ataturk225

Türkiye’nin Yol Ayrımı!

AKP iktidara gelinceye kadar Türkiye Cumhuriyeti'nin yolu belliydi.

Genel hatlarıyla Atatürk’ün gösterdiği yolda ilerliyor; ama, hep sağ iktidarlar tarafından yönetiliyordu!

1950 seçimleriyle siyasi arenada etkili olan dinci gericilik, DP ve AP’ nin kanatları altında büyüdü.

1960’ların sonlarında kendi partisini kurdu.

1980 cuntası sağ ve sol grupları ezdi, yok etti. Bir yıl içinde yönetim kadrolarının çoğunluğunu “dindar” olarak tanımladığı tarikatçı-cemaatçı kesimlere teslim etti. Oysa 12 Eylül 1980 darbe bildirisinin en önemli nedenlerinden bir dinci gericilikle mücadeleydi(!.)

Sağ ve sol yasak, dincilik serbest oldu. Özalizm denilen dönemde halk sindirildi. Sendikalar susturuldu. Ücretler düşürüldü. Özelleştirme başlatıldı. Başörtüsü (türban) siyasal simge haline getirildi. Emperyalist işbirlikçilik dikensiz gül bahçesinde iktidar sürdü.

Atatürk yolundan iyice sapıldı.

Koalisyonlar ve ekonomik bunalımlar arasında geçen 90’lı yılların en önemli olayı 28 Şubat 1997 MGK kararlarıdır.

Bunlar Türkiye’yi sürüp giden bunalımlardan kurtarmak, kuruluş ilkelerine döndürmek için alınan yasal ve demokratik kararlardı.

Bir süre sonra, devletin en yüksek istişare organının aldığı kararları “darbe” diye niteleyen büyük bir muhalefet hareketi canlandırıldı.

ABD desteğiyle hazırlanan bir kumpasla -daha bir yıldan uzun süre varken- Devlet Bahçeli tarafından koalisyon bozuldu. Seçim kararı alındı.

Böylece, 50 yıldır beslenip büyütülen gerici- işbirlikçi dincilik 3 Kasım 2002’de yapılan seçimlerde % 35 oy alarak parlamentonun %66 sına sahip oldu.

Halkın yüzde kırkı mecliste temsil edilemedi.

AKP NİN TÜRKİYE’YE VERDİĞİ ZARARLAR…

AKP 2002 yılından bu yana iktidardadır.

Ve 2015 yılının 24 Temmuz tarihine,(Tayyip Erdoğan’ın  7 Haziranda seçimi kaybetmesi yüzünden PKK’ya saldırmasına kadar) emperyalizme tam bağlılıkla hizmet etti.

İplerin bütünüyle kopması ise 15 Temmuz ABD güdümlü FETÖ Darbesiyle oldu.

16 Yıllık tek parti iktidarı sonunda Türkiye büyük bir ekonomik bunalıma düştü.

Devlet kurumları niteliksiz ellerde… Liyakat sıfır... Ülke yandaşlarca yağmalanmaya devam ediyor. Ciddiyetsizlik, cahillik ve perişanlık her yerde…

Türk halkı bölündü, kamplara ayrıldı. Düşmanlıklar, ayrılıklar yaratılıp körüklendi.

Adalet, TBMM, köklü kurumlar bir kişinin kaprislerine teslim edilmiş durumda…

Medya, iktidarın propaganda makinesi... Yüzde 95’i emir altına alınmış, AKP tetikçilerinin rezil dedikodularından, saldırılarından başka bir işlev görmemektedir.

Üniversiteler dilsiz, hocalar niteliksiz…

Safsatalar azdırıldı. Tarihsel iftiralar, insanlığa sığmayacak suçlamalar rezaletler yaşanıyor.

Yerli üretim azalıyor. Üretici yoksul ve mutsuz… En çok ürettiğimiz tarım ürünleri bile ithal ediliyor.

FETÖ kılıfı altında muhalif avcılığı yapılıyor.

Olağanüstü hal karşıtları sindirmek, parlamentoyu dışlamak için keyfi bir şekilde uzatılıyor.

Tayyip Erdoğan’ın iktidarında Türkiye, ne komşu ülkelerle, ne de dünyanın hiçbir ülkesiyle artık barışık değil...

NEDEN BASKIN SEÇİM?

Ve daha genel seçimlere bir buçuk yıl varken AKP çok ivedi baskın seçim kararı alıyor…

Tayyip Erdoğan, dünyanın hiçbir ülkesinde görülmeyen ucube bir TEK ADAM yönetimine bir an önce kavuşmaya çalışıyor.

Tuzak hazırlandı.

MHP’den kopan İYİ PARTİ seçimlere sokulmazsa muhalefete verilecek oylar engellenecek ve böylece seçim kazanılacak...

Sonra da astığı astık dinci dikta rejimini resmen ilan edecek….

Çünkü; onun için Türkiye’nin geleceği değil, kendisinin ve AKP’nin geleceği önemli...

İşte bunun için erken ve baskın seçim yapılacak...

Bir yandan da; “Türkiye çok iyi durumda” diye propaganda yapılıyor!.

Bütün yetkiler tek adamda... İsteyip de yapamayacağı bir şey yok.

O zaman neden erken seçim istiyor?

Yok, “Türkiye kötü durumda, bir an önce seçim yapalım” deniyorsa; sorumlusu tam 16 yıldır Türkiye’yi yöneten değil midir?

O zaman, nasıl bir yüzle yeniden iktidar olmak istiyor?

MUHALEFETİN DURUMU!

İktidarın bu şımarıklığı ve kötü niyeti karşısında; muhalefetin önlemler alması, kurulan tuzakları boşa çıkarması doğal ve olumlu bir gelişmedir.

İyi Parti’yi seçime sokmama tuzağına düşülmemiştir.

Aralarında güçlü bir seçim ittifakı kurulmuştur.

Çok sayıdaki muhalefet partisinin demokrasi ve adalet çerçevesinde güç birliği yapması zordur.

Ancak -aradaki pürüzlerin aşılması zaman alsa da- bu başarılmıştır.

Ne ki; “sıfır seçim barajı” konusunda tam bir birliktelik yaratılamamıştır.

Özellikle son 20 yıldır AKP ve FETÖ ile en dişli mücadeleyi veren,  Vatan Partisinin dışlanması hoş değildir. CHP’den edilen bir telefonla “biz dörtlü bir ittifak için anlaştık”, denmesi eleştiri konusu olacaktır.

Bu konuda VP genel başkanının; “adalet yürüyüşünü, ‘seçim ittifakı’nı, CHP’nin PKK mücadelesindeki tavrına karşı eleştirilerini ABD’ye, PKK’ya  ve FETÖ’ye hizmet olarak değerlendirmesinin etkili olduğu görülmektedir.

Perinçek’in olağanüstü hale dayanılarak sürdürülen hukuksuzlukları hiç önemsemeden abartılı söylemlerde bulunarak – örn.” Yargı altın çağını yaşıyor”- iktidarın Fetö mücadelesini aşırı desteklemesi göze batan tavırlardandır.

Vatan Partisi’nin “CHP-HDP arasında seçim ittifakı kurulacak”, Abdullah Gül ittifakın cumhurbaşkanı adayı olacak” şeklindeki eleştirilerinin ise etkili olduğu; HDP’nin ittifak dışında tutulduğu, Saadet Partisi’nin önerisi olan Gül’ün çatı adayı yapılmadığı-  görülmektedir.

CHP ve İYİ PARTİ çevrelerinde saydığımız eleştirilere tepki duyulduğu bilinmektedir.

Özellikle CHP’yi yöneten liberal kadronun Perinçek’e karşı tavır aldığı kesindir.

Diyebiliriz ki, eleştiri adı altında karşılıklı olarak amacı aşan söylemler birlikteliğe engel olmuştur.

EN ÖNEMLİ ELEŞTİRİ!

Bütün bunlara karşılık Perinçek’in getirdiği son eleştiri çok önemlidir.

Perinçek diyor ki;

“ seçim ittifakı ile ortaya çıkan tabloda kazanılacak başarı yapay olacaktır. Seçimden sonra her parti ayrı bir baş çekecektir. Uyumsuz bir yönetim ülkenin dev sorunları karşısında ayrı ayrı isteklerde bulunacak ve kısa sürede etkisiz hale gelecektir. Bu durumda Türkiye yeni ve belki daha büyük sorunlar yaşayacaktır. İttifakı sırf seçim için değil; ilkeler ve program temelinde yapmak gerekir.”

Perinçek haklıdır.

Nitekim, Saadet Partisi Başkanı sırf seçim ittifakı yaptıklarını söylemektedir.

Belki de ittifak protokolü sırf bu yüzden henüz imzalanamamıştır.

İlkeler ve iktidara geldikleri zaman uygulayacakları ulusal program, ittifak belgesinde kesinlikle yer almalıdır. Bağlayıcı olmalıdır.

Göreceğiz.

SONUÇ :

Gerçek şudur ki; 24 Haziran 2018 tarihi Türkiye Cumhuriyeti’nin önünde kesin ve yeni bir yol ayrımıdır.

Ya yeniden ulusal, laik, demokratik bir hukuk devleti olmaya yönelecek;

Ya da dinci bir tek adamın dengesiz diktatörlüğüne teslim olacaktır.

Acaba Türk halkının seçimi ne olacaktır?

Kölelik mi, Yoksa özgürlük mü?

Benim kanımı sorarsanız…

Sanırım kendimize gelmeye başladık.

Yaşayıp öğreneceğiz.

Altan ARISOY – 04 Mayıs 2018

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Son Yazılar

Mostly cloudy

27°C

Istanbul