muyesser yildiz5

Rahip şantajından sonra ABD'den bir tehdit daha !

Türkiye 24 Haziran seçimlerine giderken, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Kıbrıs Özel Danışmanlığına Jane Holl Lute atadı.

Bu atamanın ardından Rum kesiminin müzakerecisi Andreas Mavroyannis, tarafların BM Genel Kurulu dolayısıyla Eylül'de New York'ta olacağını, ancak Genel Sekreter Guterres'in bundan önce prosedürün devamını önermeye hazır olması için “derine inmesini” istediklerini belirterek, “Eylül  takvimini kaçırırsak, durum daha da karmaşıklaşacak, devamı da zor olacak” dedi.

Aynı günlerde Avrupa Parlamentosu, müzakerelerin yeniden başlaması için Türkiye'nin, Rum kesimini tanıması şartını hatırlattı. 

3 gün önce ise BM Güvenlik Konsey’nde Kıbrıs'taki Barış Gücü Misyonu'nun görev süresinin 6 ay daha uzatılmasını öngören karar tasarısı oy birliğiyle kabul edildi. Kararla birlikte, Kıbrıs sorununun çözümü için tüm taraflara “siyasi irade koymaları” ve “süreci hızlandırmaları” çağrısı tekrarlandı. 

Sözkonusu çağrının bir kez daha tekrarlanmasının ardındaki isim, ABD Başkanı Trump'tan başkası değildi. Kıbrıs'taki Barış Gücü Misyonu'nda reform yapılması gerekçesiyle, bu güce yapılan finansal katkıyı azaltıp, asker sayısını düşüren, hatta Misyon'un tamamen kapatılması seçeneğini gündeme getiren Trump, beraberinde Ada'daki liderlerden “siyasi süreç konusunda acil adım atmaları” talebinde bulundu. Niyet belli; “Çözümü” hızlandırmak!

Bazı ülkelerle birlikte Rum kesimi de Barış Gücü'nün küçültülmesi veya kapatılmasına karşı çıkarken, Türkiye'nin bu konudaki düşüncesi ne, bilmiyoruz.

BM'nin son kararıyla ilgili olarak Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, sadece “Siyasi irade konması ve sürecin hızlandırılması” çağrısına tepki gösterilip, özetle şöyle denildi:

“Kıbrıs meselesinin çözüm sürecinin gelecekte ne şekilde sürdürüleceği hususunda peşin hüküm içeren yazımlar, maalesef bu son karar metninde de muhafaza edilmiştir. Genel Sekreter’in danışmanı tarafından gerçekleştirilecek temasların sonucuna ve çözüm sürecinin gelecekte alabileceği şekle dair peşin hükümler kaydedilmesi, Türkiye açısından bir anlam taşımadığı gibi, Kıbrıs meselesinin çözümüne de katkı sağlamamaktadır. Önümüzdeki dönemdeki herhangi bir sürecin, ancak Ada’daki mevcut gerçekleri ve geçtiğimiz yarım asır boyunca sürdürülen müzakerelerden elde edilen deneyimi yansıtan bir temel üzerinde inşa edilmesi ve buna uygun beklenti ve hedeflere yönelik olması halinde başarılı olabileceğini düşünüyoruz.”

ÖNCE LUTE SONRA ÇAVUŞOĞLU…

BM Kıbrıs Özel Danışmanı Lute, Pazartesi günü Kıbrıs'taydı. Önce Rum Lider Nikos Anastasiadis, ardından KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile görüştü. Liderlerin Kıbrıs konusundaki son pozisyonlarını not eden Lute'nin, Eylül ayına kadar bir rapor hazırlayacağı bildirildi.

Aynı gün Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da KKTC'ye gitti ve sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımda, “Kıbrıs konusunda önümüzdeki dönemde atılabilecek adımlara ilişkin değerlendirmelerde bulunmak üzere Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeyiz” dedi. Ertesi gün Akıncı'yla ortak basın toplantısında da özetle şunları söyledi: 

“Kıbrıs Rum tarafı, Kıbrıs Türkü'nü bir azınlık olarak görmeye devam ediyor, eşit bir ortak olarak görmek istemiyor ve hiçbir şeyi Kıbrıs Türkü ile paylaşmak istemiyor. Çözümsüzlüğün sebebi budur. Önümüzdeki süreçte neler yapacağımız konusunda tablo biraz daha netleşecektir. Türkiye ve Kıbrıs Türk halkı olarak yapıcı tutumumuzu sürdüreceğiz. Rum tarafının Ada'nın tek sahibi gibi davranmaktan vazgeçmesi gerekiyor.”

ÜÇ GARANTÖRÜN ANLAŞTIĞI KONU NE ?

KKTC'ye gittiği gün hemen hemen tüm gazetelerde Çavuşoğlu'nun “Yeni sistemde dış politikamıza” ilişkin röportajı vardı. Yeni sisteme geçişle dış politikada denklemlerin ve prensiplerin birden değişmeyeceğini anlatan Çavuşoğlu, dış politika felsefesini, “Yurtta sulh cihanda sulh. Komşularla sıfır sorun” diye özetledi. “Kıbrıs'ta çözüm görüyor musunuz?” şeklindeki soruyu da şöyle cevaplandırdı:

“Federal sistem için çok yoğun müzakereler sürdürdük. Herkes gördü Türkiye’nin ne kadar haklı olduğunu. Hep müzakere yap müzakere yap, olmuyor. Şimdi Yunanistan’la, İngilizlerle üç garantör ülke olarak anlaştık. Rum tarafıyla henüz böyle bir temasımız olmadı. Ama şu konuda anlaştık; Önce neyi müzakere edeceğimizi ve çerçevesini belirleyelim. Yani başka bir başarısızlığı biz kaldıramayız artık . Önümüzdeki süreçte de bu temaslarımızı gayri resmi bir şekilde sürdüreceğiz. Çok acele edip de oturup da tekrar başarısız olursak bir daha müzakere olmayabilir. Bu konuda ben epeyce kafa yordum. Şimdi önceliklerimizden biri de bu konu olacak.”

Şimdiye kadar Kıbrıs'la ilgili meseleler topluca görüşülürken, üç garantör ülke şimdi nasıl bir anlaşma yapmış; Önce neyin müzakere edileceği belirlenecek, buna göre masaya oturulacakmış. 

Rumların önceliği belli; “Kıbrıs'ta garantörlük sona erdirilsin, Türk askeri Ada'dan çekilsin, ondan sonra konuşalım” diyor.

Çavuşoğlu'nun, “Epey kafa yorduğunu” vurguladığı ve Dışişleri Bakanlığı'nın BM Barış Misyonu kararıyla ilgili yaptığı açıklamayla da çelişen bu yeni “formül” nereden çıktı veya bundan 1 ay önce kim duyurdu dersiniz?

Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Kotzias! 24 Haziran'daki röportajda, “Yeni müzakere şartı ve Türkiye'nin olası tavrına ilişkin” bir soruya Kotzias, şu karşılığı vermişti:   

“Bir konferans düzenleyip Garantiler ve Güvenlik konularında ortak bir çözüm bulup bulamayacağımızı incelemeden önce, garantör güçlerin konuşmaları gerekecek. Eğer bu konuda bir çözüm yoksa, müzakereleri yeniden başlatmak için bir neden yok. Cenevre'de ve Crans-Montana'da yapılanların aksine biz ilk olarak bu konuyla başlayacağız. Türkiye'nin konuya, yani çözüm yöntemine dair makul bir yaklaşımı olduğunu seziyorum.”

Çavuşoğlu'nun son açıklamasına bakınca, Kotzias'ın sözlerinin “sezgiden” çok “bilgiye” dayandığı anlaşılıyor.

Bir de acaba üç garantör ülke, bu “formül” üzerinde hangi ara anlaştı? Erdoğan'ın seçimden önceki İngiltere ziyaretinde olabilir mi? Malûm Erdoğan İngiltere'ye giderken de dönerken de, “İki garantör ülke olarak Kıbrıs'la ilgili son durumu gözden geçirdiklerini” söylemişti. 

BU DA KIBRIS TEHDİDİ !

Ve son gelişme;

Üç gün önce Rum kesiminde “Dış Rumlar Konferansı” düzenlendi. Konferansın açılış konuşmasını yapan Rum Lider Anastasiadis, bir kez daha garantörlüğün çağdışı kaldığını belirtip, Türk askeri için “işgâl ordusu” ifadesini kullandı ve “Türkiye'nin tehditlerine, Kıbrıs Cumhuriyetinin eğemenlik haklarına şüpheyle bakmasına rağmen Kıbrıs Münhasır Ekonomik Bölgesi’ndeki araştırmaların sorunsuz bir şekilde devam ettiğini” anlattı. 

Toplantının önemi şu; İsrail, Mısır ve ABD Büyükelçileri de oradaydı. İsrail Büyükelçisi Aammy Ravel, Rumların tek taraflı doğalgaz aramasına tepki gösteren Türkiye'nin davranışlarını tahrik olarak niteleyip, “Türk tehditleri nedeniyle İsrail'in askeri müdahalede bulunmak zorunda kalmamasını temenni ederim” tehdidinde bulundu. Mısır Büyükelçisi Mai Taha Muhammed de gerekirse Türkiye'ye karşı askeri güç kullanmaktan çekinmeyeceklerini bildirdi. 

ABD Büyükelçisi Cathleen Doherty'e gelince; Türkiye'nin Rumlara gösterdiği tavrın kabul edilemez olduğunu söyledi.

Sözde “Stratejik müttefik” ABD'nin bugüne kadar yaptıkları bir yana, son bir haftada önce Rahip şantajı, şimdi de Kıbrıs tehdidi!

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ise hâlâ, “ABD ile ilişkiyi kurtarmak ve ileriye götürmekten” söz ediyor.

Bu nasıl ilişkidir Allah aşkına?

Müyesser YILDIZ – 29 Temmuz 2018

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yazarlar

Mostly clear

25°C

Istanbul