muyesser yildiz5

“Kıçı Kirli Ordu” gözümüzün önünde kurulmadı mı?

Eylül'de gündemimiz Myanmar'dı. Birçok gösteri yapıldı. Ardından Trump'ın Kudüs'ü İsrail'in “başkenti” ilân etmesine öfkelendik.

ABD temsilcilikleri önünde günlerce gösteri yaptık. Kudüs meselesi “kırmızı çizgi”mizdi. Ancak Trump bildiğini okuduğu halde, gündemimizden çabucak düştü. 

Son 1 haftadır ise gündemimiz Suriye ve Afrin. Aslında 2015'ten beri Afrin'i konuşup, “Bir gece ansızın gelebiliriz” diyoruz.

Tarih 6 Ocak 2015; Büyükelçilere hitap eden Erdoğan, “Kobani, Afrin, Kamışlı burada başka hesap yapılıyor. Bunu da herhalde Türkiye yutacak durumda değil. O zaman atmamız gereken adımı, yapmamız gerekenleri de biz yapacağız... Burada Türkiye’nin hassasiyeti önemli. Ama sizin hassasiyetiniz ne? Irak için petrol, anlıyoruz. Suriye için ne? Orada da yeni bir yapılanma” dedi.

O vakitler Obama iktidardaydı.

Erdoğan, bir gün sonra da şöyle konuştu:  

“Sayın Obama’nın kendisine telefon görüşmesinde söyledim. PYD de PKK gibi bir terör örgütüdür. Onların orada devlet kurmasına müsaade etmenin yollarını mı aralıyorsunuz? Kabine açıkladı bunlar, ona mı aldanıyorsunuz? Maalesef PKK ile PYD birbirinin aynıdır ve dertleri nedir? Dertleri Kuzey Suriye’de bir devlet oluşturmaktır ve bu devleti Afrin, Kobani, Kamışlı’ya kadardır.”

Ve 29 Ocak; Erdoğan, “Afrin, Haseki, Kamışlı, Kuzey'de bir yapı meydana getirmek istediklerini” vurgulayarak, “Adeta ikinci bir kuzey Irak” benzetmesini yaptı. 

Yani daha 2015'in başında emperyalizmin Suriye'deki planlarını net bir şekilde “teşhis” etti!..

Sonra Obama'nın kendilerini “aldattığını” açıklayıp, Trump ile yeni bir sayfa açtı.

Yeni Başkanın, PYD/YPG konusundaki pervasız politikalarını uzun uzadıya anlatmaya gerek yok. Gözümüzün içine baka baka silahlandırdı, üsler kurdu, asker ve sivil heyetler gönderdi, Amerikan askerlerinin terörist arması takmasını seyretti vs. 

Geçen yıl 8 Ekim'de Erdoğan, “Türkiye’nin 911 kilometre sınırı olan Suriye’nin kuzeyinde doğudan batıya kadar çok ciddi bir devlet yapılanmasının ön çalışmalarının olduğunu” vurgulayıp, “Bugün biz buna sessiz kalırsak ki geciktik, o zaman bu yapılanma orada ne yapacaktır? Tahakkuk edecektir” dedi.

5 gün sonra, “3 bin 300’ü aşkın TIR ile Kuzey Suriye’de, bizim güneyimizde bir terör örgütü oluşturmaya veya bir terör devleti oluşturmaya çalışanların niyeti nedir? Bunlara bu denli silahı ücretsiz olarak verenlerin niyeti nedir? Biz paramızla silah alamazken, onlara parasız olarak bu kadar silahı vermenin hedefi, gayesi ne olabilir?” sorularını sordu. Ardından bu soruların cevabını bildiklerini açıkladı.

Geldiğimiz nokta; Erdoğan'ın “Geciktik” demesinin üzerinden 3 ay daha geçti!..

Ve ABD, Erdoğan'ın “Kıçı kirli” olarak nitelendirdiği 30 bin PYD/YPG teröristiyle sınırımızda görev yapmak üzere “Kuzey ordusunu”, “Tahakkuk” ettirdi!..  

Haliyle de Afrin operasyonunu konuşmaya ve “Savaşa mı giriyoruz?” diye sormaya başladık. 

İMRALI'DAKİ TERÖRİSTBAŞININ 2011'DEKİ TALİMATI !

Tamam, ABD'yi çuvaldızlayalım, ama iğneyi azıcık da kendimize batırmamız gerekmiyor mu?Suriye operasyonunun başladığı 2011'e dönelim.

İmralı'daki teröristbaşı Abdullah Öcalan daha o zaman PKK'ya, “Kürtler öz savunma gücü oluştursun. 50 bin kişilik ordu kursun” mektubu yazmadı mı? Bu mektup terör örgütüne ulaştırılmadı mı?

Bugün ABD'nin, “Suriye Demokratik Güçleri” diye boyadığı PYD/YPG yapılanmasını teröristbaşı önermedi mi? 

Sık sık Türkiye'yi “tehdit eden” Salih Müslim'i PYD'nin başına da o atamadı mı?

O dönemlerde müzakereleri yürüten devlet görevlileri, “Öcalan'ın İmralı'dan örgütü yönettiğini, buna müsaade ettiklerini, Suriye'deki evlerde resimlerinin asılı olduğunu” söylemedi mi?.. 

Yine teröristbaşı Temmuz 2014'te, “Kürt halkına ve gençlere seferberlik” çağrısı yapıp, Suriye'nin kuzeyine yardıma gitme talimatı vermedi mi? O vakitler İstanbul’da Dışişleri ve MİT tarafından ağırlanan Salih Müslim, “Sınırdan geçenlerin PKK’lı değil, gönüllü gençler” olduğunu söylemedi mi? 

Uzatmayalım; O günlerde Erdoğan, “Sınır bölgesinde olası bir PKK riskine karşı tampon bölge kurma gibi bir alternatif düşünüyor musunuz?” sorusunu, “Güvenli bölge, tampon bölge, kâh bizde şu anda oluşmuş olan kamplar... Bütün bunların hepsi alternatiflerin içerisinde. Bunların öncelikleri ise biraz da sürece bağlı. Bu konuyla ilgili Dışişleri, Silahlı Kuvvetler, istihbarat teşkilatlarımız yoğun çalışmanın içindeler ve atılması gereken adımlar, alınması gereken kararlar geldiği anda alınacaktır. Yani istim üzerindeyiz...” diye cevaplıyordu.

Biz düşüne dururken, ABD 3.5 yıl sonra sınırımızda “terör tamponu” kurdu!..

BİR HAFTADA NE OLACAK ?   

Son 1 haftaya gelelim;

Erdoğan birkaç gündür partisinin il kongrelerinde yaptığı konuşmalarda da şunları söyledi:

“Afrin'de teröristler teslim olmazsa orayı başlarına yıkacağız. Münbiç'te bize verilen sözler yerine getirilmezse kendi göbeğimizi keseceğiz. Bir haftaya kalmaz ne yapacağımızı görecekler... Ne dedim, 'Bir gece ansızın gelebiliriz'. Bizi izlesinler ve şu anda sınırlarımızdaki en ufak bir taciz bizim için atılması gereken adımların işaret fişeğidir.”

Aynı konuşmalarında, “Artık bıçak kemiğe dayanmıştır. Milletimizi tehdit edenleri kaynağında bertaraf edeceğiz. Kabuğumuza çekilip de sizin vurmanızı mı bekleyeceğiz?” dese de anladığımız şu; Afrin operasyonu kayıtsız şartsız değil... Ayın 20'sine kadar Afrin'deki teröristler teslim olmazsa, ABD Münbiç'teki teröristleri çekmezse veya bize tacizde bulunurlarsa ancak o zaman, “Bir gece ansızın gideceğiz”!..  

Ayan beyan ortada, “Kıçı kirli” terör ordusu ve tamponunu kuran kim; ABD.

Şimdi bir de Erdoğan'ın bu ülkeye hitabına ve çağrılarına bakalım:

“Bu süreçte müttefiklerden beklentimiz, dostluk ve stratejik kavramların ne kadar gerçek ne kadar sahte olduğu ayan beyan ortaya çıkacaktır. Amerika ile ortak çıkarlarımızın olduğunu düşünüyor ve birlikte çalışabileceğimizi düşünüyorum. Biz dostlarımızdan ülkemiz için beka sorunu olan böyle hassas durumda kendilerin yakışan tavır bekliyoruz.”

“Buradan Suriye'deki terör örgütlerini destekleyen müttefiklerimizi kendilerini test etmeye davet ediyorum. Suriye'de terör örgütüne ABD'nin göndermiş olduğu silah sayısı 4 bin 900 TIR. Böyle müttefiklik olmaz. 2 bin uçak dolusu silahı da derme çatma hava alanlarına inerek örgüte teslim ettiğini biliyoruz. Verdikleri silahların bir kısmı kara borsada satılmaya başladı. Bir kısmı da bize karşı kullanılıyor.”

“Bölge politikalarımızı ABD ile yürütmek istiyoruz. Bu tek taraflı olmaz... Müttefikimiz dediğimiz bir ülke tüm ikazlarımıza rağmen sınırlarımız boyunca bir terör ordusu kurmakta ısrar ediyor. Türkiye sınırı boyunca kurulacak bir terör yapılanmasının Türkiye'den başka hedefi olabilir mi? Amerika'nın artık niyetini açıkça ifade etmesinden memnuniyet duyarız. Bir ülkenin başındaki kişi, yetkilileri, sorumluları bize beraber mücadele edeceğimizi söylüyorsa bu bizim için anlamlı bir sözdür. Aksi ortaya çıkana kadar da biz bu söze bağlı kalırız. Bize düşen bu terör ordusunu daha doğmadan boğmaktır.”

Görüldüğü üzere, halen ABD'yi “dost, müttefik” sayıyor, yola birlikte devam etmek istediğimizi anlatıyor ve Trump'ın sözüne güvendiğimizi söylüyoruz.

Ne denir ki?!.

NİYE WASHİNGTON VE BRÜKSEL'DELER ?

Bitmedi; Erdoğan Ankara'da bağırıp çağırırken, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ABD'ye gitti. “Kuzey ordusu” kararıyla ilgili olarak, “ABD, Koalisyon adına açıklama yapamaz. Böyle bir adım atılamaz” dedi. 

Afedersiniz de o koalisyonun merkez üssü İncirlik değil mi? ABD'ye buradan göndermeyi ağızlarına almıyorlar da en azından şu noktadan sonra bizim o koalisyondan çekilmemiz gerekmez mi?

Yine Çavuşoğlu'nun, “ABD'nin tarafını belli etmesi lâzım. Müttefiklerini mi yoksa terör örgütlerini mi tercih ediyor?” açıklamasına ne demeli?

ABD, Obama döneminden beri terör örgütünü tercih ettiğini onlarca kez söylemedi mi? 

Ya, “Şu konuda ABD'nin de Batı'nın da dürüst olması gerekiyor: Suriye'yi bölmek mi istiyor, Suriye'nin toprak bütünlüğünü mü istiyor?” sorusu?

Acaba ne istediklerini anlamamız için daha ne yapmaları gerekiyor?

Bakanımız, bugün de ABD'li mevkidaşı Tillerson ile görüşecek. Tillerson'un PYD/YPG'ye desteğini geçelim, 7 ay önce “Türkiye'de Müslüman Kardeşlerin iktidarda olduğunu” iddia eden bu zat değil miydi? 

Genelkurmay Başkanımız Hulusi Akar da Brüksel'de; Dün ABD Avrupa Kuvvetler Komutanı Orgeneral Curtis M. Scaparrotti ile görüştü. Kimdir Scaparrotti? PYD'ye yönelik operasyonlarımızı eleştiren, “darbeci” askerlere sahip çıkan kişi!.. Akar, bugün de Türkiye'yi defalarca kandıran ABD Genelkurmay Başkanı Dunford'la Suriye konusunu görüşecek.

Hayırlı olsun!..  

BİNALİ BEYİ DİNLEYİN !

Son gelişmelere Başbakan Binali Yıldırım da epey tepki gösterdi, sadece ABD değil NATO'ya da çattı, “Yanlıştan dönün” çağrısı yaptı. 

“Özde değil sözde” çıkışlarla “savaşın” eşiğine gelinmişken, Yıldırım'ın iki açıklamasını hatırlamakta fayda var.

Mayıs'ta Trump, YPG'yi silahlandırma kararını imzaladığında, “ABD'ye savaş ilân edecek değiliz” demişti.

Ağustos ayında olası Afrin ve İdlip operasyonu sorulduğunda da, “Bir yere operasyon davul zurnayla yapılmaz. Başka ülkenin topraklarına girmenin uluslararası, istişareleri, hukuki zemini olması ve meşru mazeretinin olması lâzım” cevabını vermişti. 

AFRİN'İN ARDINDA NE VAR ?

Peki, ABD bize silah çevirdiği halde halen “gül” uzatılmasının sebebi nedir?

Önce Erdoğan'ın 7 Ocak'ta Fransa'dan dönerken, Türkiye-ABD ilişkileri konusunda yaptığı değerlendirmedeki şu ifadelerin altını çizelim:

“Bu olayın birçok başlığı var. Olay sadece YPG olayı değil. Mesela yargı sistemlerinde yaşananlar var. Bunların en önemlisi FETÖ meselesi. Yani biz ABD ile terör ile mücadelede şu an tümüyle aynı kulvarda koşmuyoruz... Bir başka başlık, Rıza Sarraf, arkasından Hakan Atilla meselesi, Halk Bankası meselesi. Bu konu ile ilgili yargı süreci kumpas üstüne kumpaslarla dolu. Bu süreç tamamen siyasidir, adli ve hukuki değildir. Kimin eli kimin cebinde belli değildir.”

Sonra da ABD'nin “mesaj postacısı” olan eski Ankara Büyükelçisi James Jeffrey'nin önceki gün Türk-Amerikan ilişkilerinin masaya yatırıldığı Dış İlişkiler Konseyi (CFR) panelinde söylediklerine bakalım:

“Erdoğan ve çoğu Türk, ABD’den ne kadar bağımsız olduklarını göstermek istiyor, ama yine de ayrılmıyorlar. Amerika IŞİD’e karşı savaşta PKK bağlantılı grubun öncülüğündeki güce destek veriyor. Türkiye buna her gün tepki gösteriyor, ama bu gücü destekleyen uçaklar büyük oranda Türkiye’deki üslerden kalkıyor. Erdoğan buna her gün izin veriyor. Rusya’dan S-400 füze savunma sistemi alıyor, ama aynı zamanda NATO, Türkiye’yi Afganistan’daki çabalarımızda en kritik 4 ülkeden biri olarak görüyor. Türkiye-AB ilişkileri her zaman çukurda, ama mülteci anlaşması Avrupa’nın istikrarında en önemli gelişmelerden biri. Dolayısıyla Erdoğan’ın aslında neler yaptığına bakıldığında, işbirliği açısından muazzam bir alan var.”

10 gün önce bizzat Erdoğan, “Olay sadece YPG olayı değil” dediğine göre, Afrin'in ardında başka pazarlıkların yaşandığı anlaşılıyor.

Ne gibi mi?

Erdoğan ve Jeffrey'nin çizdiği çerçeve çok şey anlatmıyor mu?

Müyesser YILDIZ – 16 Ocak 2018 – Odatv                                                              

Yazarlar

Cloudy

7°C

Istanbul