sivas madimak 2temmuz1993 225

Karamollaoğlu: Olay günü Aczmendiler gelmişti…

Belalı bir yıldı. Suikastlar, olaylar hiç eksik olmuyordu.

2 Temmuz 1993'te akşam saatlerine doğru Sivas'tan görüntüler televizyonda gösterilmeye başlandığında Türkiye nefesini tutmuştu. O günden sonra hiç ara vermeyen acı yaşanıyor.

Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, o dönem Sivas Belediye Başkanı idi. AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın oluşturmak istediği “Cumhur İttifakı”na, Karamollaoğlu da davet edilmişti. İttifakta yer almayacağını açıklayınca AKP'lilerin hedefi oldu. Onun, Sivas katliamının yaşandığı dönemde belediye başkanı olduğu hatırlatıldı. O hatırlatmalar üzerine arşivi taradık. Mülkiye müfettişlerinin raporunda dönemin belediye başkanı Karamollaoğlu'na dönük bir suçlama yoktu.

POLİSİ GÖNDERMİŞLERDİ…

Sivas olaylarının sorumlusu gibi gösterilmek istenen Temel Karamollaoğlu ile bir sohbetimizde “Sivas'ta Madımak Oteli'nin yakılması ve 33 aydının ölümlerini” ve kendisine dönük eleştirileri hatırlattım. “Anlatayım” dedi. Karamollaoğlu'nu dinlilyorum:

“Sivas olayları başladığında birdenbire yabancı gazeteciler, televizyon kanalları dünyanın dört bir yanından Sivas'a gelmişti. 1993 karışık bir yıldı. Cumhurbaşkanı Turgut Özal vefat etmiş, Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis'in uçağı düşmüş, gazeteci-yazar Uğur Mumcu bombalı bir suikast sonucu hayatını kaybetmişti. Sivas olayları da yine aynı yıl meydana geldi. Bir yerlerde ‘Türkiye biraz karışık bir ortama sürüklensin' diye düğmeye basıldı ve Sivas hadiseleri de bu kapsamda meydana geldi.

O zaman böyle düşünmemiştim. Emniyet istihbarat şube müdürünün daha sonra bana şu bilgiyi verdi: ‘Sivas'ta böyle bir olay çıkacağına ilişkin istihbari bir bilgi almamıştık. İki hafta önce Divriği ve Hafik ilçelerinde meydana gelen olaylar nedeniyle çevik kuvvet polisinin üçte ikisi bu ilçelere gönderildi. Sivas'ta hadise olursa müdahale edecek gücümüz kalmadığını vali ve emniyet müdürüne söylememe rağmen bir şey olmayacağını söylediler.'

DAVUL ÇALDILAR YALANI…

O gün Sivas'ta askerin yemin töreni vardı. Yemin törenine katıldım, yemeği vali ve diğer yetkililerle birlikte orada yedik. Emniyet müdürü, bir grup gencin Atatürk Kültür Merkezi'nin önünde toplandığını bildirdi. Gidip konuştum ve kalabalık dağıldı. Fakat yeterli kuvvet olmadığı için otelin önünde toplanılmasına mani olamadılar. Emniyet müdürü ile vali beyin arasında Aziz Nesin'in nerede olduğu konusunda anlaşmazlık çıktı. Sonuçta hadiseler adım adım adım büyüdü. Yani böyle birden bire bir patlama meydana gelmedi. Cuma namazının arkasından, ‘Cami taşlanmış. Caminin önünde cuma namazında davul çalınmış' diye gençler tepki göstermiş. Sonra onlar da dağıldı. Cuma akşama doğru kalabalık arttı.

SORU İŞARETLERİ ÇOK…

Daha önce Sivas'ta hiç görmediğimiz Aczmendiler, olaydan iki gün önce Sivas'a gelmişti. Yani niye geldiler?  Bu benim aklımda her zaman bir soru işareti olarak kaldı. Polis gücünün zayıflatılması ayrı bir soru işareti olarak kaldı. Pir Sultan Abdal şenlikleri 28- 29 yıldır Banaz Köyü'nde bir gün yapılırken vali bey ve Kültür Bakanlığı onu tuttu şehre aldı, kutlamasını haftaya yaydı. Bu da ayrı bir husus. Yani bu karar niye alındı? Yapılamaz mı? Yapılabilir ama yani hiçbir yerde böyle bir şey yapılmazken aniden yapılması… Bunlar, hadise olsun diye yapılan işler değil ama bir hadise patlak verince tahrik şeyi doğdu.

Arkasından da benim fotoğrafım diye Milliyet Gazetesi'nde, Madımak yangını sırasında flu olan ve bana benzediği belirtilen fotoğraf basıldı. Tepki, temelde Aziz Nesin'e karşıydı. Birisi perdeleri yaktı. İçeride olanlar dumandan boğuldu. O zaman hakkımda yanlış bir izlenim doğdu. Şimdi de Sivas olaylarını tabi başkaları gündeme getiriyor. Onlar da bana ‘Senin için eskiden böyle deniyordu, şimdi bunları nasıl unuttun?' diyorlar. Ya ne yapayım? Birisi ‘Böyle bir yanlış kanaate gelmişiz düzeltiyoruz' diyorsa ‘Yok düzeltmeyin mi?' diyeyim.”

Aziz Nesin'i o gece polis Ankara'ya getirdi ve polis evinde misafir etti. Nesin'le kapıdan tam çıkarken karşılaştım ve soru yöneltirken, polis otomobile bindirdi. Peşlerinden gidiyorduk. Dar sokağa girildi, arkadaki polis aracı durunca Nesin'i de kaybettik.

Kritik olaylar hep cuma günü yaşanıyor. Çorum olayları da cuma günü çıkarılmıştı. O günü yaşayan gazeteci olarak çarşamba günü de Çorum olaylarının gelişimini anlatacağım.

Saygı ÖZTÜRK - 02 Temmuz 2019

Olaylar “Ey cemaat camiyi yaktılar” sözleriyle başladı…

Günlerden cumaydı. O gün sokağa çıkma yasağı kaldırılmıştı.

Çorum'un ünlü saat kulesinin hemen yakınında bulunan tarihi Ulu Cami'de öğle namazı kılınıyordu. Kent sessizliğe bürünmüştü. Hani derler ye “fırtına öncesi sessizlik” diye, işte öyle bir sessizlik vardı. Namaz kılanlardan birisi, hep dışarıdan gelecek sesi bekliyordu. Hoca dualarını okurken, o başka şeyler düşünüyor, “Namaz bitecek, nerede kaldı bunlar?” diye içinden söyleniyordu. Çok geçmedi. Ulu Cami'nin önüne bir otomobil yaklaştı. İçinden inen bir kişi “Ey cemaat Alaeddin Camii'ni yaktılar, siz hâlâ burada namaz kılıyorsunuz!” diye bağırdı. Namaz bozuldu, ortalık karıştı. Bazı kişilerin camiye hazırlıklı geldikleri o an bellerinden, ceplerinden çıkardıkları hançer, satır ve kamalardan anlaşılıyordu.

ALLAH'INI SEVEN YÜRÜSÜN !

Gazeteci o gün bir şeyler olacağını sezmişti. Sabah konuştuğu bazı emniyet mensupları, “Sokağa çıkma yasağı bugün kaldırılmakla kötü yapıldı. Cuma günü en kritik gün. Provokasyona en uygun gün. Eğer cuma namazını atlatırsak ortalık sakinleşir” demişti. Askerler kent içinde bando eşliğinde yürümüştü.

Bir insan kalabalığı, Merih Oteli'nin önünden adeta koşar adım gidiyordu. “Allah Allah” diye bağırılıyor, o anda nereden çıktığı anlaşılamayan demir çubuklar, sopalar, keserler, bıçaklar ve satırlar dağıtılıyordu. Kalabalık dalga dalga büyüyor, Alaeddin Camii'ne doğru gidilmesi için çağrı yapılıyordu. Gazeteci ne olduğunu anlamak için topluluğun arasına karıştı. Bir demir çubuk da onun eline tutuşturmuşlardı.

Bir köşede askerler mevzilenmişti. Kalabalığı durdurmak için havaya ateş açıyorlardı. İstihbarat şubesinde görevli sivil giyimli Komiser Nail, ellerini havaya açmış, “Durun arkadaşlar, yapmayın arkadaşlar” diye bağırıyor, kalabalığı yürüyüşten vazgeçirmek için çabalıyordu. O sırada atılan bir taş Nail'in tam yüzüne geldi. Komiser elini yüzüne götürdü, sonra kan içinde kalan eline baktı. Ancak, acısını unutmuş, bağırmaya devam ediyor, “Gitmeyin arkadaşlar, durun arkadaşlar, oyuna gelmeyin vatandaşlar” diyordu.

TABANCAYI DAYADI…

Gazeteci, Alaattin Camii'ne doğru koşuyordu. Satırlı, sopalı, bıçaklı, silahlı adamlar bir o yana, bir bu yana koşuyorlardı. Yıllardır kapı komşusu olanlar şimdi birbirlerinin üzerlerine saldırıyordu. Gazeteci camiye yaklaşmıştı. Nefes nefeseydi. Evlerin arasından camiyi göremiyordu. Evinin bahçesinde duran yaşlı bir adama, “Amca cami nerede?” diye sordu. O “Aha şuradan git” derken, elinde kürek sapı olan bir genç gazeteciye doğru koştu: “Dur, kimsin sen?” dedi ve ilerideki gruba “Koşun, komünisti yakaladım” diyordu.

Geldiler. Birisinin elinde tabanca vardı. Tabancayı gazetecinin alnına dayadı. Gazeteci zaten ter içindeydi. Alnına tabanca dayandığında korkudan dili kurumuş, o anda aklından “Bari bir yudum su içirip de öldürseler” diye geçirmişti. Birisi gazetecinin cebinden cüzdanını çıkardı, basın kartına baktı. Sonra, bir fotoğrafına, bir gazeteciye bakarken birden bağırdı: “Ulan bir de Yozgatlısın. Ecevit'in gazetesinde, komünist gazetesinde ne işin var?”

ÜÇ AYLIK OĞLUM İÇİN…

Hastanenin içine girdiler. Onu ıssız bir köşeye götürdüler. Gazeteci öldürüleceğini düşünüyordu. Birden aklına eşi ve oğlu geldi. Yalvaran gözlerle karşısında duran biri eli sopalı, diğeri tabancalı gence adeta yalvararak baktı ve dudaklarından şu sözler döküldü: “Üç aylık oğlum var. Kıymayın babasına. Daha bir yıllık evliyim”… Eli silahlı genç de başını salladı, “Elimden gelen
bir şey yok”
dercesine.

39 yıl önce yaşanan acı olayla ilgili yukarıdaki alıntılar Doğan Kitap'tan çıkan 5-6-2 Tamam Reis- Kırcı” kitabımdan. O gazetecinin başına sonra neler geldiğini de bugün saat 19.00 Çorum Devlet Tiyatrosu Salonu'nda düzenlenecek panelde eski Milletvekili Adnan Türkoğlu ve avukat Sadık Eral'la birlikte anlatacağım.

Saygı ÖZTÜRK - 03Temmuz 2019

Son Yazılar