mustafa onsel

FETÖ'nün yeni bir kumpasına gelmeyin!

Geçen haftanın belki de en önemli olayı; Türkiye’nin Afrin operasyonu sürerken, ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’un Türkiye’ye gelerek bir seri temasta bulunmasıydı...

Geçen haftanın belki de en önemli olayı; Türkiye’nin Afrin operasyonu sürerken, ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’un Türkiye’ye gelerek bir seri temasta bulunmasıydı. Bu temasların en dikkat çekeni ise Tillerson’un Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesiydi haliyle.

Görüşmenin hem şekil hem zaman açısından teamüllerin dışında olduğu yazıldı çizildi. Gerçekten görüşmeye tercüman alınmamıştı. Sadece Dışişleri Bakanları ve Cumhurbaşkanının olduğu bir görüşme… Böylesi bir durum pek görülmüş bir şey olmadığı için görüşmeye büyük bir gizem egemen oldu.

Ya görüşme süresi? Hiç de alışılmış, görülmüş bir süre değildi. Normalde yani teamüllere göre bu tür bir görüşme ortalama 45 dakika sürüyordu. Hâlbuki sözü edilen görüşme bittiğinde tam 3 saat 15 dakika geçmişti.

Görüşme sonrası yapılan açıklamalar birkaç cümlelikti. ABD Dışişleri sözcüsü, Verimli bir görüşme gerçekleştiğini ifade etti. Herkes haliyle bunca saat ne konuşulduğunu, “verimli görüşmenin” en azından konu başlıklarını merak etti...

Bu arada Afrin merkezine İran yanlısı Şii milislerin girdiği iddia edildi. Yine Şam yönetiminin de PYD ile görüşmeler yaptığı yazıldı, söylendi. Konu belli oranda hala muğlaklığını korumakla birlikte, bu tür bir olayın bölgede küresel aktör olan Rusya’nın haberi olmadan gerçekleşmesi mümkün değil.

Türkiye’nin Afrin’de ifa ettiği söz konusu operasyonun ilerlemesine ket vurmak maksatlı olarak algılanan bu çıkışın, Cumhurbaşkanının ABD Dışişleri Bakanı ile baş başa uzun süreli görüşmesine bir misilleme olarak görmek mümkün mü? Bir nevi “Bak, seninle dostane ilişkiler geliştirmeye çalışıyoruz ama sen yine ABD ile yakın ilişki kurmaya çalışıyorsun. Dikkat et!” denmeye mi çalışıldı acaba? Böyle düşünülmüş olabileceğini güçlü bir olasılık olarak görüyorum.

Geçtiğimiz hafta basında çok fazla yer bulmayan, belki de gözden kaçan bir gelişme de Çinli yetkililerin önümüzdeki süreçte Suriye’de daha etkin bulunacaklarını açıklamalarıydı.

Gelişmeler gösteriyor ki bundan sonra ABD bölgede biraz daha fazla zorlanacak. Bunun ipuçlarını görebiliyoruz. Bölgede zamanın ABD’nin aleyhine işlediği çok açık…

Devam edelim geçtiğimiz hafta olan bitenden…

*** *** ***

Bu görüşmenin hemen akabinde 14 önemli ve kar eden şeker fabrikasının özelleştirileceği gündeme geldi (zarar ettiği yalanı ile birlikte). Ne gelmesi kaşla göz arasında resmi gazetede yayınlandı bile. Bu gelişme, tıpkı Tekel’in özelleştirilmesiyle kapanan sigara fabrikalarını akla getirdi.

Yukarıdaki görüşmeyle fabrikaların kapanmasının bir ilgisi var mıydı bilmiyorum ama ordu sınır ötesi savaştayken, halkımızın azımsanmayacak bir kısmı işsiz kalacaktı bu kararla. Sadece işçiler mi? Ya esnaf? Ya pancar üreticisi?

Bu kararla belli ki pancar üreticisinin kotalı da olsa süren üretimi sona erecek…

Ne ilginçti ki, şeker fabrikalarının özelleştirilmesi hususu gündeme gelmeden kısa bir süre önce Şeker Piyasası Kurulu kapatılmıştı. Her şeyin bir plan dâhilinde yürütüldüğü ortada.

Söz konusu özelleştirmeyle, tıpkı sigara fabrikalarında olduğu gibi büyük olasılık bu fabrikalar önce işlevsizleştirilecek sonra kapanacak. Böylece pancar üreticisi yok edilecek. Büyük şehirlere göç artacak. İşsizler ordusuna yeni insanlar dâhil olacak.  GDO’lu mısır şurubu üreticisi Cargill firmasının önü tamamen açılacak.

Böylece bu “Biyolojik Terör” aygıtı ülkemiz topraklarında daha büyük vurgunlar vuracak. Biz ve çocuklarımız daha çok kanser olacağız. Kısırlık artacak. Obez insan sayısı fazlalaşacak.

Bunlarla mücadele için de yerli ilaç sanayimizi geliştirmemize olanak vermedikleri için, yine emperyal ülkelerden ilaç ithaline yüksek paralar ödeyeceğiz.

*** *** ***

Sağlıklı çocuklarımız Afrin ve benzeri yerlerdeki ABD beslemesi terörle mücadele edip şehit olurken; içerde ABD firmalarının, Cargill türü fabrikalarında üretilen ve zehirden farkı olmayan “Nişasta Bazlı Şurup” ile nesillerimiz sağlıksızlığa mahkûm edilecek; gelecek nesillerimiz, saldırının en sinsisi “Biyolojik Terör” ile heba edilecek.

Bunun sonuçlarını şimdiden görüyoruz. İlerleyen zamanda bütün toplum görecek ama atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmiş olacak.

Askeri okula öğrenci alımlarında bulunan arkadaşlarımdan aldığım bilgi, şu an bile olayın vahim boyutlarda olduğudur. Askeri okullara müracaat eden çocukların en az yarısı sağlıksız durumdadır. Bu gidişle ilerleyen zamanda belki de sağlıklı genç bulmakta zorlanacağız.

Görünen odur!

Ne acı değil mi?

*** *** ***

Peki, başka ne oldu? Ocak ayı içerisinde Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesi verdiği bir kararla, Yargıtay’ın, Ergenekon davasıyla ilgili çok net hukuki gerekçelerini görmemezlikten geldi ve Danıştay cinayeti (17 Mayıs 2006) davasının, halen İstanbul’da görülmekte olan Ergenekon davasıyla birleştirilmesini istedi.

Hala Ergenekon vardır iddialarının hukuksal bir tarafı var mı? Bu tür kararları, geçmişte Fetullahçı örgütün militanları hukuku katlederek vermişlerdi. İş tekrar başa mı dönüyor diyenler haksız mı?

Geçtiğimiz haftada cinayetin faili Alparslan Arslan, “etkin pişmanlık”tan yararlanmak istediğini belirtmiş.

11 yıldır söylemediği neyi söyleyecek sizce? Mahkemenin aldığı hukuken çok tartışılacak kararla paralel bu “etkin pişmanlık” girişimi bir tesadüftür diyebilir miyiz?

Bunu, bir de Başbakanının dün ATO’da yaptığı konuşmada “Ergenekon ve Balyoz’u defettik” söylemiyle (şaka gibi) birlikte düşünün!

Ne diyelim, daha neler yaşanacak hep beraber tanıklık edeceğiz.

*** *** ***

Bu arada FETÖ genel başlığıyla birçok farklı dava çeşitli mahkemelerde devam ediyor. Bunlardan biri de Ankara’da 20. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen GATA davası.

Ankara’da görülen bu davada, 400 civarında savaş pilotunu sağlık raporuyla sistem dışına itip, 15 Temmuz gecesi halka ateş eden pilotların önünü açan özellikle kardiyolojide görev yapmış öyle eski doktorlar tahliye edildi ki onca delile, hayatın doğal akışına aykırı faaliyete rağmen. Bu tahliyeler şaşkınlık ve hayretle karşılandı.

Özellikle GATA’da çalışanların; TSK’da FETÖ’cü yapılanmanın en önemli ayağı askeri doktorlardan, özellikle de böylesi FETÖ bağlantısı su götürmeyecek olan sanıkların tahliye edilmesini manidar gördüklerini, kabul edilemez bulduklarını ifade edeyim.

Yoksa bu tahliyeler başka başka “yanılgılara” yol açacak hatalar zincirinin başlangıcı mı? Bunları yavaş yavaş bırakalım iradesi mi var? Artık zaten kör topal yürütülen FETÖ mücadelesi bitti mi? Geçmişte PKK ile olduğu gibi bir FETÖ açılımı ile karşı karşıya mı kalacağız? Doğrusu bilemiyorum…

Bu soruların toplumun büyük bir kesiminin kafasında oluştuğunu, FETÖ ile sağlıklı ve yeterli mücadele edilmediği inancının giderek yerleştiğini söyleyebilirim.

*** *** ***

Bu tür kabulü zor tahliyeler yaşanırken FETÖ karşıtlığını net bildiğimiz bir kısım subay da tutuklanıyor. Bunlardan birini örnek vereyim: Jandarma Albay Uğur Yağlıdereli. Meslek ömrü Fetullahçı çeteye karşı duruşuyla geçmiş bir subay. Batman savcılığının açtığı soruşturma kapsamında geçenlerde tutuklandı. Gerçekten inanılası, kabul edilesi değil…

Bu sadece bir örnek. İnsanlar acaba FETÖ’cüler salınıyor, olmayanlar FETÖ’cü diyerek tutuklanıyor mu düşüncesine kapılmış vaziyette.

Tutuklamalar deyince, geçtiğimiz hafta İstanbul’da yine TSK mensuplarına yönelik büyük bir operasyon yapıldı. Çok sayıda asker gözaltına alındı, büyük çoğunluğu da tutuklandı. Bu operasyonun daha çok kontörlü ve sabit hatlardan yapılan aramalarla ilgili olduğunu biliyorum.

Yeri gelmişken, yargı mensuplarına bu konuyla ilgili naçizane bir uyarıda bulunmak istiyorum. Malum Bylock kullanımında FETÖ’cü militanların tuzağı çok sonra tespit edilebildi. Sözü edilen terör yapılanmasının, çoğunluğun içinde saklanmak için nasıl kendilerinden olmayan insanları, onların isteği dışında çeşitli müzik ve dini yayın yapan internet siteleri üzerinden Bylock sistemine dâhil edip mağdur ettikleri ortaya çıktı. Pek çok insan hiçbir şeyden habersiz aylarca cezaevinde kaldı. İşinden gücünden oldu.

Böylesi şeytani bir örgütle karşı karşıyayız…

Şimdi sabit ve kontörlü hattan aramalarda da benzer bir tuzak olduğu bu konuyu iyi bilenler tarafından ifade ediliyor.

Örgütün, özellikle son yıllarda açığa çıkmamak maksadıyla askeri birliklerdeki adamlarını bu hatlardan aradıkları bir vakadır. Ancak olası bir tespite karşı söz konusu askeri birlikte belirlediği başka telefon numaralarını da arayarak, sadece 4-5 saniyelik görüşmelerle Bylock’da olduğu gibi çok kişiyi bu işe bulaştırdığı yaygın biçimde söylenmektedir.

Dikkat edilirse bu tür aramaya muhatap olanlardan FETÖ mensuplarının büyük bir kısmı “itirafçı” oluyor ve mesleğe dönüyor. İtiraflarında ne söylüyorlar, ne kadar samimidirler bilmem. Ancak FETÖ’cü olmayıp bu işe bulaştırılanların örgüt üyesi olmadıkları için itiraf edecekleri bir şey de yok! Bu durumda da tutukluluk halleri devam ediyor. Bu hususun mutlaka bir daha gözden geçirilmesi masum insanların mağduriyetinin giderilmesi açısından önemlidir.

İtirafçılık denilince Hava Kuvvetlerinde 180 pilotun “itirafçı” olduğu söyleniyor. Umarım bu itirafların hepsi samimidir. Bir polis memurunun tabanca ile stratejik suikast işleyebildiği bir dönemde, stratejik bir silah olan uçakla neler yapılabileceği inanıyorum ki karar vericiler tarafından sağlıklı biçimde değerlendirilmiştir.

Ayrıca bu “itirafçıların” verdiği isimlerin iyi süzülmesi ve ilgisi olmayan insanların mağdur edilmemesi büyük önem arz etmektedir.

Neyse… Biz tekrar asıl konumuza yani geçen hafta olanların değerlendirmesine dönelim.

*** *** ***

ABD ne demek, Cargill demek, FETÖ demek, İncirlik üssü demek, Dremliner tipi uçak demek…

Peki, Şimdi biz gerçekten bölgemizdeki ABD politikalarını samimiyetle reddediyor muyuz?

Evet diyorsak ve bunda samimiysek ne yapmamız gerekir?

Öyle kamuoyu önünde bağırmadan, çağırmadan, kendimizi de fazla üzmeden sessiz sedasız yapacağımız şeyler var.

Bir kaçını ifade edeyim;

Cargill’in önünü açan yasaları iptal edin ve bu “Biyolojik Terör” aygıtını topraklarımızdan atın!

Tıpkı 1975 yılında, hem de zayıf denilen koalisyon hükümetinin, ambargonun kalkmaması üzerine İncirlik ve diğer ABD üslerine el koyarak ABD’nin faaliyetlerini yasakladığı gibi, İncirlik’i Amerikan askerine kapatın!

FETÖ’nün siyasi kanadı ve bürokraside halen devam eden yapılanmasının da kararlılıkla üzerine gidin. Ayrıca 15 Temmuz gecesinin bütün sorumluları hakkında, şu an işgal ettikleri makamlara bakılmaksızın soruşturma açılmasını sağlayın ki gri alanlar aydınlansın, dedikodular son bulsun!

Eylül ayında ABD’ye sipariş verdiğimiz 11 milyar dolarlık 40 Dremliner tipi uçak alımını iptal edin!

Bu kadar basit! Unutmayın bu milletin en seçkin gençleri Afrin’de ABD silahlarından çıkan mermilerle aziz canlarını veriyorlar…

Hadi bakalım… Bekliyoruz…

Son sözüm de hep “kazananlar kulübünde” olmayı alışkanlık haline getirmiş, liberal görünümlü, onur yoksunu, omurgasız insanımsı yaratıklaradır. Bilin ki ABD, çok uzun olmayan bir süreçte bölgemizde kaybeden kulüp olacak, sakın terk etmekte gecikmeyin… Gerçi siz kokuyu almışsınızdır. Ya ABD gemisini ya da Murat Belge gibi ülkeyi terk edersiniz…

Mustafa ÖNSEL – 28 Şubat 2018

Son Yazılar

Cloudy

25°C

Istanbul