muyesser yildiz5

Papazı gösterip Sevr'e razı etmek !

24 Haziran seçimlerinden hemen sonra Erdoğan'ın,

ABD'li Senatörler Lindsey Graham ve Jeanne Shaheen'i AKP Genel Merkezi'nde kabulü, bu görüşmenin ardından senatörlerin tutuklu Rahip Brunson'u cezaevinde ziyareti ve “Brunson sorunu çözümlenene kadar Türkiye ile daha iyi bir ilişki olmayacak ve bunu Türk hükümetine bildirdik” açıklaması üzerine, “18 Temmuz'daki duruşmada ABD'li rahip tahliye mi olacak?.. Olursa, 'kandırılma' faturası bu defa kime çıkarılacak?” diye sordum.

18 Temmuz'da tahliye çıkmayınca, yanılsam da hukukumuz adına sevindim.

Ancak hafta başında Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun golf sporunun faydaları eşliğinde bir grup gazeteciye verdiği röportajı okuyunca, aklıma yine Rahip Brunson geldi.

Çünkü Adalet Bakanı değil de Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, “Yeni yönetim sisteminde, yargının bağımsızlığının yanında bozulan yargının da tekrar tamir edilmesi gerektiğinden” söz ediyordu.

Çavuşoğlu'nun bu sözlerinden 2 gün sonra Rahip Brunson “sağlık sorunları” dikkate alınarak, ev hapsiyle tahliye edildi.

Mahkeme, aynı mahkeme. Rahip, birden hastalanmış değil, başından beri sağlık sorunları olduğu söyleniyor. 18 Temmuz'da “tutukluluğa devam” denmiş, 1 hafta sonra ise bu karar çıkmış.

Haliyle şaşkınlık, tepki oldu, en önemlisi “ABD baskı ve tehditleri” gündemin orta yerine oturdu.

ABD cenahından ilk açıklama Dışişleri Bakanı Pompeo'dan geldi. Kararı memnuniyetle karşıladıklarını belirten Pompeo, “Ancak bu yeterli değil. Brunson'a karşı inandırıcı bir kanıt görmedik. Türk yetkililere bu davayı derhal adil bir şekilde çözmeleri için çağrıda bulunuyoruz” dedi.

Trump ve Yardımcısı Mike Pence'in, tehditlerini geçiyorum. Pompeo'ya dikkat çekmemin sebebi şu; Şimdilerde Pompeo'nun Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ile telefon görüşmesinde gelişmelerden habersiz olduğu, Çavuşoğlu'nun “sert çıkışı” karşısında “gafil avlandığı” anlatılıyor ya, ondan. Rahip konusunda ilk açıklamayı ve uyarıyı o yapmışken, nasıl “gafil avlandı” ki?!.

Her neyse, söz uçar yazı kalır; Önümüzdeki günlerde yaşanacak olası gelişmelerde hatırlanması amacıyla yetkililerimizin konuyla ilgili sert tepkilerini de kayda geçirelim.

Erdoğan henüz konuşmadı.    

Yardımcısı Fuat Oktay: Türkiye bir hukuk devletidir ve Türk adaleti herkese eşit mesafededir. Ucuz tehditlere karşı da tahammülümüz yoktur. ABD’li muhataplarımız, millet adına hüküm veren Türk yargısının kararlarına saygı duymak zorundadır.

Sözcüsü İbrahim Kalın: ABD yönetiminin açıklamalarının, bir NATO müttefiki olan ülkemize yönelik kullanılan tehditkâr dilin kabul edilmesi mümkün değildir. FETÖ konusunda bugüne kadar hiçbir adım atmayan ABD yönetimi, bağımsız Türk yargısının yetki alanında olan bir hususu bahane ederek, Türkiye’ye karşı tehditler savurarak netice alamayacağını bilmelidir. ABD, kendi çıkarlarına ve müttefiklik ilişkimize daha çok zarar vermeden, bir an önce tavırlarını gözden geçirerek yapıcı bir zemine dönmelidir.

TBMM Başkanı Binali Yıldırım: Bize tehdit sökmez, ABD Türkiye ile ilişkilerini uzun vadede geliştirmeyi arz ediyorsa bu ucuz tehdit lisanını bırakmalı. Türkiye'yi tehdit etmeden önce Türkiye'de bir 15 Temmuz darbe girişiminin olduğunu ve bu girişimin de faili olan FETÖ'nün Amerika'da elini kolunu sallayarak hiçbir kısıtlamaya tabii olmadan muhafaza edildiğini de unutmamalıdır. Amerika bir hukuk devletiyse, Türkiye de bir hukuk devletidir. Dolayısıyla hukukun kararına saygı göstermek durumundadır.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu: Kimse Türkiye’ye dayatmada bulunamaz. Hiç kimsenin tehdidine müsamaha edemeyiz. Hukukun üstünlüğü istisnasız herkes için geçerlidir. 

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül: Türkiye kendi kaderini tayin eden tam bağımsız ve egemen bir ülkedir. Brunson davası da tam bağımsız ve egemen bir ülkede olması gerektiği gibi kendi mecrasında ilerleyecek, yüce Türk adaleti nihai sözü söyleyecektir. 

AKP Grup Başkanvekili Bülent Turan: Dünyanın kabadayısı olduğunu zanneden bazı ülkeler zaman zaman Türkiye'ye racon kesmeye, ayar vermeye çalışıyor. Eski Türkiye yok artık. Eski çamlar bardak oldu. Türkiye'de suç işleme iddiasında olan insanların kararını Amerika veya başkası vermez. Türk halkı adına karar veren Türkiye'nin yargıcıdır, kararı verir, biz de o karara saygı duyarız. Şimdi başkanlık sistemi var, şimdi güçlü bir başkan var güçlü meclis var. Bu halkın egemenliğini ve talebini baş tacı eden bir lider var. O yüzden yok Amerika tweet attı yok bilmem kim şunu yaptı yok artık bunlar geride kaldı.

TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Bekir Bozdağ: Türkiye, egemen ve bağımsız bir ülkedir. Aynı zamanda demokratik bir hukuk devletidir. Türk yargısı, bağımsız ve tarafsızdır. Hiçbir kişi, makam veya organ Türkiye’ye de Türk yargısına da emir ve talimat veremez, tavsiye ve telkinde bulunamaz. Türkiye’de darbe teşebbüsünde bulunan, 251 şehidin, 2 bin 193 gazinin kanı elinde olan katil, başpapazlardan, teröristbaşı Fetullah Gülen’i himaye edeceksiniz, sonra da Türkiye’de pek çok suça karıştığı davaya konu papazı bahane edip Türkiye’yi tehdit edeceksiniz. Bu, büyük bir had bilmezliktir. Türk Milleti ve Türkiye Devleti, tehdit edilemez, tehditlere de boyun eğmez. Haddini bilmeyene had bildirmek de Türk Milleti'ni ve Türkiye’yi tanımayanlara tanıtmakta, bilmeyenlere de öğretmekte mahiriz. Türkiye’de/Türkiye dışında Türkiye aleyhine terör faaliyetlerinde bulunan FETÖ, PKK, PYD ve YPG dahil bilumum terör örgütlerine alenen destek verip, sonra da dostluktan, stratejik ortaklıktan, müttefiklikten ve işbirliğinden bahsetmek, iki yüzlülükten başka bir şey değildir.

Netice; Ankara'dakiler konuşuyor, ABD peşpeşe Türkiye'ye yaptırım kararları açıklıyor. Senato Dış İlişkiler Komitesi'nde kabul edilen ve Türkiye'nin uluslararası kuruluşlardan kredi almasını kısıtlayan tasarının altında, Erdoğan tarafından kabul edilen Senatör Jeanne Shaheen'in de imzasının olduğunu hatırlatalım. 

ERDOĞAN KONUŞMADI MEDYA DAĞILDI…

Erdoğan'ın şu ana kadar konuşmamasından mı bilinmez, iktidar medyası Rahip konusunda “tek ses” olmadı. Kimi, “Geçti o dayatma devirleri” diye medyan okuyup, ülkenin eski yöneticileri için “O çocuklar” ifadesini kullanırken, kimi ABD'yi haklı çıkarırcasına Papazın yeniden tutuklanması çağrısında bulunarak, “Altın çağını yaşadığı” belirtilen yargımızın üzerine “altın tüy” dikti. Kimi de Brunson iddianamesinin içinin boş olduğunu ve serbest bırakılması gerektiğini savundu.

Bundan sonra ne olur?

Ya Türkiye, milli ve yerli bir duruş sergileyip, her türlü baskı ve tehdidi göze alır...

Ya da bir Rahip uğruna, “Stratejik müttefikliği bozmaya değmez” deyip, ABD'nin bu çok kritik dayatmasını da kabul eder... 

Ama işte o zaman;

Tavizin sonu olmadığından, biz bu konuyla meşgûlken ısıtılan Kıbrıs, Ermenistan'la ilişkilerin normalleştirilmesi, İran'a ambargo başta olmak üzere bir dizi dayatma daha çorap söküğü gibi gelir.

Bunlar kadar önemlisi; Türk yargısı, yani devletin mülkü emperyalizme teslim edilmiş olur.

SEVR'DEKİ TALEPLER…

Dolayısıyla bu mesele Rahip meselesi olmaktan çıkıp, Sevr meselesine döner.

Sevr tutanaklarından, “Adalet ve hukuk reformu”na dair bazı satırlar aktaralım:

“İvedi olarak karara varılmasını gerektiren bir başka sorun da mahkemeleri, yargı sisteminin yeniden düzenlemek için bir komisyon kurulması konusudur. Yeni bir yargı ve mahkeme düzeni kurulması zorunludur.”

“Şu anda Türkiye'de kapitülasyonlar yürürlüktedir, ancak ilerisi için Hıristiyan halkların çıkarlarına her türlü güvenceyi verecek bir mahkeme sistemi sağlamak gerekecektir.”

“Yasa ve düzen konusunda istediğimiz, Müslümanlık dışı görüş taşıyanlar için adalet ve din özgürlüğü sağlamaktır.”

“Kapitülasyonlar gözden geçirilene kadar komisyona, bir sanığı var olan konsolosluk mahkemeleri önüne çıkarma yetkisi verilmelidir. Müttefik devletler, kendi konsolosluk mahkemelerini bu bakımdan yetkili kılma konusunda anlaşmışlardır.”

“İşbu anlaşmanın yürürlüğe girişini izleyen 6 ay içinde Britanya İmparatorluğu, Fransa ve İtalya'nın atayacağı üç üyeli bir komisyon, bugünkü kapitülasyonlar rejiminin yerini alacak bir adalet reformu tasarısı hazırlayacaktır. Türkiye, kabul edilecek olan tasarıyı kabul etmeyi şimdiden üstlenir. Türkiye, 31 Ekim 1918'den yeni adalet sisteminin yürürlüğe girmesine dek Türkiye'de görev yapan bir müttefik yargıç ya da mahkemenin verdiği tüm kararları kabul etmeyi üstlenir.”

Sevr'de bu planlar konuşulurken, İtalya Başbakanı Nitti şu tavsiyede bulunur:

“Komisyonun varacağı sonuçların, Türk duygularının en kabul edebileceği bir biçimde olması ve böylece Türk izzet-i nefsinin korunmasına dikkat edilmelidir.” 

İnşallah yöneticilerimiz milletimiz, devletimiz ve yargımızın “İzzet-i nefsi”ni korumaya öncelik vererek, Rahip meselesini halleder!..

Müyesser YILDIZ – 28 Temmuz 2018

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yazarlar

Mostly clear

25°C

Istanbul