bir gun gece2

İşte şimdi beka sorunu var!

Bir zamanlar kıyı yolunun geçtiği güzergâh yoktu artık.

Surlar yüzüyordu denizin üstünde. Arabalar, kamyon iskeletleri ve paramparça bina leşleri. Birden, heyula gibi bir tankerin, bina enkazlarının üstüne çıktığını gördüler. İleride bir tanker daha, karada kalan, denize kafa tutan faleze gömmüştü burnunu.

“Tsunami...” dedi Lucas.

Yerkürenin hıçkırıkları, koca gemileri kendisine direnen kara parçalarına kusmuştu.

O parçalardan biri, Haliç’e doğru uzanan Kumkapı sırtlarıydı.

Topkapı Sarayı, mağrur bir imparatorluğun en büyük tuğrası, burnun sivrilen ucuna asılı kalmıştı.

Sarığı çarpılmış, ama kaftanı ayakta.

Feride’nin gözleri doldu.

Haliç’in üzerinden uçarken, gözyaşlarının perdesi indi önüne. Bakamadı.

Baksaydı, bin yıllık Galata Kulesi’nin artık olmadığını, köprülerin kırılmış iki yüzük gibi öksüzlüğünü, Karaköy limanını dev dalgaların kepçe gibi oyduğunu, görkemli binaların denize diz çöktüğünü ve beyaz İstanbul vapurlarının birer martı kadavrası gibi kıyıya vurduklarını görecekti.

Açık kokpitten, pilotun öteki helikopterle telsiz konuşması duyuluyordu. Pervane gürültüsünden, bağıra bağıra konuşuyorlardı.

“Yüzbaşım bir sorun var!”

Feride’nin gözleri, karşısından ayağa kalkıp kokpite ilerleyen atletik yapılı adamın kolundaki siyah şeride takıldı. USI birimlerinin göze çarpmayan, özel işaretini gördü. Ne arıyordu burada, Belçika polisinin şok birliği diye anılan özel komandoları?

“Ne oldu?”

“Gösterilen yere inemiyoruz, bakın!”

Baktıkları yer, enkaz yığınından ibaret büyük bir alandı ve kum gibi insan kaynıyordu.

“Yardım malzemesini yağmalamak için dövüşüyorlar” diye içini çekti, USİ şeritli Yüzbaşı. Haritadaki başka bir noktayı işaret etti: “Buraya inelim!”

İki helikopter arasında koordinat alışverişi yapıldı ve arbede alanından kuzeybatıya doğru yöneldiler.

Alçalmaya başlamışlardı ki pilotun sesi yeniden duyuldu:

“Buraya da Amerikalılar konuşlanmış, bakın ABD bayrağı dalgalanıyor zaten!”

Birden, Daryal’ın kokpitin kapısında bittiğini fark etti Feride.

Tulum ceketini açıp içinde bir şey gösterdi, bir işaret olmalıydı.

“Yüzbaşım, sanırım yardımcı olabilirim. Ben de Türküm.”

Yüzbaşı başını hafifçe arkaya atıp, “Ah... Anladım” dedi. Bir an sustu ve ekledi:

“Şu s...m Hercule’leri bir yere indirmemiz gerekiyor! Tonlarca malzemeyi geri götürecek halimiz yok, herhalde!”

Daryal, “Buraya inelim Yüzbaşı!” dedi sükûnetle. “Türk yetkililerle temas kuramayız şimdi. Amerikalılarla anlaşırız aşağıda...” *

bir gun gece

Devletin beka sorunu, iktidarın mukadder sonu!

Bugünkü satırlarımı, Cumhuriyet’in değerli ve duayen imzası, aziz dostum Ali Sirmen’in 1 Eylül’de yayımlanan “Ne şehit ne gazi...” başlıklı yazısının bir devamı olarak okumanızı rica ediyorum.

İstanbul’un beklediği büyük depremin olası siyasal ve sosyal sonuçlarını kurguladığım Bir Gün Gece başlıklı romanın ilk baskısı 2003 yılında yapıldı.

Fransız deprem uzmanlarıyla işbirliği içinde, bilimsel verilere dayanarak, aslında belgesel olabilecek bir öngörüyü romanlaştırdım.

Bir Gün Gece’nin senaryosu, Ali Sirmen’in de vurguladığı gibi, bugün çok daha gerçekçi ve yakın.

Türkiye üstten alttan sallanıyor.

Üstte: Siyasal rantçılığın tepeden tırnağa çürüttüğü devlet, din ticaretinin yozlaştırdığı ahlak, ülkeyi kemiren yolsuzluk ve soygun salgını.

Altta: Sadece 33 km. kalınlığında külden ibaret yerkabuğunu zorlayan milyar megavatlık ateş küre.

Bir değil, iki deprem olacak. Biri mülkü, öteki devleti yıkacak gibi görünüyor.

Alt katı “garaj” yapılmak için kirişleri kırılmış, dibi oyulmuş bir apartman artık Türkiye. Son kirişe, son darbeyi bekliyor göçmek için.

Sözüm, İstanbul belediye başkanı seçiminden “beka” sorunu üreten muktedirlere!

Türkiye’nin beka sorunu, İstanbul’u yıkacak büyük depremdir.

Kanal İstanbul projesinden vazgeçiniz. Atatürk Havalimanı’nı yıkmayınız. Binaları seyreltiniz, geniş toplanma alanları açınız. Satılmayan boş konutları yıkarak işe başlayabilirsiniz.

Deprem sonrası Trakya ile Anadolu’nun kara bağlantısının kopacağını (çünkü tüneller yıkılabilir); afet bölgesine yalnız havadan ve denizden ulaşılacağını unutmayınız.

Elinizi çabuk tutun, çünkü İstanbul’un belediyesi değil ama depremi, sizin de sonunuzu hazırlıyor.

* Bir Gün Gece/Kırmızı Kedi Yayınevi, 2018

Mine KIRIKKANAT - 06 Ekim 2019

Son Yazılar