muyesser yildiz5

"Yaparsa yine AKP yapar"

Partilerin seçim beyannameleri üzerindeki tartışmalar sürüyor...

En çok konuşulan da “Eşit vatandaşlık” kavramı ile “Kürt sorunun çözümü” ve “Kürt oylarının” ne olacağı?..

“Kürt sorununun çözümü”nden başlayalım; Demek ki bu ülkede hâlâ “Kürt sorunu” değil, bölücü terör sorunu olduğunu anlamayan ve Türkiye'nin önüne Sevr'in konduğunu görmeyen ya da görmek istemeyenler var!..

“Kürt oyları” meselesine gelince; Kürt kökenli vatandaşlarımız her partide var ve her partiye oy veriyor. Şunun adını; “HDP”, daha açıkçası, “PKK oyları” diye koysalar ya!..

Mesele bu olunca, o oyları almak için HDP-PKK'ya mesajlar göndereceksiniz.

Seçim beyannamenize, PKK'nın ana hedefi olan ve “Kürt kimliğinin” tanınması, bir başka ifadeyle Milli yapımızın ortadan kaldırılıp, çok kimlikli yapıya geçilmesi anlamına gelen “Eşit vatandaşlık” kavramını koyacaksınız...

“Kürt sorununu” Meclis'te çözme vaadinde bulunacaksınız...

Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'ndaki çekincelerin kaldırılacağını belirteceksiniz...

Ana dilde öğretimden bahsedeceksiniz...

Haliyle de eleştirileceksiniz. CHP'ye yönelik tepki ve eleştirilerden söz ediyorum.

Sadece CHP mi? İYİ Parti ve Saadet Partisi'nde de benzer açılımlar var.

Ayan beyan, “100 yıllık parantezi kapatma” hedefinin konduğu bir süreçte, işte böylesi büyük bir savrulma, kavramlar ve değerler karmaşası söz konusu.

Tüm bunların temelini atan AKP ise elini yıkayıp, kenara çekilmiş durumda. Dahası içeride ve dışarıda terörle mücadele ediyor. Baksanıza, Kandil'e varma hedefinden bile söz ediliyor. Emperyalizm bu, “Kaz gelecek yerden tavuğu esirgemeyip”, seçimden önce birkaç teröristbaşını teslim eder mi, eder!..

Şehitlere “kelle” benzetmesi, “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir” denmesi, “Yeter ki, analar ağlamasın” sloganıyla başlatılan “Çözüm süreçleri, demokratik açılımlar”, Oslo-İmralı masaları, Kandil turları, PKK'ya “Eve dönüş”, teröristbaşına “Ev hapsi” arayışları; Hepsi, ama hepsi unutuldu...  

Oysa ki, bizatihi Başkanlık sistemine geçiş, “Federasyonun” bariz işâreti değil midir?

1990'lı yıllarda, “Türkiye şimdilik buna hazır değil. Başkanlık sisteminin ortaya çıkışı, bir özentinin sonucu ya da Amerikan emperyalizminin bize bir tavsiyesi. Bunun oluşması için siyasette serbest piyasanın oluşması lâzım” diyen Erdoğan'ın, bugünkü büyük gayret ve heyecanının sebebi nedir?

ÇÖZÜM SÜRECİ ŞİMDİLİK YOK EŞİT VATANDAŞLIK VAR

Ancak sanırsınız ki, “Taç giyen baş akıllanır” misâli AKP, Türkiye'yi parçalama projelerini gördü, “Açılım-saçılımdan” vazgeçti.

Bugün Star'da AKP Genel Başkan Yardımcısı Mehdi Eker'le yapılmış bir röportaj var; Şöyle başlıyor: 

“Müslüman olmanın getirdiği tarihsel bir farklılık var. Ümmetin, Osmanlı’daki manasıyla milletin parçası olmak Kürtleri farklılaştırır. Evet CHP döneminde Kürtlerin canı yandı, kimlikleri reddedildi, asimile edilmeye çalışıldı. Biz AK Parti olarak kurulduğumuz günden beri bu soruna çözümler ürettik. Bizim çözüm anlayışımız barışçıdır, yakıp yıkmak değil. Tarihsel tecrübemiz böyle. Osmanlı toplum modelinde farklı dinler, etnik yapılar kardeşlik hukuku içinde birlikte yaşar. Bizim sloganımız; 'eşit vatandaşlık temelinde'.”

Gördünüz mü, AKP de “Eşit vatandaşlık” vaad ediyor... İkincisi, Erdoğan'ın 1993'te “2. Cumhuriyet tartışmaları” kapsamındaki değerlendirmesine ne kadar çok benziyor!..

Eker'in açıklamalarından bir başka bölüm; “Ulus devlet sürecinde yapılan kimi yanlışlar nedeniyle sorunlar yaşadık. O halde bu sorunları gidereceğiz, barış için...” diyor.

Nedir o yanlışlar? Türk Milleti üst kimliğinin benimsenmesi mi?

Son olarak Eker, Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı İlnur Çevik'in seçimlerden sonra çözüm sürecinin başlayabileceği yönündeki sözleriyle ilgili şunları söylüyor:

“İlnur Bey’in neye dayanarak söylediğini İlnur Bey’e sormak lazım. Ben bu konularla ilgili kanaatimi söyledim. Toplumun bu manadaki beklentilerinin karşılanması, aşama aşama gidiyor. Biz bir takım fazları geçtik, şimdi başka bir fazdayız. Elbette ki toplumsal dinamikler, beklentiler, taleplerin ortaya koyacağı yeni gelişmelerle biz toplumun demokratikleşme ve sivilleşme alanında ihtiyaçlarını, beklentilerini zaten kendi tasavvurumuzun bir parçası olarak değerlendirir, kararlaştırır, hayata geçiririz. Bizim toplumla olan sözleşmemiz budur. Ama o başlık altında şu an itibariyle bir çalışmamız yok.”

“Aşama aşama gitmek... Şimdi başka bir fazdayız... Yeni gelişmeler, beklentiler, ihtiyaçlar değerlendirilir... Şu an itibariyle bir çalışmamız yok” ifadelerinin altını çizip, ekleyelim.

Keşke röportajı gerçekleştiren Fadime Özkan, Eker'e 11 Nisan'da eski bakanlar Taner Yıldız ve Efkan Ala'yla “PKK temsilciliği” olarak adlandırılan İngiltere'deki düşünce kuruluşu Democratic Progress Institute'da (DPI) ne görüştüklerini de sorsaydı!..

AKP BEYANNAMESİNDE İKİZ SÖZLEŞMELERE VURGU

Şimdi de hiç irdelenmeyen, tartışılmayan AKP'nin seçim beyannamesine bakalım. 

Anlayana, satır aralarında çok şey var:

“Eşit vatandaşlık” başta olmak üzere; 

- Yeni yönetim sistemiyle, bölgede etkinliğimizin artması,

- Kamu yönetiminin yapısal ve fonksiyonel dönüşümünün sağlanması,

- Demokratik siyasetin güçlendirilmesi ve vesayetçi yapıların ortadan kaldırılması, 

- Merkezi idarenin yüklerinden arındırılması,

- Milli birlik ve kardeşliğimizi pekiştirecek projelerin sürdürülmesi, 

- Demokrasinin ucu açık bir süreç olarak nitelendirilmesi ve yeni ufuklar oluşturma ihtiyacının olduğundan söz edilmesi gibi. 

En önemli ayrıntıya geçelim. 

“Haklar ve Özgürlükler” başlığı altında, AKP iktidarının bugüne kadar neler yaptığı madde madde anlatılıyor.

Farklı dil ve lehçelerde devletin resmi kanallarında yayın imkânı sağlanması... Siyasi propagandaya yönelik yasakların kaldırılması... Üniversitelerde farklı dil ve lehçelerle akademik çalışmaların yapılıp, enstitülerin kurulması... Bunların orta öğretim kurumlarında seçmeli ders olarak okutulması... Farklı dil ve lehçelerde eğitim yapan özel okulların açılması... Yerleşim birimlerine eski isimlerinin iade edilmesi... Azınlıklara ait cemaat vakıflarının mülk edinmelerinin kolaylaştırılması vs.

Bu uzun listede bir madde daha var; “İnsan hakları alanında evrensel nitelikteki en önemli belgelerden olan 1966 tarihli BM Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme ile BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'yi onayladık” deniyor.

Söz konusu maddenin önemini anlatmadan önce, beyannamede bundan sonra için neler vaad edildiği kısmını da özetle aktaralım:

“Topluma kimlik ve yaşam tarzı dayatılmasının karşısında olmaya devam edeceğiz... Devlet vatandaşlarının dinlerini ve inançlarını öğrenmek maksadıyla teşkil ettikleri kurumları ve örgütlenmeleri destekler... Farklı dinlere mensup vatandaşlarımızın sorunlarının çözümü, onların vakıf veya başka kurumlarına ait haklarının iade edilmesi yönünde önemli adımlar atılmıştır. Bu doğrultuda dini cemaat vakıfları ve onların yapılanmaları üzerindeki kısıtlamalar ve baskılar kaldırılmıştır, ibadete kapalı mabetler tekrar ibadete açılmış, bu vakıfların mülkleri sahiplerine iade edilmiştir. Yeni dönemde de AK Parti, tüm inanç kesimlerinin hiçbir ayrımcılığa maruz kalmaksızın özgür bir şekilde inançlarının ve kimliklerinin gereğini yaşamalarının teminatı olmaya devam edecektir... 2002 yılından beri eğitim alanında önemli gelişmeler kat ettik. İlk olarak, eğitimde geçmiş yıllardan devralınan katı ideolojik, tek tipçi ve anti-demokratik karakteri yok etmeye odaklandık. Yeni dönemde Milli Eğitim Bakanlığının kurumsal örgütlenmesini, eğitim sisteminin ulusal düzeyde politika belirleme, koordinasyon ve denetiminden sorumlu olacak ve katılımcılığı artıracak şekilde geliştireceğiz.”

Türkiye üzerindeki plan ve projeler bilinmese, “Ne var bunlarda?” denilebilir. Ancak öyle değil.

Mesela, “Topluma kimlik dayatılmanın karşısında olmak”; Türk Milleti'ne itirazın vurgulanması, 

“Vatandaşların dinlerini ve inançlarını öğrenmek amacıyla teşkil ettiği kurum ve örgütlenmeleri desteklemek”; Din eğitiminin, devletin kural ve kurumlarının dışına çıkarılması, 

Milli Eğitim Bakanlığı'nın yeniden yapılandırılması; Tevhid-i Tedrisat, yani eğitimde birlikten vazgeçilmesi mesajları olarak okunabilir. 

Bunları nereden mi çıkarıyoruz?

ÇEKİNCELERİ DE BİZ KALDIRIRIZ

ABD ve AB'nin yıllardır, “İkiz Sözleşmeler” olarak bilinen, AKP beyannamesinde vurgulanan o iki sözleşmedeki çekincelerimizi kaldırmamızı istemesinden.

İmzalandığı ve yürürlüğü konulduğu dönemde çokça tartışılan bu sözleşmelerde neler var ve Türkiye'nin çekinceleri neler mi?

Bu sözleşmeler 2000 yılında MHP'nin de ortak olduğu koalisyon döneminde imzalandı, ama tepkiler üzerine Meclis onayına sunulamadı.

Taa ki, AKP iktidarına kadar. İktidarın ilk işlerinden biri bu oldu. Gül'ün Başbakanlığı sırasında Siyasi ve Medeni Haklar Sözleşmesi Aralık 2002'de, Erdoğan'ın Başbakanlığı'nda da Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi Nisan 2003'te Meclis'e sevk edildi. Her ikisi de 4 Haziran 2003'te kabul edildi.  

Türkiye'nin sözleşmelere koyduğu 3 beyan ve 2 çekinceye gelince;

Sözleşmelerin her ikisinde de “Self-Determinasyon ilkesi”, yani “Halkların kendi kaderlerini tayin hakkı” maddesi yer alıyor.  

İşte Türkiye bu maddeyle ilgili olarak BM yasasını esas alacağını bildirdi. Sözkonusu beyanın çok yetersiz bulunduğunu kaydedelim. Diğer iki beyanı ise geçip, çekincelere bakalım.

Kişisel ve Siyasal Haklara İlişkin Sözleşme'de “Azınlıkların Korunması” başlıklı şu madde var:

“Etnik, dinsel veya dil azınlıklarının bulunduğu Devletlerde, bu azınlıklara mensup olan kişiler, kendi gruplarının diğer üyeleri ile birlikte, kendi kültürlerinden yararlanma, kendi dinlerine inanma ve bu dine göre ibadet etme, ya da kendi dillerini kullanma hakkından yoksun bırakılmayacaklardır.”  

Bu maddeye koyduğumuz çekince şöyle:

“Türkiye Cumhuriyeti, Sözleşme’nin 27.maddesini, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın ve 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Barış Andlaşması ve Ek’lerinin ilgili hükümlerine ve usullerine göre uygulama hakkını saklı tutar.”

Özetle bu çekinceyle, “Azınlıklar” kavramının genişletilerek uygulanmasını önlemek amacıyla Anayasamız ve Lozan Andlaşması’nın azınlıklarla ilgili maddelerinin esas alınacağını bildirdik. 

Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Sözleşmesi'nin 13'üncü maddesinde ise “Eğitim Hakkı” düzenleniyor. 

Türkiye, Anayasamızın 3 (Devletin bütünlüğü ve dili), 14 (Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması) ve 42 (Eğitim ve öğrenim hakkı)'inci maddelerini işaret ederek, bu maddenin şu fıkralarına da çekince koydu: 

“Bu sözleşmeye taraf devletler, ana babaların veya –bazı durumlarda- yasal yoldan tayin edilmiş velilerin çocukları için, kamu makamlarınca kurulmuş okulların dışında, Devletin koyduğu ya da onayladığı asgari eğitim standartlarına uygun diğer okulları seçme özgürlüğüne ve çocuklarına kendi inançlarına uygun dinsel ve ahlaki eğitim verme serbestliklerine saygı göstermekle yükümlüdürler.”

“Bu maddenin hiç bir hükmü, bireylerin ve kuruluşların eğitim kurumları kurma ve yönetme özgürlüklerini kısıtlayacak şekilde yorumlanamaz; Bu özgürlüğün kullanılması, daima bu maddenin 1.fıkrasında ortaya konmuş olan ilkelere uyulmasına ve böyle kurumlarda verilen eğitimin Devlet tarafından belirlenebilecek asgari standartlara uygun olması gereğine bağlıdır.”

Tüm bu detaylardan sonra AKP beyannamesinin bu sözleşmelerle ilgili vurgusuna ve devamında gelen “vaatlerine” yeniden bakın...

ABD ve AB'nin, “Çekinceleri kaldırın” talebine; “O sözleşmeleri biz onayladık... Çekinceleri de biz kaldırırız” gibi bir cevap değilse, nedir?

Ya, “Yaparsa yine AKP yapar” sloganı?

Emperyalistler ve maşaları bunu; “Bu millete ne imkansız ve inanılmazları kabul ettirdik... Kalanları da yaparsak yine biz yaparız” mesajı olarak algılamaz mı?

Müyesser YILDIZ – 28 Mayıs 2018

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yazarlar

Mostly cloudy

15°C

Istanbul