muyesser yildiz5

Hulusi Akar'ı zor durumda bırakacak imza !

Erdoğan her fırsatta, “Seçilmişleri, atanmışlara kul etmeyiz” diyordu.

Ancak atanmış Milli Savunma Bakanı ile seçilmiş Özgür Özel arasında Meclis'te yaşanan olağan bir tartışma, giderek büyüyen siyasi ve hukuki bir krize dönüştü. Dün Erdoğan, Özel'e “Yargının gerekli dersi vermesini” isteyip, “Önce tazminat, ardından ceza” hükmünü kesti. Bugün de Milli Savunma Bakanı Akar, kendisine hakaret ettiği gerekçesiyle Özel hakkında suç duyurusunda bulunup, tazminat davası açtı.

O halde, Meclis'te Milli Savunma Bakanlığı bütçesi üzerindeki görüşmeler sırasında meydana gelen tartışmadan bir bölümün üzerinde daha durup, geçmişte yaşanan bir olayı hatırlatalım.

Bakan Akar, 15 Temmuz gecesini anlatırken, şunları söyledi: 

“Saat 16.00’ya kadar, saat 20.30’a kadar darbe lafı yok 15 Temmuz'da, yemin ediyorum, yok böyle bir şey. Saat 18.30’da, böyle bir kaçırma olayı, münferit kaçırma olayını duyduğumuzda, saat 18.30’da... Bilen bilmeyen konuşuyor, emeklisi, muvazzafı. Bunlar doğru değil. 18.30’da verdiğim emir, bizzat –ceridelerde var, mahkeme dosyalarında var- 18.30’da verdiğim emir, 'Uçakları indirin, uçak kaldırmayın' tedbiren. Bu emir saat 19.20’de, örnek olarak veriyorum, Kars’ta, Kars’taki –efendime söyleyeyim- havaalanında, 19.10’da Hava Kuvvetleri Komutanının telefonunda, oradaki harekât merkezinden yayıldı hepsi, bir. İki; Saat 20.30 civarında içeri o alçaklar girdiler ve kafamıza tabancayı dayadılar, 'Başımıza geçeceksin' dediler ve ben bunu reddettim. İçinizde -yatağa yattığınız zaman düşünün- kafanızda tabanca varken, 'hayır' diyebilecek kaç kişi var?.. Benim sizden ricam, AK Parti Grubundan ricam, lütfen dosyalara bakın, dosyaları inceleyin, bunların hepsinin açık seçik, övünecek cevabı var. Akıncı’ya götürdüler, etrafımızda silahlı insanlar, bir sürü asker, tek başıma oturuyorum, bütün o alçakların önünde, önüme iki sayfa çıkardılar, 'Bunu okuyun, imzalayın' dediler, imzalamadım.”

Özetle Akar, darbeciler tarafından nasıl “esir” alındığını ve kendisinin nasıl direndiğini açıkladı.

O geceye ilişkin Genelkurmay-Akıncı, ertesi gün de Mehmet Dişli'yle beraber Çankaya Köşkü'ne gidiş görüntüleri ve sadece sanık değil, tanık beyanlarını bir başka yazıda ele almak üzere, 4 yıl önceki bir olaya gidelim. 

ASTSUBAY ÖZGÜR ÖRS NEYLE SUÇLANDI ?

Tarih 1 Ocak 2015... Kilis 3. Hudut Bölük Komutanlığı'nda karakol astsubayı olarak görev yapan Özgür Örs, “Bir grup kaçakçı var” ihbarı üzerine Suriye sınırına geçtiğinde, IŞİD'liler tarafından rehin alındı.

Örs, 5 gün sonra serbest bırakıldığında, dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu haberi Twitter hesabından duyururken, Erdoğan da Astsubay Örs’ün eşini telefonla arayarak geçmiş olsun dileklerini iletti.

Ancak kısa süre sonra Örs hakkında hem disiplin, hem de ceza soruşturması başlatıldı.

Disiplin soruşturmasının gerekçesi; “IŞİD'e mukavemet göstermediği, bu olayın basında yer almasıyla örgüt propagandasına malzeme olduğu ve TSK'nin itibarını zedelediği” idi. 

Disiplin soruşturmasından başlayalım:

İlk soruşturmayı 2. Ordu Komutanlığı yaptı ve 9 Şubat 2015 tarihli raporla, “Astsubay Örs'ün yaptığı eylem ve sonuçları itibarıyla T.C. Devleti'nin ve TSK'nın itibarına zarar verdiği kanaatiyle, TSK'da kalmasının uygun olmayacağının değerlendirildiği” bildirildi.

Dosya Kara Kuvvetleri Komutanlığı Yüksek Disiplin Kurulu'na geldi. Bu Kurul da 15 Nisan 2015'te, Astsubay Örs'ün TSK ile ilişkisinin kesilmesine karar verdi.

Özetle Örs, TSK'dan atıldı. 

Örs ve Avukatı Erkan Akkuş, kararın iptali için Askeri Yüksek İdare Mahkemesi(AYİM)'ne dava açtı. AYİM Başsavcılığı, Astsubay Örs'ün talimatlara aykırı davransa da doğrudan TSK'dan çıkarılmasının orantılı olmadığı gerekçesiyle işlemin iptali yönünde görüş bildirdi. Ancak yargılamaya geçilme aşamasında askeri yargı kapatıldığı için dosya Gaziantep 1. İdare Mahkemesi'ne gönderildi. 

Buradaki yargılama sırasında Milli Savunma Bakanlığı'nın gönderdiği savunma dilekçesinde de Astsubay Örs'ün, “Kaçırılması ve bu olayın basına olumsuz yansıması sonucunda Devletin ve TSK'nın itibarını derinden sarstığı” vurgulandı.

Astubay Örs ise kendisini, “Hayatım boyunca 60'a yakın takdir aldım. Sicillerim çok iyi. TSK'dan atılmam, yasal dayanaktan yoksun ve keyfi. En temel insan hakkı olan yaşama hakkını korudum. TSK'nın itibarını sarsacak herhangi bir eylemim yoktur” diye savundu. 

Bu dava 1 Şubat 2018'de sonuçlandı. Gaziantep 1. İdare Mahkemesi, TSK Disiplin Kanunu, 2. Ordu Komutanlığı'nın soruşturma raporu ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı Yüksek Disiplin Kurulu kararına dayanarak, Astsubay Örs'ün TSK'dan atılmasını onayladı. Yargılama giderleri ve Milli Savunma Bakanlığı'nın avukatlık ücreti de Örs'ün üzerine bırakıldı. İstinaf süreci de Örs'ün aleyhine sonuçlandı.

Örs hakkındaki ceza soruşturmasına gelirsek;

4 Aralık 2015'te hazırlanan iddianame ile hakkında 1 aydan 1 yıla kadar hapis cezası istendi. Dava 5'inci Zırlı Tugay Komutanlığı Askeri Mahkemesi'nde görülecekti. Ancak yine askeri yargının kapatılması sebebiyle dava Kilis 3. Asliye Ceza Mahkemesi'ne gitti.

Dava 24 Haziran seçimlerinden 4 gün sonra 28 Haziran'daki ikinci celsede sonuçlandı. Örs duruşmada yoktu. Avukatı Erkan Akkuş ise mazeret dilekçesi göndermişti. Avukatın mazeret dilekçesi kabul edilmedi ve her ikisinin yokluğunda, yani Örs'e son sözü sorulmadan karar açıklandı.

Karar;

“1 ay hapis cezası ile cezalandırdılması, mahkemedeki saygılı tutumu lehine takdiri indirim nedeni kabul edilip, cezasından takdiren 1/6 oranında indirim yapılarak 25 gün hapis ile cezalandırılması, yeniden suç işlemeyeceği yönünde mahkemede vicdani kanaatin oluşması nedeniyle hükmün açıklanmasının geri bırakılması, bu nedenle sanığın 5 yıl süreyle denetim sürecine tabi tutulması” şeklindeydi.  

Bu dava henüz sonuçlanmadı, istinafta bekliyor. 

TSK'DAN ATILMA KARARINDA KİMLERİN İMZASI VAR ?

Astsubay Özgür Örs, olaydan 7 ay sonra bir gazeteciye yaptığı açıklamada, şunu söylemişti:

“Dört kişi kalaşnikof namlularını bana doğrulttu. İşte o an ilk defa irkildim. Kendi kendime, 'Ben ne yaptım!' dedim, ama iş işten geçmişti.”

2 çocuk babası Örs'ün, Balıkesir'de çaycılık yaparak, ailesinin geçimini sağlamaya çalıştığını da belirttikten sonra Kara Kuvvetleri Komutanlığı Yüksek Disiplin Kurulu'nun aldığı TSK'dan atılma kararına dönelim.

Oy birliğiyle alınan kararın ikinci maddesinde şöyle denildi:

“Yetki sınırlarını aşarak, kendisini töhmet altında bırakabilecek şekilde sınır hattının ötesinde terör örgütü mensubu unsurların olduğunu bilmesine rağmen emniyetsiz ve tedbirsiz davranmak suretiyle sınır hattını geçmesi neticesinde, kimliği belirsiz silahlı kişi/kişiler tarafından kaçırılması ve karıştığı bu olayın basına olumsuz yansıması sonucunda Devletin ve TSK'nın itibarını derinden sarsıldığı...”

Kararın altındaki imzalara ve bugünkü durumlarına gelirsek; 

Kurul Başkanı Kurmay Başkanı Korgeneral İhsan Uyar: 15 Temmuz'da derdest edildi. 1 yıl sonra emekli edildi.

Üye İstihbarat Başkanı Tümgeneral Osman Erbaş: Korgeneral oldu. Halen 8. Kolordu Komutanı.

Üye Harekat Başkanı Tümgeneral Mehmet Okkan: 15 Temmuz'dan 1 yıl sonra emekli edildi.

Üye Personel Başkanı Tümgeneral Ömer Şevki Gençtürk: 15 Temmuz'da derdest edildi, 1 yıl sonra emekli edildi.

Üye Tayin Daire Başkanı Tuğgeneral Şener Topuç: Tutuklu.

Üye Personel Plan ve Yönetim Daire Başkanı Tuğgeneral Ahmet Bican Kırker: Tutuklu.

Üye Yönetim Şube Müdürü İstihbarat Kurmay Albay Mustafa Barış Avıalan: Tutuklu.

Üye Adli Müşavir Hakim Albay Mehmet Emin Yapar: Tutuklu.

Üye Sicil ve Kıdem Şube Müdürü Personel Yarbay Ertuğrul Yavuz: Tutuklu.

Ve son imza:

“Uygundur” diyerek, kararı onaylayan, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hulusi Akar.

hulusi akar imza tsk atilan subaylar1

hulusi akar imza tsk atilan subaylar2

İmzalar, TSK açısından yakın tarihimizin acı bir tablosu gibi değil mi?

Her neyse! “Birinde IŞİD silah dayamış, diğerinde darbeciler, ama akıbetleri bambaşka” demekle yetinip, Astsubay Örs'ün Avukatı Erkan Akkuş'un, TSK'dan atılma davasındaki dilekçesinden şu cümleyle bitirelim:

“Basına bansıyan bu olay sebebiyle müvekkilimiz hakkında işlem tesis edenlerin, basına daha vahim şekilde yansıyan buna benzer olayların sujesi olmasındaki paradoksu sayın heyetinizin takdirlerine bırakıyorum.”

Müyesser YILDIZ – 26 Aralık 2018

Yazarlar