ada yonath biz yahudiler asla225

İsrail'e karşılarmış, güldürmeyin bizi…

Geçtiğimiz günlerde aralarında eski Cumhurbaşkanı Sarkozy'nin de olduğu 300 Fransız entelektüel, yazar ve siyasetçi,

“Şiddet ve Yahudi düşmanlığı içerdiği ve yaydığı” iddiasıyla “Kur’an-ı Kerim’den bazı ayetlerin çıkartılmasını” istedi.

Ülkemiz yöneticileri günlerce söylenmedik söz bırakmadı. Hatta bazı AKP'liler, bunu “Haçlı seferine” benzetti. Ancak emperyalistlerin Libya'ya kanlı müdahalesi sırasında bizzat Sarkozy'nin, “Haçlı seferi başlatıyoruz” açıklamasını da operasyona NATO'nun katılması konusunda Erdoğan'ın, “NATO'nun orada işi ne?” dedikten 24 saat sonra buna onay verdiğini de hatırlayan olmadı!

Fransa'ya en somut yaptırım YÖK'ten geldi, Fransız dili kontenjanlarını düşürdü... Ancak yine kimsenin aklına Erdoğan'ın Macron'la imzaladığı 25 Airbus, Uzun Menzilli Bölge Hava ve Füze Savunma Sistemi anlaşmalarını iptal etmek, 5 bin 700 ton et alımından vazgeçmek gelmedi!..

EŞEĞİ DEĞİL SEMERİ DÖVMEK…

ABD'nin Büyükelçiliğini Kudüs'e taşıması ve bunun ardından yaşanan kanlı katliama karşı tepkilerimiz de maalesef aynı minvalde gidiyor.

Ülkemizdeki İsrail temsilcilerini “kovduğumuz” söyleniyor. Kovma, “Bir süre ülkenize gitmeniz uygun olur” ricasıyla değil, kabı gibi “İstenmeyen adam” ilân etmekle olur.

Giderken, havaalanında üstünü aramışız. İnşallah birkaç ay sonra çiçeklerle karşılanmaz!

Başka ne var?

Elinde Filistinlilerin kanı olan İsrail'in imzaladığı anlaşmaları iptal yok... 3 günlük yas, bol bol demeç, tweet, miting ve protesto gösterileri ile uluslararası örgütleri toplantıya çağırma var... 

Neyse ki, yine bir üniversitemizden somut adım geldi. Doğu Akdeniz Üniversitesi, İsrail üniversiteleriyle tüm ilişkilerini dondurup, 1 yıl boyunca İsrailli öğrenci almamayı kararlaştırdı. 

Gel de sorma:

“1990'larda, 'Büyük İsrail projesi engellenmelidir. Türkiye'nin İsrail'i tanıması, tarihimize sürülmüş bir kara lekedir. İsrail'i devlet olarak tanımıyorum' diyen Erdoğan'a ne oldu?”

ABD'nin Kudüs kararı sürpriz, yaşanan katliam beklenmeyen bir olay mıydı?

Elbette değil. Bağıra çağıra geldi.

ABD'nin kararı geçen Aralık'ta kesinleştiğinde Erdoğan, şöyle konuştu: 

“Sayın Trump, Kudüs Müslümanların kırmızı çizgisidir. İslâm İşbirliği Teşkilatı Dönem Başkanı olarak, bu konunun sonuna kadar takipçisiyiz. Eğer böyle bir adım atılacak olursa, hemen zirveyi İstanbul'da toplayacağız. Sadece bununla da kalmayacağız. Zira sıradan bir olay değil, bu olay. Bu, bizim diplomatik ilişkilerimizi İsrail ile koparmaya kadar gidebilir.”

Ardından, “Trump'ın açıklaması yok hükmündedir. Bunun bir kıymeti harbiyesi yoktur. Bu kararın hayata geçirilmesinin hiç de kolay olmadığını göstereceğiz” dedi. İsrail için de, “Terör devletidir” ifadesini kullandı. 

Erdoğan o açıklamasında şunu da vurguladı: 

“Bizden, bu tabloya sessiz kalmamızı istiyorlar. Köşemize çekilmemizi, adaletsizliğe boyun eğmemizi, çocukların kanları üzerine inşa ettikleri zulüm düzenine rıza göstermemizi bekliyorlar.”

Ama 14 Mayıs'a kadar sessiz sedasız kalındı. 

Peki bu sürede en yakın “Müttefikimiz” ABD ile Suudi Arabistan ne yaptı?

Nisan başında Netanyahu'yla telefonla görüşen Trump, “ABD'nin İsrail'in güvenliğine olan bağlılığını” bir kez daha vurguladı. 

Nisan sonunda İsrail Savunma Bakanı Liberman ile buluşan ABD Savunma Bakanı Mattis, “Başkan Reagan'ın 1982'de dediği gibi ABD, İsrail devletine olan bağlılığından asla vazgeçmedi. Bu bağlılık halen sarsılmazdır” dedi.

Yine Nisan sonunda yeni ABD Dışişleri Bakanı Pompeo önce Suudi Arabistan, ardından İsrail'e gitti ve Netanyahu'ya şunu söyledi:

“Bizim için son derece önemli ortaklarsınız. Kalbimde özel bir yeriniz var.”

Aynı günlerde Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, New York'ta Yahudi kuruluşlarla “İsrail-Filistin ilişkileri” konulu bir toplantı yaptı. Selman'ın burada Filistinliler için, “İsrail’in şartlarını kabul ederek müzakere masasına oturmaları ya da çenelerini kapatmaları gerektiğini” ifadelerini kullandığı öne sürüldü. 

Ve son olarak Pazartesi akşamı İsrail'in Washington Büyükelçiliği'nde düzenlenen “Bağımsızlık günü” resepsiyonuna katılan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, “İsrail’in yanındayız, çünkü onun davası bizim davamızdır, onun değerleri bizim değerlerimizdir, onun kavgası bizim kavgamızdır. İsrail’in yanındayız çünkü yanlışın karşısında doğruya, kötünün karşısında iyiye, zulmün karşısında özgürlüğe inanıyoruz” dedi.

Madem ki, Kudüs “En kırmızı çizgimiz”;

14 Mayıs'a gelene kadar ABD'yi en sert şekilde uyarsak, mesela İncirlik'i kapatmak başta olmak üzere çok sert tedbirler alacağımızı bildirsek, bugün iktidar medyası, “8 aylık Leyla'dan utanın” manşeti atmak durumunda kalır mıydı?

Bugün İsrail'e saydırırken, katliamın baş sorumlusu Trump için hâlâ, “Şu ana kadar herhangi bir sıkıntı yaşamadık. Ama tabii düşüncelerimizin örtüşmediği birçok yerler olmuyor değil, oluyor” denebiliyorsa; 

Evet, Leyla'dan utanalım.

BARİ LEYLA İÇİN BUNU YAPIN…

İktidarın umurunda olmasa bile herkes İsrail ve ABD'ye karşı yapılacaklar konusunda bir takım önerilerde bulunuyor.

Bizim de bir önerimiz var.

Şeker Fabrikalarımız kimin uğruna satılıyor? Yahudi sermayeli ABD şirketi Cargill uğruna.

O halde vazgeçin bu satıştan. Para ve petrole tapanlara, en büyük darbe olur.

İşçilerimizi, kendi insanımızı, çocuklarımızın sağlığını önemsemeyenler, bari Leyla için bunu yapabilse!..

BALFOUR'UN ÜLKESİNDE FİLİSTİN'E SAHİP ÇIKMAK !

Sadece İsrail'e çatıp, diğer emperyalistlere susma meselesine devam edelim.

İsrail Başbakanı Netanyahu yine Erdoğan'ı, “Hamas'ın en büyük destekçilerinden biri” olmakla suçladı.

Erdoğan da, “Netanyahu, BM kararlarını ihlâl ederek 60 yıldan fazladır savunmasız insanların topraklarını işgal eden apartheid (ırkçı) devletinin başbakanıdır. Ellerinde Filistinlilerin kanı var ve Türkiye'ye saldırarak suçlarını örtemez. İnsanlık konusunda ders mi istiyorsun? On emri oku” karşılığını verdi.

Ama Hamas konusunda Türkiye'yi suçlayan sadece İsrail değil ki!

Daha bir ay önce CIA internet sitesinde, IŞİD “Türkiye merkezli terörist grup” göstermekle kalınmayıp, Hamas'ın “Operasyon alanı” için “İstanbul” denmedi mi? 

O zaman, “Acaba AKP yöneticileri CIA'nın bu 'Hamas açılımına” ne der?” diye sorduk, ses çıkmadı.

Sorumuzu tekrarlayalım; İsrail'e karşılık veriyoruz da ABD'ye niye bir şey söylemiyoruz?

Gazze faciası yaşanırken, Erdoğan İngiltere'deydi. Meşhur Chatham House'da konuştu. Kraliçe Elizabeth başta olmak üzere bir yığın İngiliz yetkili ve yatırımcıyla görüştü.

Görüştüklerinden birisi de Başbakan May'di. Ortak basın toplantısında May, şu ifadeleri kullandı:

“Gördüğümüz can kayıpları trajik ve son derece kaygı verici. Şiddet barış çabalarına zarar veriyor. Bütün tarafları ölçülü olmaya çağırıyoruz. Niçin bu kadar büyük miktarda gerçek mühimmat kullanıldığı dahil olmak üzere dün ne olduğu ve Hamas'ın bunda hangi rolü oynadığının, bağımsız ve saydam bir araştırma ile tespit edilmesi acil bir zaruret. Filistinlilerin protesto hakkı var, ama bu protesto barışçıl olmalı. Aşırı unsurların meşru protestoyu kendi amaçları için ele geçirmeye çalıştığından kaygı duyuyoruz.” 

Özetle Başbakan May, Erdoğan'ın yanında açıkça Hamas'ı suçladı, ama ona da bir karşılık verilmedi. 

Erdoğan'ın Chatham House'da konuştuğunu belirttik. Kökleri 1900'lerin başına giden bu kuruluşun, Osmanlı ve Orta Doğu'yu parçalayan Sykes-Picot haritalarını çizen, Sevr'i hazırlayan yer olduğu malûm. Tarihi bir misyonu daha var; İsrail devletinin kuruluşuna öncülük etti.

Erdoğan İngiltere'deki açıklamaları sırasında, Filistin'in 1948'de hemen hemen İsrail'in işgal ettiği toprakların tamamında yerleşik durumda olan bir ülke olduğunu hatırlatıp, ondan sonraki süreçte İsrail'in, Filistin'i bir avuç yere sıkıştırdığını söyledi.

Keşke, 2 Kasım 2017 tarihli Balfour Deklarasyonu'nu da hatırlasa ve hatırlatsaydı.

Dönemin İngiltere Dışişleri Bakanı Balfour'un, Siyonist hareketin önde gelen isimlerinden olan Rothschild'e hitaben yazdığı, “Majesteleri Hükümetinin, Filistin topraklarında Yahudiler için bir milli yurt kurulması için elinden geleni yapacağını” vaadeden, İsrail'in kurulmasının en önemli kilometre taşı sayılan o mektubu! 

Yeni “Stratejik ortak ve müttefikimiz” İngiltere'ye tarihi bir cevap olmaz mıydı?

Son bir not:

Erdoğan bu ülkeye giderken, “İki garantör ülke olarak Kıbrıs'la ilgili son durumu da gözden geçireceklerini” söylemişti.

Ne açıklamalarda, ne haberlerde, ne de birlikte giden köşe yazarlarının notlarında buna dair bir bilgi yok.

Sahi, ne oldu? Kıbrıs meselesi görüşüldü mü, görüşülmedi mi? Görüşüldüyse, ne karar alındı?

Evet Kudüs, Filistin meselesi önemli.

Ancak Kıbrıs ve Kerkük de çok önemli!

Müyesser YILDIZ – 16 Mayıs 2018

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yazarlar

Mostly cloudy

18°C

Istanbul