viktor ananias iki koyluyle birlikte225

Nereye Kadar Tüketeceğiz?

Buğday Derneği Başkanı Viktor Ananias'la Söyleşi!

 Buğday Derneği Başkanı Viktor Ananias'la Büyükada'da yabani kuşkonmaz, acıot ve lavanta toplayarak başlayan, ekolojiye, susuzluğa, iklim değişimine ve insanın çevredeki olumsuz gidişata dur demek için neler yapabileceğine dair yaptığımız sohbeti okuyucularımıza sunuyoruz.

Çevreciyiz >>> Büyükada'da ot toplarken gördüklerimizden başlayalım mı, Viktor? Geçirdiğimiz zaman içinde her gittiğimiz, ot topladığımız yerde bitki örtüsüne bakıp “Çok bodur bitkiler, gelişememişler. Bu iyiye işaret değil” dedin. Ne demek istediğinle, Büyükada'daki gözlemlerinle başlayalım mı sohbetimize?

Viktor ANANİAS >>> Büyükada, benim daha önce aynı zamanda geldiğimde, bir çok yenecek otu torbalar, eller, kollar sepetler dolacak şekilde topladığım bir yer. Bitkiler zaten bu zamandan sonra çok daha fazla gelişmez, büyümez. En gelişmiş olması gereken aylar. Bundan sonra çiçek açar ve tohuma kaçar. Bugün gördük, bazı bitkiler kartlaşmıştı. Gördük bugün, bazı bitkiler kartlaşmıştı. Otlar gelişemeden küçük kalmışlar ve çiçeğe kaçmışlar. Bu, gereken gelişmeyi göstermediğini gösteriyor. Bunun en büyük sebebi susuzluk tabii. Yağmur normalde olduğu gibi olmadı bu sene, daha önceki seneleri takip etmemiş yağmur miktarı.

Birkaç sene arka arkaya adada iklim böyle olsa, otlar yavaş yavaş çimlenme zamanını değiştirebilir, adaptasyon gerçekleşebilir. Bu kadar yağış ve çiyle bitki örtüsü daha gelişmiş olan yerler vardır. Bu bir adaptasyon meselesi. Geçen sene yağmuru alıp bitkiler ona göre tohumlandıysa, çimlendiyse, geliştiyse, bu sene de onu bekler. Bu sene bütün o tohumlar erken çimlenip aslında erken sıcaklarla karşılaştı, sonra da az yağmur ve erken sıcaklar nedeniyle bir türlü gelişemeyip belki de sağlıklı tohumlar veremedi bir çoğu. Bu çok ciddi bir şey aslında. Bir-iki canlının yaşamından, ufak bir yaşam ortamından değil birbirine bağlı bütün bir yaşam zincirinden bahsediyoruz. Biz burada adayı gördük, bütün Dünya için geçerli bu durum.

Çevreciyiz >>> Türkiye'nin başka yerlerinde, bu bahar döneminde de gözlemledin mi aynı şeyi?

Viktor ANANİAS >>> Bahar çok yeni. Bugünlerde kırsala çok seyahat etmedim ama iletişim içinde oluğum yerlerden öğrendiğim kadarıyla sorunlar var. Bir çok yerde olumsuz yönde etkiliyor. Çok nadir olarak olumlu etkileyebilir. Erken hava ısındı, bitkiler çimlendi, gelişti, çiçek açtı ve ardından don almadıysa, yağmurlar olduysa, çok az bölgede meyvenin gelişimi için olumlu bir gelişme olmuş olabilir.

Bunu böyle değerlendiremeyiz. Bu bir kumar olamaz. Az önce bahsettiğim adaptasyon belli bir yüzdede, belli bir sürede, belli bir miktarda olunca değişime ayak uydurulabiliyor. Hızlı değişimlerde çok fazla fire veriyor. Çok hasatlar alınamıyor. Bir çok yabani bitki ortadan kalkıyor, ona bağlı böcek, börtü, solucanlar, mikroorganizmaların da hayatı değişiyor. Bütün yaşam ağı etkileniyor bu hızlı değişimlerden. Çünkü adaptasyonu, uyumu gerçekleştiremiyor.

Çevreciyiz >>> Bu durumdan tarım nasıl etkilendi?

Viktor ANANİAS >>> İklim değişikliği konusu geçtiği zaman, Kuzey İskandinav ülkeleri “şimdiye kadar siz yaptığınız tarımı, bir sürü ürün yetiştirdiniz, şimdi biz yapacağız. Turizmden siz faydalandınız, şimdi biz faydalanalım. İklimimiz çok güzel olacak.” diyor. Bu, işin ironik tarafı. Ama tarım çok zorlanacak. Tarımda kuraklık, sadece yağmurun yağıp arazilerin kendiliğinden sulamasıyla ilgili değil, bildiğimiz gibi bütün su kaynaklarındaki tatlı suyun azalması olarak bir sonuç veriyor. kuyudan sulama yapılıyorsa kuyudaki su azalıyor, barajdan sulama yapılıyorsa barajda su birikmiyor. Bunu bütün ülke geneline yaydığımız zaman, barajlara yapılan yatırımı düşündüğümüz zaman, sulama dayalı tarıma baktığımızda bu ciddi bir sorun yaratıyor sulu tarımda. Sulu tarım da zaten doğrudan sorun kaynağı. Sulamanın istenilen ölçüde yapılmaması bir felaket ve tartışılacak bir durum yok. Bu oluyor, gerçekleşiyor.

Turizm bölgelerinde bu yaşandı, susuzluktan ne olacağını gördük. Belli bölgelerde turistik tesisler yer altı suyunu çekince, su seviyesi düştü.

Çevreciyiz >>> Su seviyesinin düştüğü, düşüşün sorun olduğu alanlara örnek verebilir misin?

Viktor ANANİAS >>> Bodrum yarımadasının belli yerlerinde, Antalya'da, aslında bütün Akdeniz sahillerinde belli bölgelerde yaşandı. Kuyulardan tuzlu su çıkmaya başladı. Kara, deniz suyunu çekmeye başladı. Yer altı suyu çekilince, deniz suyu içeriye girebildi. Uzaktan ya da yakından su getirilerek sorun çözülebiliyor ama sonunda aynı kaynağı kullanıyoruz. Sonuçta, hepsi birbirine bağlı.

Susuz tarıma baktığımız zaman, örneğin tahıllar, bu ürünler de dahi ürün kalitesinde bozulma olacaktır. Bunlar susuz yetişmiyor aslında, belli yağmurları, havadaki rutubeti, sabahları oluşan çiyi kullanıyor.

Ege'de bir sürü sebze susuz yetiştirilir. Sabah çiy olan dönem ayarlanır domatesin gelişimi için. Gelişimini tamamlar, çiyin azladığı dönemde ürün verir. Dayanıklı, kokulu ürünler ortaya çıkar sonunda. Çünkü, doğru zamanda su kesilmiştir, meyvesini verir olgunlaştırır.

Yeteri kadar almazsa toprak suyu, rutubet olmadığında yeterli gelişemez. Zaten topraklarımızda organik madde çok düşük. Türkiye'nin bütün tarım topraklarında organik madde miktarı çok düşük. Konvansiyonel tarım arazilerinden bahsediyorum, orman alanlarındaki küçük tarım alanlarından bahsetmiyorum. Konvansiyonel tarımın yapıldığı geniş alanlarda, ovalarda toprakta ciddi bir tuzlanma sorunu var. Bu toprakta besin maddeleri de yeterli değil ya da çoğu zaman yok. Mikroorganizmalar üremiyor. Geriye sadece mineraller kalmış durumda toprakta. Bunların da belli kısımları yıkanmış. Geriye çok çok fakir bir toprak kalıyor.

Bu aslında çölleşme sebeplerinden bir tanesi. Bütün toprak sürekli yıkanıyor. Toprak tuzlanmış, kendi kendine bir şey üretemeyecek hale gelmiş, mikroorganizmalar yok, içinde solucan gibi toprak işçileri yok, börtü böcek eteği çekmiş. Toprağa bir de su gelmeyince, kuraklaşmayı da hesaba katarsak üretim yapmak ne konvansiyonel ne de organik olarak mümkün olmaz.

Bunu hiçbir tarım sigortası karşılayamaz. Bunun telafisi çok zor.

Çevreciyiz >>> Bunun sebeplerini ne olarak görüyorsun? Ayrıca, bu sadece Türkiye'de olmuyordur sanıyorum.

Viktor ANANİAS >>> İklim değişikliğini aslında hesaplamak zor. Her yerde okuduğumuz kaba şekliyle, biliyoruz ki arabamızı kullandığımız zaman, fabrika bacasından gaz çıktığında, büyük hayvancılık tesislerinde sürekli iklim değişikliğine katkıda bulunuyoruz. Büyük resme bakınca aslında çok fazla kişisel olarak yapacak bir şey bulamıyoruz. Ne oluyor, bize reçeteler veriyorlar. Diyorlar ki ampulünüzü değiştirin, dişlerinizi fırçalarken suyu kısın, vs. Bütün bunları bir yandan önemseyebiliriz. Evet bir milyon kişi dişini fırçalarken suyu birer litre daha az kullanırsa, bir milyon litre su kazanılır hesapları yapabiliriz. Bunlar çok anlamsız şeyler. Çünkü bir yandan insanın yaşamla bağlantısı ve tüketim ahlakı önemli. Tüketim demek de garip aslında. İnsan hiçbir şeyi tüketmemeli. Ne bir ilişkiyi ne bir gıdayı, sadece dönüştürmeli Bir şey yediğimizde ya da iletişim kurduğumuzda ya da bir hammaddeyi alıp başka işe yarar bir şeye dönüştürdüğümüzde bir şey tüketiyor olmamalıyız. Üretiyor olmalıyız ve öbürünü de dönüştürüyor olmalıyız aslında.

Bu mantıkla bakınca günlük hayatımıza, sadece siyaseti, araba kullanan insanları, fabrika bacalarını suçlamak, eleştirmekten öte yapabileceğimiz çok şey olduğunu fark ederiz. Yaşama karşı sevgimizi ve yaşamı anlamaya, kendi içimizdeki çok temel değerleri yeniden keşfetmeye başlarsak zaten tüketici olmaktan çıkarız. İklim değişikliği ile mücadele bizim insanlık olarak bütünden bir tavır değişikliğiyle gerçekleşebilir. oldu çıkabilir. Ufak tefek, kendimizi kandırmak için yaptığımız şeyler aslında olumlu değil olumsuz bile olabilir. İki ampul değiştirdik diye, dişimizi fırçalarken suyu kıstık diye iyi hissederek gidip günlük yaşamımızda aynı tavrı sergilemeye devam ediyorsak, bununla ne iklim değişikliğini düzeltebiliriz, ne kırsalı kalkındırabilir ne de güncel olarak saptadığımız, farkında olduğumuz ya da olmadığımız sorunların hiç birini çözemeyiz.

Çevreciyiz >>> Bu tüketim nereden kaynaklanıyor sence ve bunu durdurmak neden zor geliyor bize?

Viktor ANANİAS >>> İnsanların yaşamda sahiplikle ilgili bir sorunu var. Özellikle son dönemlerde daha da derinleşmiş. Yaşamı emanet gibi değil de sahibi olduğumuz ve ne kadar tüketirsek o kadar sahibi olacağımız bir şey gibi algılıyoruz. Bir insanın aslında yaşamda temel ihtiyaçları için kullanabileceği kaynak aslında yaşamda fazlasıyla mevcut. Hep konuşulan, dünyada açlar var ve açları doyurabilmek için genetik teknolojinin gelişmesi, fakir ülkelerin elektrik enerjisini bol bol kullanıp sanayisini geliştirmesi için nükleer santralinin kurulması gibi şeyler gündeme geliyor.

Bazıları da bunlar gerekçe olamaz diyor. Dünyada dağılım eşitsizliği var. Amerika'da bir çocuk Afrika'daki bir çocuğun 25 katı kaynak tüketiyor gibi gerçeklerimiz var ölçülen biçilen. İkinci cevap birinciyi ortadan kaldırıyor aslında. Adaletsiz dağılım var. Madem bu doğru, bu sorun var. Bu dünyada gerek birey, gerek ulusal gerekse uluslararası siyaset olarak, biz o zaman bu durumda ya nükleer enerjiye ya da fosil yakıtlara, bütün insan icadı, bütünsel resim içerisinde olumsuz sonuçları hesaba katılmamış bütün bu deneyleri yaparak dünyayı doyurmaya mı çalışacağız yoksa adalet sistemimiz değişecek? Yoksa içimizdeki, uluslararası adalet sistemi mi değişecek? Adil dağılım mı sağlamaya çalışacak bir noktadan sonra dünya? Bu ikisini sorgulayınca, karşılaştırması anlamsız bir resim çıkıyor aslında önümüze.

Bunu küçük boyuta indirgersek, kendi günlük yaşamımızda herkes az ya da çok duydu iklim değişikliğini. Peki, ben bugün devamlı birilerine kızıp, devlete kızıp, uluslararası bütün şirketlere kızıp, ona kızıp buna kızıp; kendi kendimi, çok kısa olan bir yaşam süremi, birilerine kızmakla geçirip, tüketmeye devam ederek, tüketici olmaya devam ederek mi yaşama seçeneğimi kullanırsam daha çok faydam olur yoksa belli bir sorumlulukla yaşama bakıp, ama kısıtlı alanlarda değil. Dişimi fırçalarken değil, ampul takarken değil. Bütün yaşamımda. Bütün yaşamımda. Attığım her adımda.

Çevreciyiz >>> Nasıl bir yaşamı tarif ediyorsun Viktor?

Viktor ANANİAS >>> Bir kere idealize edilmemiş, kıyaslanmayan başkalarıyla. Çünkü herkesin durduğu nokta başka. Başlangıç noktası durduğu nokta; gideceği yer, hedefi ortak tanımlanmış olabilir. İnsanın olduğu yerden başlaması gerekiyor. Belli kahramanlar yaratıp, belli ideal koşulları tanımlarsa kendine, varamadığı için oraya ya da varamayacağını hissettiği için bir kere katılımcı olmuyor. Bizim belli bir çözüme katılımcı olabilmemiz için, herkesin içinde olabileceği bir şeyler tanımlıyor olmamız ve kendimizi de bulunduğumuz yerden o noktaya katmamız gerekiyor.

Ben bugün bir sanayiciysem ve 50 bin kişiye iş veriyorsam; birden bire karar verip, bugünden yarına, 25 bin kişiyi işten çıkarıp, bacaları da duman çıkarıyor diye kapatıp gitmem mümkün değil. Ya da bir ülke 25 nükleer enerji santrali çalıştırıyorsa, bu ülke birden bire bunların hepsini kapatıyorum diyemez. Bir aile fastfood tüketiyorsa bir saniyede bunun dönüşmesi mümkün değil Ama herkesin bir dönüşme potansiyeli var ve başarabileceği dönüşüm adımlarını atmaya başladığı an inanç artıyor.

Örneğin, ben bugün sebze meyvelerimi evimde buzdolabı yerine sepete koyup, onu da akşamları balkona çıkarmayı tercih edebilirim. Ona göre alışveriş yaparım. Bir şeyi dönüştürmüş olabilirim. Başka biri aile, herkes çalışıyor diye buzdolabından vazgeçemeyebilir, buna ihtiyaç duyuyor olabilir. Buzdolabının ayarını yapar, çamaşır makinesini alırken dikkat edebilir ya da başka bir elektrikli aletten vazgeçebilir. Örneğin saçını yıkadığı saatleri değiştirebilir.

Bunları fikri sabit gibi liste haline getirmekten, yapmadığımız zaman kendimizi kötü hissedip yaptığımız zaman dünyayı kurtarmış hissetmekten bahsetmiyorum. Her an yeni bir şey keşfedip o yeni şeyi hayatımıza sokmaya hazır davranmamızla fayda sağlayabilir. Karar vermemiz gerekiyor. Yaşama mı hizmet edeceğiz yoksa bugünün çözümü yarının sorunu olacak bir takım fikirler etrafında mı dolanacağız.?

Çevreciyiz >>> Bizi bunu yapmaktan alıkoyan nedir?

Viktor ANANİAS >>> İnsan da doğanın bir parçası. Aynı döngünün içerisinde insan da evriliyor. Ben fiziksel değil ruhsal evrimden bahsediyorum. Bir meyve ile daha iyi tarif edebilirim belki, bir meyve çürürken içindeki tohumu bırakıyor. Buradan bir yaşam doğuyor. Dönüşüm oluyor. Ben de bu gidişatta umut hissediyorum aslında. Bir tohum olduğu ile ilgili umudum var. İnsan kendini ve doğanın işleyişini daha iyi anlamaya başladığı anda olamayacak mucize yok. Bahsettiğimiz değişimi eğer insan içinde yaşarsa bu işten bile değil.

Çevreciyiz >>> Bu gidişatı kırsaldaki insan şehirdeki insana göre daha çok fark ediyor, daha hızlı algılıyor diyebilir miyiz?

Viktor ANANİAS >>> Buna artık çok inanmamaya başladım. Doğada yaşayan insan günlük yaşamını doğayla geçiriyor, doğal döngüleri daha çok yaşıyor. Bu bir avantaj ama bir fabrikada da doğa kanunları geçiyor. Bunu göz ardı ediyoruz. Derininde arayan insan aradığına her yerde ona ulaşabiliyor. Yapay ortamlardaki olumsuzluklar da bize aynı şeyi öğretebilir. Doğadaki döngülerden nasıl öğreniyorsak kendi yarattığımız sistemlerden de bunu öğrenebiliriz.

Dünyada herkes eşit derecede sorunun da parçası ve aynı zamanda eşit derecede çözümün parçası olabilecek güçte.

Çevreciyiz >>> İklim değişikliği gibi büyük sorunlarla yüzleşince kendini küçük hissedebiliyor. Bundan nasıl alıkoyarız sence kendimiz?

Viktor ANANİAS >>> İklim değişikliği insanın yarattığı bir şey. Bu oluyor ama tek gerçek bu değil. Hala bu değişikliğini kontrol edebilecek çok aracımız var. Büyük bir kısmını en azından. Bugün Al Gore kanserden bahsediyor olsaydı bütün basında, belki de ondan bahsediyor olacaktık. Medyanın gündemimize yerleştirdiği fikirlerin maalesef peşinden sürükleniyoruz.

Başka, belki de çok daha önemli sorunlarımız var. Çok daha ileri düzeyde sorunlarımız var. Örneğin sosyal çözülmeler var. Toplumsal yapıda çözülmeler var. Kendine güven ve korkumuz sadece iklim değişikliği ile yüzleşmemizden kaynaklanmıyor. Bu sadece Türkiye'de de olmuyor. Yaşlı insanlar sorun olmaya başlıyor, yaşamın dışında kalıyor. Çocuklar yapay fikirlerle yetişiyor. Türkiye'de hala sosyal yapıda güçlü yanlarımız var. Aç çok az, hala hayırsever var. Sosyal yapıda anlatamayacağım kadar çok değerimiz var. Bir yandan da sosyal çatlama yaşanıyor. Gençler yaşlılar, fakirler zenginler, farklı kültürlerden insanlar...

Her şey günümüzde ayrım üzerine. Her şey ayırıyor. Dolayısıyla aileler, güçlü sosyal yapılar kurulamıyor. Reklamların yönettiği kitleler oluşuyor. Reklamın peşinde koşuyoruz yazık ki. Bu çok daha büyük bir sorun. Bizi bu durduruyor ve küçük hissettiriyor. İklim değişikliğini nasıl durduracağız?

Çevreciyiz >>> Ne yapabiliriz Viktor?

Viktor ANANİAS >>> Bugün yaygın olan konu toplumun bilinçlendirilmesi. Toplumun buna ihtiyacı yok. Bilinçlenme seminer ve konferansla olmaz. Çok daha hızlı bir çözüme, yaşamın içine giren örnek adımlara ihtiyacımız var. Sağlıklı gıda anlatmak değil, sağlıklı gıda sunmak durumundayız. Çiftçinin ekolojik üretimini yapıp bununla ihtiyacını karşılayabiliyor olması gerek. Üreticiyle tüketicinin birbiriyle buluşmasını ve birbirine saygı duymasını sağlamak önemli. Biz Buğday olarak bu çizgi üzerindeyiz. Sadece bilgi üzerinde yapılan işler umutsuzluğumuza çözüm değil. Bilgi artışı var ama çözüm yok. Eğitimlerde bugün kendi inanmadığımız şeyleri öğretmeye kalkıyoruz. Oysa yaşamda hala bir sürü tohumumuz var. Önemli olan bunu analiz etmek değil, bu tohumları yaşama geçirmek.

Buğday olarak bir çok kurumlarla görüşüyoruz. Bu kurumlar bizimle işbirliği yapmak istiyor. İşbirliği yapılmak istenen konu bizim yaptığımız çalışma. Bu kurumların başka işi var. Bir kurum çıkıyor, bizden fazla bu işi yapıyormuş gibi bunu kullanıyor. İlişkimizde sorumluluk almıyor üzerine. Sorumluluk almalıyız.

Çevreciyiz >>> Buğday tarif ettiğin konularda devletin, iş dünyasının, kurumların sorumluluğun nasıl görüyor?

Viktor ANANİAS >>> Buğday karar verici olarak bireylere çok önem veriyor. Kapıcı da, bir tüccar da, devletin başındaki de bir birey. Her birey kendini temsil ediyor önce. Kurumların içinde bireyler var. Kurduğumuz ilişkiler kurumlarla olsa bile karşımızda bireyler var. Olduğumuz halimizle ilişki kuruyoruz. Buna inanıyoruz, birlikte çalıştığımız insanları kendi ekibimizden görüyoruz. Küçük bir kurumuz ama bu düşünceyle, inançla kurduğumuz ilişkilere bakınca çok rahat hissediyoruz. Buğday Derneği'nin hedef kitlesi herkes. Bu konuda eleştiriye maruz kalıyor ama öyle, kapımız herkese açık. O kapıdan girmek isteyen insan yaşamında dönüşüm isteyen insandır ve buna herkes yaşamın dönüşüm gücünü her an kullanmaya başlayabilir.

Çevreciyiz >>> Viktor, son sözlerin olarak nasıl bir davet mesajı verirsin bizi okuyan kişilere?

Viktor ANANİAS >>> Buğday Derneği olarak, bu yazıya ulaşabilen insanların mutlaka bize katılmalarını, yaptıklarımızın içinde yer almalarını isteriz. Ama ben böyle koşullu bir davet yapmayacağım. Ben insanların şehrin göbeğinde de olsalar, doğadan çok bir şekilde yaşıyor da olsalar bir şekilde yaşamın dönüşümünü kendi bedenlerinden bile bir hissetmelerini, onun için bir durmalarını, bir nefes almalarını, nefes alıp vermenin aslında ne kadar büyük bir mucize olduğunu fark etmeleri ile işe başlamalarını öneririm aslında.

Çünkü eğer bu paylaşımlarımız okunuyorsa nefes alınıyordur. Dolayısıyla oradan işe başlamak, belki de insanın yaşamındaki büyük bir dönüşümün başlangıcı olabilir. Nefesi almak vermek, bir daha almak vermek, bilinç olarak onu izlemek, ondaki mucizeyi keşfetmek ve yaşamın dönüşüm olduğuna inanmak, inancını tazelemek, çok büyük bir başlangıç noktası olabilir.

Ondan sonra ampul de değişir kendiliğinden, diş fırçalarken suya da bakarız.

Çevreciyiz >>> Viktor, bu paylaşımların ve bize yaptığın bu davet için çok teşekkür ediyoruz.


Çevreciyiz
http://www.cevreciyiz.com/

Buğday Ekolojik Yaşam Kapısı
http://www.bugday.org/

v4

v6

v7

va1

va2

va3

va4

 

Son Yazılar

Rain

9°C

Istanbul