ataturkun chpsi degiliz225

En Büyük Yağma Ve Talan Alanı!

Bir örnek vererek başlayalım.

Danıştay, okullarımızda ‘andımız'ın okutulmasına son vermesini 'yasal ve anayasal kurallara uyulmadığı için' iptal etti.

Tayyip Erdoğan buna çok kızdı. Başta Danıştay olmak üzere herkese verdi veriştirdi. "Bu metin ezanı Türkçe okutmak isteyenlerin metnidir" dedi.

Böylece yeni bir tartışma başlattı. Hem kendi bağnaz ve sapkın düşüncesinde, hem de açılım sürecindeki "yanlış' tavrında ısrarcı oldu.

Her zaman yaptığı gibi konuyu saptırdı. Saldırıya geçti.

*** *** ***

CHP milletvekili Öztürk Yılmaz bir tv programında –bu konuda kendisine yöneltilen soruyu- "bana kalırsa ezanın Türkçe okunması gerekir" diye yanıtladı.

Öztürk Yılmaz'ın bir tv programında kendi görüşünü açıklaması doğal değil midir?

Ama öyle olmadı.

Yandaş medya ve iktidar çevreleri ayağa kalktı. Öztürk Yılmaz’a ateş püskürdüler:

“ Ezan bütün dünyada İslamiyetin bir simgesidir. Onu duyan herkes müslümanların namaza çağrısı olduğunu bilir. Bin dört yüz yıldır Arapça okunuyor. Kimse değiştiremez”

Şunu bilelim; ezan bütün dünyada sadece Arapça okunduğu için bilinmiyor.

Üstelik, bazı dönemlerde çeşitli dillerde okunduğu da bir gerçek… İmamı azam da buna izin veriyor.

Ezan; sesin kaynağı, edası, ezgisi, ritmi, müziği, temposu ile farklıdır. Bir halk ezgimizi dünyanın her yerinde hemen tanıdığımız gibi; Arapça okunmasa bile Ezan’ı da hemen tanırız.

Evet, ezanın namaza çağrı olduğu her ülkede bilinir ama, her satırının, her sözcüğünün anlamı sadece o ülkenin dilinde okunursa anlaşılabilir.

Yandaşlar, tarikat ve cemaat çevreleri ezanın tam olarak anlaşılmasına karşı çıkıyorlar. Kutsal ve tılsımlı bir ses olarak bilinsin istiyorlar.

Tıpkı gerçek İslâmın anlaşılmasını istemedikleri gibi…

Geçelim.

*** *** ***

CHP yönetimi şimşek hızıyla Öztürk Yılmaz'ı "kesin ihraç' istemiyle Yüksek disiplin kuruluna verdi (!)

Öztürk Yılmaz, CHP yönetiminden izin almadan bu konularda görüş bildirmemeliymiş(!)

Parti kurallarına uymalıymış!..

Peki, CHP nin ezan konusunda aldığı bir karar var mıdır?

Yok…

Ezanın Arapça okunması konusunda dinsel bir kural var mı?..

Yok...

CHP Yüksel Disiplin Kurulu verilen görevi ivedilikle yerine getirdi.

Böylece bir ulusalcıyı daha partiden atıp temizliğe devam ettiler.

*** *** ***

Öztürk Yılmaz ne yapacaktı?

Durun, bir sorayım diyerek Tv stüdyosundan genel başkanı arayıp "bana şöyle bir soru yöneltildi. Görüşüm şudur. Bunu açıklayabilir miyim" mi demeliydi?

Kılıçdaroğlu o anda partinin yetkili kurullarını toplayıp bir karar mı aldıracaktı?

Yoksa, “şöyle bir yanıt ver” mi diyecekti?

İnanılır gibi değil(!)

CHP, Atatürk'ün başlattığı ve 18 yıl devam eden bir uygulamaya karşı düşüncesini açıklayan milletvekilini neden ihraç etmek ister?

*** *** ***

Yanıt ortada…

Çünkü; CHP yönetimi umudunu yerel seçimlere bağlamış durumda…

Bu seçimlerde de önemli bir başarı elde edilemezse, parti egemenlerinin iktidarı sona erecek…

Kılıçdaroğlu kesin olarak gidecek…

Telaş büyük…

*** *** ***

Başarılı olmanın yolları, kuralları, koşulları vardır:

Güvenilirlik, doğru program, gerçekçi ve yeni projeler, ilkelere bağlılık ve kararlılık gerektirir.

Kesin başarı, her yönetim birimi için yetişmiş adayların önceden hazır olmasıyla, seçilince neler yapılacağının ortaya konmasıyla elde edilir.

CHP içinde bunlar tartışılmış ve ortaya konmuş değil…

Yerel yönetimler için genel geçer yuvarlak sözler dışında bir makro plan yok.

İstanbul, Ankara ve diğer iller için özel projeler hazır değil.

Pıtrak gibi ortaya çıkan aday adayları ortalığı birbirine katıyor.

Her kafadan bir ses, herkesten farklı vaatler…

Bir de bunların üstüne–yıllardır yapıldığı gibi- Kemalizm dışlanıyor.

CHP yıllardır aynı yöntemi denemeye devam ediyor, kaybediyor.

Aptal olmayanların öğrendiği ilk şeydir:

Hata yinelenirse “tarih tekerrür eder.”

*** *** ***

Hep söylerim, Kemalizm'e ihanet edenlerin başında CHP vardır.

Siz, CHP’yi hâlâ “Atatürk'ün partisi” mi sanıyorsunuz?

Öyleyse babadan kalma bir yandaşlıkla onu desteklemeye devam edin.

Kendi ülkemizde, Arapça ile okumaya, yazmaya, seslenmeye, dua etmeye, dilimize Arapça sözcükleri yeniden sokmaya özeniyoruz!

Kendi varlığımızı, dilimizi, tarihimizi inkâr ediyoruz.

Camiye her gidişinde yardım istenmesinden bıkan biri imama seslenmiş:

"Hoca, duayı Arapça yapıyorsun da, yardımı neden Türkçe istiyorsun?" Parayı da Arapça iste."

CHP duayı Arapça, yardımı Türkçe isteyenlerin arkasına takılıyor!

İktidara öykünüyor!

AKP'ye, AKP seçmenine ödün vererek seçimi kazanacağını sanıyor!

Kendi seçmeni nasıl olsa çantada keklik… Tıpış tıpış oy vermek zorunda!.

*** *** ***

Partiler ve adaylar yarışıyor.

" Ben kazanmalıyım, benim adamım kazanmalı"

Hepsi birbirinin altını oyuyor.

Seçilebilmek için verilmeyecek ödün yok.

Kişiler ve partiler arasında kirli pazarlıklar sürüyor.

Yine CHP’den örnek verelim;

Atatürk'ün partisi olma iddiası kuru bir söylem mi olmalıdır?

İlke, ideoloji, kararlılık, doğruluk, dürüstlük, ahlak, vatan, ulusal birlik konularında tam bir tutarlılık gerekmiyor mu?

Partide böyle bir uyum görüyor musunuz?

*** *** ***

Öteki partileri hiç sormayın.

Kırk yıllık siyaset eskileri, neden "ben belediye başkanı olmalıyım, ben seçilmeliyim!" diye tutturur?

Aday oldukları alanlarda hiçbir bilgi ve becerileri olmadığı halde pıtrak gibi ortaya çıkan adayların amacı bir rant elde etmekten başka ne olabilir?

Siyaset bir baltaya sap olamamışların, yalanın, yanlışın, ihanetin, talanın, yağmanın alanı mı olmalıdır?

*** *** ***

CHP yerel seçim hazırlığı bahanesiyle genel seçimlerdeki başarısızlığın hesabını vermekten kaçındı.

Kurultay erteledi.

Oysa; bir ay içinde hem kurultayını yapabilir. Hem de seçimlere daha da iyi hazırlanabilirdi.

Yeni kurulan bir parti bile halkta umut yaratmışsa, dokuz ayda iktidar olabilir.

Örneği çoktur.

“Seçimlere hazırlanacağız. Yerel seçimlere 9 ay kala kurultay olmaz”

Çok mu iyi hazırlanıyorlar?

Hala Türkiye için umut besleyen, ama kasaba politikacılarının peşinden ayrılamayan yurttaşlar -her zaman olduğu gibi- kafalarını duvara vuracaklar…

Bu siyaset anlayışı, geçimini siyasetle özdeşleştiren, oradan bir parsa koparmaya çalışan uyanıklara yarıyor.

1980 darbesinden bu yana yalaka, yılışık, bilimsiz, kültürsüz,sorumsuz, boyun eğen insanların yaşadığı bir ülkeye dönüştük. Çoğunluğu, iktidar sadakalarının peşinden koşan bir halk olduk.

Siyaset alanını fırsatçılar doldurdu.

Böyle giderse, gelecek seçimlerde de, bir boy fotoğrafı çektirip uçuk vaatlerle halkı kandırmaya aday olanların iyice çoğaldığına tanık olacağız.

Yani; daha çok kandırılacağız.

İlkeli, kararlı, liyakati, üretimi önceleyen, halka gerçek çözümler sunan, güvenilir bir siyaset anlayışına ne kadar da ihtiyacımız var.

*** *** ***

Türkiye uzun süredir kumar ekonomisine tutsak olmuş durumdadır.

Herkes üretmeden kazanmanın peşinde…

Siyaset ulusal bir görev değil, bir yağma ve talan alanı olarak görülüyor.

En büyük rezalettir.

Siyaset, toplumları- akıl-bilim-sanat yoluyla- yönetme sanatıdır.

Siyasi partiler ise; bu alanda yarışan toplumsal güç odaklarıdır.

Türkiye cumhuriyeti yıkılıyor.

Böyle bir ortamda siyasal partiler al-ver pazarlığı yapıyorlar.

Rant peşinde koşuyorlar.

Pompei’nin son günleri gibi…

Oy kullanan - sade yurttaştan cumhurbaşkanına kadar- herkes, verdiği oyun karşılığında bir avanta peşinde

Gerçek şu ki; siyaset bir yağma ve talan alanı olmaktan çıkarılmadığı sürece iç kavga devam edecektir.

Türkiye Cumhuriyeti de, gelişmiş ve saygın bir devlet olamayacaktır.

Altan ARISOY – 27 Kasım 2018

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Son Yazılar

SP_WEATHER_BREEZY

0°C

Istanbul