyor.

Adı konmayan “şeriat düzeni” işlevsel olarak yaşama geçiriliyor.

Orada burada “çatlak sesler” olarak algılanan sivri çıkışlar, aslında kurulmak istenen şeriat düzeninin ipuçlarıdır.

Uyuşmak mı? Uyanmak mı?

Bugünün ve yarının mücadele konusu budur.

Uyuşmak, uyuşturulmak, uyumak hep aynı kayıtsızlığın dereceleridir.

Toplum sanki “çok önemli bir şey yokmuş” gibi uyutulurken, muhalefet de “olağan bir siyasal durum varmış” gibi hareket ediyor.

Hayır, hiçbir şey olağan değildir.

Türkiye Cumhuriyeti, “bağımsız-laik-parlamenter” düzeninden “inanca bağımlı-dinci-tek adam” sistemine geçiriliyor.

Eğer bu gidişe razı olursanız yarın ancak “izin verilmiş azınlık yerleşkelerinde” yaşamaya hazırlanın.

Eğer bu gidişe karşı çıkıyorsanız, her yerde her haksızlıkla, her yolsuzlukla, her dalavereyle bütün toplumsal gücünüzle mücadele edin.

Deprem nasıl gerçek ise geleceğiniz de sizin gerçeğiniz olacaktır.

Depreme de, kendi geleceğinize de bugünden hazır olun.

Kararınız sizin iradenizdir...

Erdal ATABEK – 03 Şubat 2020

Son Yazılar