pyd abd iki ortak1 1

Türkiye'yi bekleyen tehlike sadece Suriye mi ?

Türkiye uzun sürecek ve tarihi bir ekonomik-finansal kriz ile karşı karşıyadır.

Bu durum günümüzde, Türkiye’ninyumuşak karnını ve en ciddi güvenlik sorununu oluşturmaktadır. Bu güvenlik sorununun Türkiye’nin içinde, Suriye’de, Kıbrıs’ta, Doğu Akdeniz’de ciddi yansımaları olabilecektir.

Kriz nedeni ile ihtiyaç duyduğu finansal destek için kullanılabilecek kaynakların Batı’da olması nedeni ile bu süreçte Türkiye’den yaşamsal çıkarlarından tavizler vermesi ve yeniden Atlantik yapısına sıkı bağlar ile bağlanması istenebilecektir.

Türkiye, 2011 yılında başlayan iç savaş ile birlikte Suriye’de, yanlış hedeflere yönelmesi  ve süregelen stratejik hataları nedeni ile açmazın içine sürüklenmiştir. Suriye’nin geleceği ile ilgili belirsizlikler ve bu ülkenin parçalanma olasılığı, PKK-YPG ‘ninABD desteği ile orduya dönüştürülmesi, mültecilerin durumu, güvenlikli bölge ile ilgili tarafların farklı amaçları, İdlib sorunu ve en önemlisi oyun kurucu rolünün  giderek yıpranmış olması ve hedeflerine ulaşma olasılığının giderek azalması, Türkiye’ nin bu ülke ile ilgili stratejik sorunlarını oluşturmaktadır.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Rusya’yı ziyaretinde Putin, Adana Mutabakatının Türkiye’nin Suriye ile ilgili sorunlarının çözümlenmesine yardımcı olabileceğini söylemişti. Türk yetkililer, konuyu derinliğine incelemeden ve Putin’in gerçek niyetini sorgulamadan bu öneriye can simidi gibi sarıldılar. Aslında Putin, Adana Mutabakatını gündeme getirerek Türkiye’nin Suriye ile ilgili sorunları için Suriye merkezi yönetimi ile muhatap olması gerektiğini dolayı yoldan ifade etmişti.

Bir süre sonra, Suriyeli yetkili, Adana Mutabakatının yürürlükte olduğunu, ancak mutabakata işlerlik kazandırılabilmesi için terörist olarak tanımladıkları, Türkiye’nin desteklediği ÖSÖ ve benzeri silahlı grupların ve Türk ordusunun Suriye topraklarının dışına çıkmasını şart koştu.

ASIL AMAÇ GÜVENLİKLİ BÖLGENİN KURULMASI MI ?

Adana Mutabakatı Türkiye ile Suriye’nin taraf oldukları bir uzlaşma idi. Suriye hiçbir şart koymuş olmasa bile Mutabakata işlerlik kazandırabilmek için tarafların, yani Türkiye ve Suriye yetkililerinin bir araya gelerek uygulama esaslarını konuşması gerekirdi.

Oysa, Türkiye, Birleşmiş Milletlere göre Suriye’nin meşru yönetimi Esad rejimini hala tanımamakta ısrar etmektedir. Bu şartlarda, Adana Mutabakatına yeniden nasıl işlerlik kazandırılabilir ki?  Ayrıca, şartlar değişti, bu gün ne Türkiye ne de Suriye, Mutabakatın sağlandığı tarihteki Türkiye ve Suriye değildir; bu nedenle de 1998 yılının şartlarına göre hazırlanmış Mutabakatı günümüzde uygulamak da mümkün değildir.

Güvenlikli bölge meselesine gelince. Kurulması düşünülen güvenlikli bölge ile Suriye’deki aktörlerin her biri farklı bir siyasi amaç gütmektedir. Suriye’de ABD, PKK-YPG’yi öncelikle İran’la hesaplaşmak için hazırlamakta ve güvenlikli bölgeyi, PKK-PYD’yi Türkiye’ye karşı korumak amacı ile kurmak istemektedir. Türkiye, PKK-YPG’ye karşı koruma sağlamak ve mültecileri yerleştirmek amacı ile güvenlikli böyle bir bölge arzu etmektedir. Rusya ise güvenlikli bölgenin Suriye tarafından kontrol edilmesini amaçlamaktadır.

Varsayalım ki uzlaşma sağlandı ve güvenlikli bölge Türkiye’nin kontrolüne verildi; Bölgeye ÖSÖ ve benzeri Türkiye’nin desteklediği silahlı grupların girmesini ve güvenliğin bu gruplar tarafında sağlanmasını diğer taraflar kabul edecek midir? Güvenlikli bölgenin dışında PKK-YPG varlığını sürdürmeyecek midir? Asıl amaç güvenlikli bölgenin kurulması mıdır, yoksa bu ülkedeki PKK-YPG varlığının sona erdirilmesi midir?

Suriye’deki kaos muhtemelen ana aktörler ABD ve Rusya’nın yeni Suriye’nin merkezi olmayan gevşek yeni yapısı konusunda uzlaşması ile sona erecektir.

İçinde bulunduğu ekonomik-finansal şartlar, Türkiye’yi Suriye’de zorlu taviz talepleri ile karşı karşıya bırakabilecektir.

Türkiye, mevcut şartları dikkate alarak bu ülke ile ilgili rasyonel siyasi amaçlarını yeniden tanımlamalı ve bu kaos ortamından en az zararla çıkmanın hesaplarını yapmalıdır.

DOĞU AKDENİZ’İN VE KIBRIS’IN JEOSTRATEJİK ÖNEMİ ARTMIŞTIR…

Enerji kaynaklarının keşfi ile Doğu Akdeniz’in ve Kıbrıs’ın jeostratejik önemi artmıştır. Bu bölgede uluslararası enerji şirketlerinin de devreye girmesi ile Türkiye karşıtı koalisyon giderek güçlenmektedir. Doğu Akdeniz enerjisinin Avrupa’ya a aktarılmasında maliyeti en düşük ve en akılcı çözüm bu enerjinin Kıbrıs üzerinde Anadolu’ya, buradan da Avrupa’ya aktarılmasıdır. Bu nedenle de Kıbrıs sorununun tavizler vererek çözümlenmesi istenmektedir. Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik-finansal şartlar, taviz taleplerini şiddetlendirebilecektir.

Oysa Kıbrıs, sadece Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları nedeni ile değil, Anadolu’nun güneyden kuşatılmasını önleyen, Süveyş kanalını, Akdeniz’den Süveyş kanalı üzerinden Basra körfezine, Hint ve Pasifik okyanuslarına uzanan dünyanın en önemli deniz ticaret yolunu, Ortadoğu coğrafyasını ve bu coğrafyadaki enerji kaynaklarını ve yollarını kontrol eden konumu nedeni ile de jeostratejik öneme sahiptir ve adadaki mevcut şartlar, Türkiye’nin çıkarlarına uygun olduğu içindengeli durumun sürdürülmesi gerekmektedir.

Süregelen ekonomik-finansal kriz nedeni ile Türkiye’nin taviz listesine, zaman içinde, Suriye’nin, Doğu Akdeniz’in, Kıbrıs’ın yanı sıra; Irak’ın, Ege’nin, Karadeniz’in, Montrö Sözleşmesi’nin de eklenmesi gündeme gelebilecektir.

Türkiye’nin bu zorlu şartları karşılamak için her şeyden önce iç cepheyi kuvvetli tutması ve her sorunu devlet politikası oluşturarak karşılaması gerekir.

SON SÖZ:

Taktikleri olmayan strateji zafere giden en uzun yoldur. Stratejisi olmayan taktikler ise yenilgiden önceki gürültüdür. SUN TZU

Nejat ESLEN  -01 Şubat 2019

Son Yazılar