muyesser yildiz5

Akar'a Tane Tane Cevabımdır!..

Gelişmelerin en güncelinden başlayalım.

Dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın 27 Nisan 2007 gecesi Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanlığı adaylığına karşı yayınladığı “e-muhtıra” AKP'liler tarafından 11 yıl boyunca, “Postmodern vesayet örneği olarak” anlatıldı...

İlker Başbuğ bir AYM üyesi ile görüştüğü için yerden yere vuruldu... Hapse kondu, “Terör örgütü yöneticiliğinden” yargılandı...

Yıllarca “Askeri vesayet var” diye yer gök inletildi... O “Vesayeti” kaldırma adı altında, TSK'nın ortadan kaldırılmasına ramak kaldı...

Az gittik, uz gittik; Bir de baktık ki, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar hem de “e-muhtıra”nın yıldönümünde eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün bahçesinde...

Erdoğan’ın Sözcüsü İbrahim Kalın gidebilir... Onlar kardeş... Kardeşler arasında da her konuda, her türlü görüşme trafiği olabilir.

ingiltere exeter dortlusu2

Tamam, Hulusi Bey de Gül'le okul arkadaşı. Hatta söylendiğine göre, Genelkurmay Başkanlığına getirilmesinde birinci referansı Gül... Dolayısıyla ziyarette bulunabilir.

Ama İbrahim Kalın'la ve dahi Gül siyasi anlamda hayati bir karar vermenin arefesindeyken hiç olur mu?..

Böyle de “manidar” bir zaman seçilir mi?

Elin ağzı torba değil ki, büzesin... Elbette, “Acaba Gül'e aday olma demeye mi gitti?” gibi “siyasi ve yakışıksız” sorular ortaya atılır...

Türkiye 15 Temmuz gibi bir rezalet yaşamış; “Meclis'e gitme... Mahkemeye gitme... Ama Gül'e git” diye eleştiriler gelir...

Dahası, ziyaretin TSK İç Hizmet Kanunu'na uygun olup olmadığı sorgulanır!..

ingiltere exeter dortlusu3

Bu tespitlerden sonra Akar'la ilgili bir diğer konuya geçelim:

İki gün önceydi, Sincan'da görülen darbe davalarından olan Kara Havacılık davasında Çarşamba günü dinlenen “Abdullah” kod adlı gizli tanığın yaklaşık 6 saat süren ifadesinden kısa bir bölüm aktardık.

İşte Hulusi Akar aynı gün Avukatı kanalıyla mahkemeye başvurup, bu yazımıza erişim yasağı koydurdu.

Avukatı başvurusunda dedi ki; “Müvekkil aleyhine tamamen gerçek dışı ve iftira mahiyetinde sözler kullanılmıştır. Haber, Müvekkili yıpratma amaçlıdır. Yazılar kişilik haklarını ihlâl edici niteliktedir”.

Mahkeme de şu kararı verdi:

“Kişilik hakları, kişinin hür ve bağımsız varlığının önemli bir parçası olup, kişinin yaşadığı toplumda, ilişki kurduğu çevrede şerefi ve saygınlığını sarsacak, onu küçük düşürecek, yanlış tanıtacak, zora sokacak, düşmanca bir ortama itecek her türlü davranış, kişilik haklarına saldırıdır. Yayın içeriğinde sarf edilen ifadelerin talep edenin kişilik haklarını ihlal ettiği sonucuna varıldığından, talebin kabulüne.”

Abdullah Neler Anlattı?

O zaman konuyu bir daha ve detaylı bir şekilde anlatalım:

Yer : 17. Ağır Ceza Mahkemesi...

Tarih : 25 Nisan 2018...

Tanık: Devletin “Abdullah” kod adını verdiği, halen görevde olan bir asker...

Celsenin Durumu : Özel değil, genel. 155 sanık, avukatlar, basın orada...

“Abdullah”, “Burada ifadelerimde adı geçen bir sürü sanık var. Onların sorularına cevap olacak şeyleri en baştan anlatmak istiyorum. Bu yüzen sabırla dinlerseniz sevinirim” diyerek başladı sözlerine.

O zamanki adıyla cemaate nasıl girdiğini, hainlik yaptıklarını ne zaman anladığını, buna karşı ne gibi girişimlerde bulunduğunu, nihayetinde Pensilvanya'ya gidip, Fetullah Gülen'le neler konuştuğunu, Kara Havacılık Komutanlığı'nda kimlerin cemaatçi olduğunu anlattı.

Bizi ilgilendiren, yani yazımıza konu olan kısma gelince; Kronolojik olarak şunları söyledi:

“Necdet Özel Genelkurmay Başkanı olduğunda, o zaman Genelkurmay'da abi seviyesinde olan birisi Fetullah Gülen'in, 'Genelkurmay'ı ele geçirdik. Bundan sonrası bizim artık' dediğini belirtti. Buradan da Özel ve sonrakilerin cemaate hizmet eden Genelkurmay Başkanları olduğunu anladım.”

“28 Ekim 2015'te MİT'e gittim. 90 sonrası kurmayların hemen tamamının FETÖ'cü olduğunu, FETÖ'cülerin en az olduğu üç devrenin emekliye sevk edilmek istendiğini, bunun büyük bir hata olduğunu, Hulusi Akar'ın devleti kandırarak, bunu Aralık Şurasında gerçekleştireceğini söyledim. Kasım ayında da Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanına gittim.”

“Cumhurbaşkanımız MİT'e, Emniyet İstihbarata ve Genelkurmay'a güvenmediği için haklı ve doğru olarak önemli bir devlet görevlisi buldu. Onun önderliğinde bir çalışma yaptık. Haziran 2016'da kapalı bir zarfla 240 generalin FETÖ'cü olduğunu bildirdik. Darbede 300 kişi çıktı. Az vermişiz.”

“Bizim çalışma ekibimizde Denizci Astsubay Başçavuş Hüseyin Gürler vardı. Hüseyin, Deniz Kuvvetleri'ndeki subayların abisi olan ismini İhsan (İhsan değil Semih) olarak hatırladığım, şu anda yurt dışına kaçmış olan kişiden bizzat duymuş. 2014 veya 2015'te Fetullah Gülen, 'Hulusi Akar bizim kardeşimizdir. Şu ana kadar çok büyük hizmetler yapmıştır. Bundan sonra da çok büyük hizmetler yapacaktır. Esas büyük hizmeti de bundan sonra yaptığında göreceğiz' demiş.”

“Önceki hizmetlerinin net olarak görebileceğiniz bir delili şu anda YouTube'da yayınlanıyor. O da şu; 1995'te İsmail Hakkı Karadayı'nın Özel Kalem Müdürü iken Samanyolu öğrencilerini Genelkurmay Başkanına takdim etmektedir. Benim bildiğim, Özel Kalem Müdürünün görevi randevuları ayarlamaktır.”

“Basına da zaten düştü. Bir arkadaşımız bir vesileyle Sayın Cumhurbaşkanıyla görüştü. Hulusi Akar'ın darbe yapacağını, bunun aleni şekilde ortada olduğunu bildirdi.”

Tam burada Mahkeme Başkanı araya girip, “Abdullah”a, “Sen bir şey anlatmıyorsun. İfadende geçenleri anlat” uyarısında bulundu.

Duruşma salonundan, “Anlatsın... Anlatsın” sesleri yükseldi.

“Abdullah”, “Ne yapayım? Devam edeyim. İstiyorlar” dedi.

Başkan, salondaki sanıklarla ilgili bildiklerini anlatmasını istedi.

Avukatlar, “Abdullah”ın peşini bırakmadı.

Bir avukat, “Siz Hulusi Akar'a FETÖ'cü diyorsunuz” tespitinde bulundu.

“Abdullah”, “Ben bildiklerimi anlattım, bilgilerimi paylaştım. Bu anlam çıkıyorsa, sizin ve milletimizin takdiridir. Ben FETÖ'cü diyemem” karşılığını verdi.

Bir başka avukatın, “İfadenizi devlet yetkilileri mi dikte ettirdi?” şeklindeki sorusu üzerine de “Abdullah”, “Tam aksine. Size verdiğim Hulusi Akar örneğine girecek olursak,

Cumhurbaşkanlığına yakın, üst kademedeki arkadaşlarım Akar hakkında bir şey söylememem için telkinde bulundu” dedi.

Avukat, “Arkadaşlarının” kimliğini sordu. “Abdullah”ın cevabı, “Size ne bunlardan. Onlar benim arkadaşlarım. Beni korumak için, zarar görmemem için söylediler” oldu.

Olay ve anlatılanlardan çıkan sonuç ortada. Yani Akar'ın iddia ettiği gibi, “Gerçek dışı... İftira mahiyetinde” bir şey yazmadık. Sadece ve sadece devlet katında “En muteber” tanık olan “Abdullah”ın ifadelerini aktardık.

Abdullah'a da mı “Erişim Yasağı”?

“Abdullah”ın bu beyanlarından sonra avukatların mahkemeye, “Gizli tanığın anlattıkları doğru ise ifadesinde geçen kişilerin de aynı örgüt kapsamında yargılanması gerekir. Gizli tanığın ifadelerine itibar edilmiyor ise de hem bu tanık hakkında suç duyurusunda bulunulması hem de sadece onun isimlerini vermesi nedeniyle tutuklanan sanıkların tahliyesi ve beraati gerekmektedir” şeklinde dilekçe yağdırdığını da kaydedelim.

Öğrendik ki, Hulusi Akar yazımızla ilgili mahkemeye giderken, bazı devlet yetkilileri de “Abdullah”ın daha önceki ifadelerinde, Özel ve Akar'dan söz edip etmediğini soruşturmuş.

Olmadığı öğrenilince, rahatlama yaşanmış!..

Biliyorsunuz duruşmalar SEGBİS (Sesli ve Görüntülü Sistem)'le kayıt altına alınıyor. Çözümleri ise daha sonra yapılıyor.

Maalesef birçok kez yaşandı, yaşanıyor; Çözümler yapılırken, “Anlaşılamadı” denilerek, “Sakıncalı” bölümler sansürleniyor. Aynı şekilde “Abdullah”ın bu “Sakıncalı beyanlarına” da

“Erişim yasağı” gelebilir mi, gelebilir...

Ondan sonra Hulusi Akar, “Bana iftira atıldı” diyerek dava açabilir mi, açabilir...

İyi de anlatılanları dinleyen salondaki yüzlerce insan; Onlar nasıl buharlaştırılacak?

Son bir husus;

Yıllardır “Gizli tanık ve itirafçıların” ifadeleriyle ne kadar çok insan özgürlüğünden oldu. Bu ifadelerin tartışmasız doğruymuşçasına gazete manşetlerinde yayınlanmasıyla, ne kadar insana itibar suikastı yapıldı.

Keşke sadece Hulusi Akar değil, herkesin “Kişilik hakları” için bu kadar “hızlı ve duyarlı” olunsa!..

Müyesser YILDIZ - 29 Nisan 2018

Yazarlar

Cloudy

14°C

Istanbul