muyesser yildiz5

Yine mi kandırıldık?

Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Kelkitlioğlu bugün, Türkiye'yi altına üstüne getiren sözde savcı Zekeriya Öz'ün ülke ülke dolaştığını yazmış. 

Beraberinde, “Adil Öksüz ve Zekeriya Öz gibi isimler için özel çalışmalar yürütüldüğünü” müjdelemiş!..

Bizzat iktidar medyasının iddialarından, her iki ismin Almanya'da olduğunu biliyoruz. 

Zekeriya Öz'ün Almanya'nın Freiburg kentindeki lüks bir sitede, Alman istihbarat örgütü BND ajanlarının koruması altında yaşamını sürdürdüğünü de yine Murat Kelkitlioğlu'ndan daha Eylül 2016'da öğrenmiştik.

Önce Zekeriya Öz'le şahsi meselemi anlatayım.

3 Mart 2011'de beni gözaltına aldırdığında, Alzheimer olan anneme bakıyordum.

Sorgumu yaparken, avukatın annemin sağlık durumuyla ilgili raporu ulaştırdığını öğrendim. Benden habersiz yapılan bu girişimi çok öfkelendim. Böyle bir adamdan “aman” dileyecek değildim.

Öz'ün, altına Başbakanlık'tan zırhlı araç tahsis edildiği, iktidar ve medyası tarafından “kahraman” muamelesi gördüğü vakitlerdi.

Annemin raporundan söz ettikten sonra gerine gerine, “6 kardeşmişsiniz. Diğerleri bakabilir” diye buyurdu.

Öfkem daha da kabardı. Besbelli bunun ne menem bir hastalık olduğunu, hastayla birlikte etrafındakileri de tükettiğini bilmiyordu.

“Allah düşmanıma bile bu hastalığı vermesin” dedim sadece.

Zekeriya Öz şimdi karşımda olsa yine böyle mi söylerim bilmiyorum!..

Bugün anacığımın 7'inci ölüm günü. O sözde savcı ise nasıl Türkiye'den elini kolunu sallayarak çıktıysa, Almanya'da da elini kolunu sallayarak dolaşıyor.

Zekeriya Öz meselesi benim şahsi meselemden önce Türkiye'nin meselesidir. Öyle olmalıydı, lâkin maalesef öyle olmadı!..

Olma ihtimali de gözükmüyor. Neden mi?

O TAHLİYE İLE NELERİ KABUL ETTİK? 

Bilindiği gibi, yaklaşık 1 yıldır tutuklu olan Alman vatandaşı gazeteci Deniz Yücel 11 gün önce tahliye edildi. 

Yücel tutuklandığında yetkililerimizin yaptığı açıklamalar malûm; “Gazeteci değil, terörist” dendi. 

Alman yetkililer ise Deniz Yücel ve diğer Almanların, “siyasi tutuklu” olduğunu savunmakla kalmayıp, “Erdoğan'ın ve Türkiye'nin rehineleri” ifadesini kullandı.

Bu isimlerden birisi de Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel'di. Aynen şunları söyledi:

“Deniz Yücel hâlâ tutuklu, çünkü bana göre Türkiye onu rehin aldı. Alman hükümetinin elinde Türkiye'yi Yücel'in serbest bırakılmasına zorlamak için sadece diplomatik ve ekonomik araçlar var. Sonuçta hükümet, Türkiye'yi işgâl edecek değil. Gelecekte Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a daha az dikkat gösterilecek. Uzun süre ona karşı mantıklı bir tutum sergilemeye çalıştık. Bazen belki de onu çok fazla dikkate almamak daha iyi.” 

Gabriel'in sözleri bunlardan ibaret değildi.

“Yücel vakası çözüme ulaşmadığı sürece” Türkiye'ye uygulanan silah ambargosunun devam edeceğini bildirdi.

“Tehditlerin olduğu bir ortamda Türkiye'deki yatırımlarını garanti edemeyeceklerini, ortaklarıyla Türkiye'nin AB üyeliği konusunu ele alacaklarını ve Alman vatandaşlarına yönelik Türkiye'ye seyahat tavsiyesini değiştirmekten kaçınamayacaklarını” belirtti vs.

Tahliyeden sonra neler oldu?

Gabriel, “Deniz Yücel vakasını, savunma konularıyla hiçbir şekilde birbirine karıştırmadım” diyebildi... Bir yandan Türkiye'yle herhangi bir “kirli pazarlık” yapmadıklarını, herhangi bir sözün verilmediğini kaydederken, öte yandan Leopard tanklarının bakımı ve geliştirilmesinin bu olayla ilgisinin olmadığını söyledi... Alman hükümetinin Deniz Yücel'in serbest bırakılmasından kısa bir süre önce Türkiye'ye silah satışına ilişkin 31 anlaşmaya onay verdiği ortaya çıktı... Almanya'nın Altay tankımızın yapımına ortak olacağını da Başbakan Binali Yıldırım'dan öğrendik...

Yine Gabriel ile diğer Alman yetkililer, “Türkiye'de halen siyasi motifli 5 Alman'ın tutuklu olduğunu, bunların da serbest bırakılması için çabaların süreceğini” açıkladı ve Deniz Yücel'den sonra bir kişi daha tahliye edildi. 

Tüm bunları niye mi hatırlattım?

Başbakan Binali Yıldırım, “Almanya ile Türkiye arasında bu adamdan başka bir mesele yok mu yani? Bu kadar basite indirgenecek bir ilişki değil” dediği için.

Elbette Almanya ile Türkiye arasında “bu adamdan” başka çok mesele var, ama bu olay da öyle “basit” bir mesele değil.

Çünkü o tahliye ile;

Kendi söylemlerimizi inkârla birlikte, “Rehine” suçlamalarını, “siyasi tutuklu” iddialarını kabul edip, Almanya'nın bunca hakaret ve tehdidini sineye çekmiş olduk!.. 

Diyeceğim, madem bunları kabullendik, karşılığında bari bir şu Zekeriya Öz'ü alabilseydik!..

KİM KANDIRILDI?

Dahası;

O Alman Bakan Temmuz'da Alman aktivistlerin tutuklanmasına tepki gösterip, “İlişkiler böyle devam edemez. Ankara'daki sorumluların politikaları sonuçsuz kalacak” dediğinde, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın şöyle konuştu:   

“Bu açıklamaların yaklaşmakta olan Almanya seçimlerine yönelik iç siyaset yatırımı olduğunu düşünüyoruz. Almanya'da bu bir moda haline geldi. Kendilerince puan toplamaya çalışıyorlar. Onların oturup akıl tutulmasından kurtularak düşünmeleri gerekiyor... Bizim Almanya'da vatandaşlarımıza yönelik casus muamelesi yapıldı. NSU cinayetleri acaba nasıl hasır altı edilir diye çaba içerisindeler. Biz bunları defalarca Alman makamlarının önüne koyduk. FETÖ kaçkınları, bu ülkeye ihanet edenlerin hainlerin en çok gittiği ülke Almanya. Bunlara nasıl göz yumuyor Almanya? Bunları önlerine koyduğumuzda 'bizde yargı bağımsızlığı var' diyorlar. Peki, Türk yargısına neden saygı duymuyorlar? Bu Türkiye'ye karşı saygısızlıktır. Onlar da bizim yargımıza saygılı olacaklar.”

Ağır eleştirilerini Ağustos'ta da sürdüren Gabriel'e bu defa bizzat Erdoğan şu karşılığı verdi:

“Bir Dışişleri Bakanları var ki, evlere şenlik!.. Sen kimsin ki, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı ile konuşuyorsun. Sen Türkiye'nin Dışişleri Bakanı ile konuş. Haddini bilmiyor. Haddini bil. Kalkmış bize siyasi ders vermeye çalışıyor. Senin siyasetteki geçmişin ne? Yaşın kaç senin?”

Peki Deniz Yücel'in tahliyesi sayesinde neyi öğrendik?

Meğer Erdoğan, “Muhatabım değil” dediği Gabriel'le iki kez gizlice Deniz Yücel konusunu görüşmüş. İlk görüşme Erdoğan'ın Şubat başındaki Vatikan ziyareti sırasında, ikincisi ise Şubat'ın ikinci haftasında İstanbul'da olmuş.  

Ankara'dan ses çıkmazken, Alman Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü bu iddiayı doğruladı, iyi mi?!. 

Zekeriya Öz'le başladık, onunla bitirelim.

Erdoğan, “Almanya bize Zekeriya Öz'ü vermezse, hiçbir suçluyu Almanya'ya vermem. Bu konuda süratle kırmızı bülten çıkacaktır. Almanya'yı da göreceğiz. Olmadığı takdirde Almanya bizden hiçbir suçluyu Erdoğan imzası ile isteyemez, vermem” resti çektiğinde 15 Ağustos 2015'ti. 

Ez cümle, “Almanya da bizimkileri kandırdı” demeyeceğim... Görüldüğü üzere “kandırılan” maalesef yine bizler olduk!.. 

Müyesser YILDIZ – 27 Şubat 2018

Yazarlar

Cloudy

13°C

Istanbul