muyesser yildiz5 

Amerika'daki dava Ergenekon'un devamıdır, hedef de Türk milleti ve devletidir!

Erbakan Hoca döneminde ABD'ye, AB'ye, NATO'ya, İsrail'e karşı idiler.

Ne zaman ki, “Yenilikçilik” gömleğini giydiler; “Dünya ile savaşarak siyaset yapılamaz. İktidar olmak için dünyayı dikkate almak, reel politika yapmak zorundayız. İçeride ve dışarıdaki bazı çevrelerle uzlaşma sağlanmadıkça ayakta kalınamaz” dediler... “Ankara'nın şerrinden Brüksel Washington'un şefaatine” sığındılar...

“Ankara'nın şerrinden” kurtulmak için de yabancılar eliyle “değişim-dönüşüm-reform” adı altında hata üstüne hata yaptılar...  

“Kandırıldık, yanıldık” diyerek tüm bu “hatalardan” kendilerini ibra ettiler, ama bedeli her seferinde Türk Millet ve Türk devleti ödedi. 

İşte geldiğimiz nokta!..

Şimdi de başımız bir sahtekâr yüzünden dertte.

Düne kadar ona “Rıza Sarraf” deniyordu, Artık Reza Zarrap oldu.

Ülkemizin koca koca yöneticilerini “kandıranlar” kervanına, bu bacak kadar çocuk da katıldı!..

ATİLLA KİM?

Hâlâ, “ABD'nin hedefinde Erdoğan var” diyorlar.

Öyle ise davaya niye “ABD, Atilla'ya karşı” adı konuldu?

Atilla kim? ABD tutuklu Halk Bank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla mı?

Zarrap, kimlere rüşvet verdiğini, kimlerin kendisini koruyup-kolladığını açıklarken, bir tek Hakan Atilla'nın rüşvet istemediğini açıkladı.

Ciğerimizi bilen ABD, bunu bilmez mi?  

O halde demektir ki, bu “Atilla”, o “Atilla” değil!..

15 YIL ÖNCEKİ ATİLLA BENZETMESİ !

Çoğumuz bilmeyiz veya hatırlamayız, ama bu “Atilla” işi, nedense beni 15 yıl öncesine götürdü.

AKP 3 Kasım seçimlerinden başarıyla çıkmış, Erdoğan yasaklı olduğu için Başbakanlığı Abdullah Gül üstlenmişti.

Seçimin ertesi günü AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı ilk arayan isimlerden birisi, dönemin Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis oldu. Simitis'in, Erdoğan'ı kutlayıp, Atina'ya davet ettiği duyuruldu. Daveti kabul eden ve bu ziyareti en kısa sürede gerçekleştirmeyi istediğini belirten Erdoğan'ın da, “Yunanistan ile gerçekleştirilecek işbirliğinin Türkiye-Yunanistan ilişkileri, Türkiye-AB ilişkileri ve tüm dünya açısından olumlu olacağını” söylediği açıklandı. 

Ancak ufak bir “pürüz” söz konusuydu.

AKP kanadı, “Simitis, Erdoğan'ı Atina'ya davet etti” derken, Yunan kaynakları, “Erdoğan Avrupa turuna Atina’dan başlamak istediğini söyledi, biz de bunun ayarlanabileceğini ilettik” iddiasında bulundu. 

Ne bunun üzerinde duruldu, ne de o günlerde Simitis başkanlığında yapılan Savunma ve Dış Politika Konseyi toplantısında, 2001-2005 döneminde 2.1 milyon Euro'luk silah alımının kararlaştırılmış olmasının veya Savunma Bakanı Yannos Papandoniu'nun, ihtiyaç olması halinde Ege'deki ada ve adacıkları savunma şemsiyesi altına almak için Apachi saldırı helikopterlerinin muharebe kapasitesini güçlendirileceğini söylemesinin ya da Hükümet Sözcüsü Hristos Protopapas'ın, “Gereksinme halinde Ege'deki adalarımızı koruyabilecek durumda bulunmak için hazır olmalıyız” demesinin.

Ve Erdoğan sadece 14 gün sonra Atina'ya gitti.

Bir parantez açıp, Erdoğan ve Simitis'in Başbakanlık'tan çıkıp, öğlen yemeği için lokantaya yürürken Erdoğan'ın Yeni Şafak Gazetesi adına geziye katılan Nazlı Ilıcak'a dönüp,Beraber yürüdük biz bu yollarda” dediğini kaydedelim.  

Ortak basın toplantısında Simitis, Kıbrıs ve Ege için “Yıllardır ıstırap veren sorun” deyip, Türkiye'yi suçlayan ifadeler kullandı... Kıta sahanlığı konusunda, “Türkiye'nin uluslararası hukuka uymadığını” öne sürdü... Rum kesiminin AB üyesi olacağından söz etti vs. 

Erdoğan bu haksız suçlamaların hiçbirine cevap vermediği gibi, “Yunanistan’ı tarihi rakibimiz olarak değil, en yakın komşumuz ve yarınlarımızın stratejik ortağı olarak görüyoruz” dedi... Türkiye'nin AB'ye gireceğinden emin olduğunu, bunun için AB'nin istediği gerekli tüm düzenlemelerin yapılacağını anlattı... 

İki liderin görüşmesine katılan dönemin Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu da, görüşmeyi “tarihi önemde” diye nitelendirdikten sonra şunu söyledi:

“Yıllardır ilk kez Attila ile görüşmedik.” 

Aynı Papandreu 2 ay sonra Erdoğan'dan, “AKP’nin çoğunluğu oluşturduğu yeni TBMM’nin, casus belli (Yunanistan’ın karasularını artırması savaş sebebidir) şeklindeki kararı yeniden değerlendirmesini” istedi. Erdoğan'ın bu vahim talebe cevabı da, “TBMM Başkanı Bülent Arınç’a ileteceğim” oldu. 

Aynı günlerde Yunanistan Savunma Bakanı Yannos Papandoniu, “Herkes biliyor ki, Türkiye’nin AB üyeliğinin anahtarı Yunanistan’ın elindedir. Yunanistan’ın bu konuda yardımcı olması için Türkiye, Kıbrıs konusunda çözüme katkıda bulunmak ve Ege’deki milli egemenlik haklarımız aleyhindeki taleplerinden vazgeçmek zorundadır. Yunanistan’ın barışçı açılımlarına olumlu yanıt vermek Türklere kalmış” dedi. 

O günden bugüne, Yunanistan'ın talepleri, özellikle Ege konusunda hangi noktaya geldiğimiz ortada. Ege resmen “Yunan gölü” haline geldi ve iktidardan tek bir ses çıkmadı.

ERGENEKON'DAN ATİLLA'YA !..

Yeniden Reza Zarrab veya “Atilla” davasına dönersek;

Ankara, davanın “yasa dışı delillerle” açıldığını, uluslararası hukukun çiğnendiğini, Zarrab'ın “rehin alındığını” ve “kumpas” kurulduğunu savunuyor.

Bu işler ayniyle vaki, “Ergenekon” kumpasında olmamış mıydı?.. Asıl önemlisi, ABD'nin “FETÖ” eliyle gerçekleştirdiği bu kumpasa Türk Milleti'nin destanı “Ergenekon”un adının verilmesi tesadüf müydü?..

O yüzden diyorum ki, “Davaya 'Atilla' adının verilmesi tesadüf değildir. Ergenekon'un devamıdır. Hedef de Türk Milleti ve Devletidir”!..  

Medya, iktidara “şantaj” yapıldığını yazıyor...

AKP Sözcüsü Mahir Ünal da, “Bu dava üzerinden Türkiye'nin siyasi ve ekonomik olarak köşeye sıkıştırılmak istendiğini” söylüyor...

O halde soralım; Irak'ta, Suriye'de, Güneydoğu'da ve de Ege'deki bu noktaya Ergenekon-Balyoz kumpasları sayesinde gelindiğine göre, acaba “Atilla”da hedef ne?

ERDOĞAN YİNE YUNANİSTAN'A GİDİYOR..

Görünen o ki, hedeflerden birisi, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) için hayati önemde olan Kıbrıs.

Bunu nereden mi çıkarıyoruz?

Yunanistan Başbakanı Çipras geçen ay ABD'deydi. Trump'la görüştü ve Türkiye'yi şöyle şikâyet etti:  

“Karşılaştığımız tüm güçlüklere ve sık tekrarlanan tahriklere rağmen Türkiye ile diyaloğu sürdürüyoruz. Türkiye’nin Ege’deki tehlikeli ve ihlalci hava-deniz faaliyetleri sona ermelidir. Türkiye bu faaliyetleri ile istikrarsız bir bölgede iki NATO müttefiki arasındaki ilişkileri hemen her gün torpilliyor. Yunanistan'ın egemenlik haklarını korumakta kararlıyız. Türkiye’nin AB, Batı ve NATO’ya bağlılığını destekliyoruz. Ancak, Avrupa yolunun ve batı dünyası ile işbirliğinin de bazı yükümlülükleri vardır ve bunlar yerine getirilmelidir.” 

Elbette Türkiye'nin “AB, Batı ve NATO'ya bağlılığını” destekleyecek... Kalanları da onlar sayesinde alacağını biliyor tabii ki!..

Başka?

Başbakan Binali Yıldırım geçenlerde sürpriz bir biçimde İngiltere'ye gitti. İngiltere Başbakanı ve Dışişleri Bakanı ile görüşme konularından birisi de Kıbrıs'tı.  

Başka?

Yunanistan'ın Türkiye politikalarında milim değişiklik olmamasına, aksine daha da cüretlenmesine, geçtik bunları tek bir “FETÖ'cüyü” iade etmemesine rağmen bir başka “sürpriz” gelişme oldu ve Erdoğan'ın 7-8 Aralık'ta bu ülkeye resmi ziyarette bulunacağı açıklandı.

15 yıl önce AKP Genel Başkanı olarak gitti... Şimdi 60 yıl sonra Yunanistan'ı ziyaret eden ilk Cumhurbaşkanı olacak!..

Yunan medyası bu ziyarete odaklanmış, ele alınacak “yüksek profilli” konuları yazıyor... Başta gelen konunun Kıbrıs olduğunu bildiriyor... Ama Türkiye'nin gündeminde ne bu ziyaret, ne de Kıbrıs var!..

Şimdi, “Bu kadar sıkıntı arasında, bu neyin ziyaretidir?” diye sormayalım mı?

BU KUMPASTAN ÇIKMANIN YOLU ?

Atilla davası” için bizzat Erdoğan, “Türkiye’ye yönelik bir kumpas kurulduğunu, bu kumpas üzerinden oyun oynandığını” söylüyor... “Allah'ın izniyle bu işin içinden çıkacağımızı, altında kalmayacağımızı” anlatıyor... Ama hemen ardından, “Bu konuda muhatabımız Trump'tır” diyor...

Altımızı oyanları hâlâ “muhatap” almak nasıl bir iştir?

AKP Sözcüsü Mahir Ünal da, “Türkiye'nin diğerlerini aştığı gibi bunu da aşacağını” bildiriyor.

15 yılda nelerin, nasıl “aşıldığını” az buçuk bildiğimiz, gördüğümüz için tereddüdümüz var.

Zor olsa da “Ergenekon, Balyoz” kumpaslarında gerçekten “aldandıklarını, yanıldıklarını”, şimdi ise “tehlikeyi” gördüklerini varsayalım!..

Öyleyse; Artık sözle değil, icraatla Türkiye'nin hak ve çıkarlarından milim taviz verilmeyeceğini göstermenin, mesela illa gidilecekse Yunanistan ile yıllar sonra “İlk kez Atilla olarak görüşmenin” zamanı değil midir?

Müyesser YILDIZ – 01 Aralık 2017 – Odatv

Yazarlar

Cloudy

14°C

Istanbul