ethem gonenc

Sürdürülebilirlik de neymiş?

Özellikle son on yıldır, yürütmenin karar vericileri,

“sürdürülebilirlikte neymiş” diyerek uyguladıkları politikalar ve yaptıkları planlamalarla, kısa dönemli güç ve çıkarlar uğruna, yurdumuzun ve yurttaşlarımızın gelişimi, gönenci ve mutluluğu için en temel varlıklardan biri olan su kaynaklarımızın ve onların havza ekosistemlerinin adeta katledilmesine neden olmuşlardır. Hani alay etmek için kullanıllan bir söz vardır ya “Su akar Türk bakar” diye; aslında doğaya saygıya dayanan “şaman” kültürüyle yetişmiş Türkler iyi ki böyle yapmışlardır.

Günümüzde, verdikleri zararlar fark edilerek ABD’de başlayan HES’lerin yıkılması uygulaması artık diğer ülkelerde de giderek yaygınlaşmaya başlamıştır.

Negatif seleksiyon süreçleri!

Tam da 21. yüzyıla girerken, Türkiye’miz ötrofik faza geçirilmiştir (Bkz. 14 Mart günlü yazım). İşte bu fazda, “negatif seleksiyon” süreçleri oluşmaktadır. İlk süreç “kifayetsiz muhterisler”in, yetersizliklerinin bile farkında olmadan önemli görevler için yanıp tutuşmaları; buna karşın bilgili, yetenekli ve donanımlıların alçakgönüllü davranıp bu görevlere talip olmamaları sendromuyla gelişmektedir. Bu ilk süreç sonunda hemen ikinci süreç devreye girmektedir. “Bilgi, kültür, çağdaşlık ve sürdürülebilirlik bilinci açısından donanımlı insanların kendilerine benzeyenlerle; bu açılardan yetersiz insanların ise kendilerinden çok daha yetersiz olanlarla çalışması” kuralıyla işleyen bu ikinci süreçte, yürütme makamlarındaki önemli görev yerlerini, hem donanımsız hem de çıkarcı ama yandaş insanlar doldurmaktadır. Bu durumda iyice edilgen hale gelen donanımlı insanlarsa giderek kabuğuna çekilmektedir. Kifayetsiz muhterisler, bu süreçleri sürdürebilmek için çocukları ve genç kuşakları dogmatik ve ezbere dayalı bir eğitim sistemiyle yetiştirmekte; çocuk ve gençlerin sorgulama, yargılama, analiz ve sentez yapma gibi yeteneklerinin gelişimini yine eğitim yoluyla engellemektedirler.

Bu arada toplumun, hem görsel ve yazılı basın yoluyla, hem de dinsel ve düzmece propogandalarla beyni yıkanarak, bu süreçlerin farkına varmasının önüne geçilmektedir. İşte sevgili okurlarım, bugün yaşadığımız sıkıntıların ana nedeni, ancak son bir yıldır fark etmeye başladığımız, aslında sürdürülmesi mümkün olmayan bu negatif seleksiyon süreçleridir.

Sürdürülebilirlik kavramı!

Sürdürülebilirlik, sosyoekonomik sistemin (SES) güncel gereksinimlerinin, yani taleplerinin -gelecek kuşakların gereksinimlerinin karşılanmasını önlemeyecek ve/veya engellemeyecek şekilde- doğal sistemin (DS) arz edebildiği ölçüde karşılanması olarak tanımlanabilir. Bilimsel olarak da sürdürülebilirlik, SES ve DS arasındaki yersel-zamansal ilişkilere ait dinamiklerin, tüm olasılıklar tahmin edilerek uzun erimli, kuşaklar arası bir zaman boyutunda dengelenmesi (ekonomi deyişiyle arz-talep dengesinin kurulması) şeklinde tanımlanabilir.

Sürdürülebilir yönetim!

Sürdürülebilir yönetim için ekosistemdeki tüm varlıkların aynı yaşam haklarına sahip olduğunun ve ancak birbirlerinin yaşam haklarını yok etmeden bir arada varolabileceklerinin tüm paydaşlarca içselleştirilmesi ve bunun, insanın ekolojik izbırakımının sınırlandırılmasını hedefleyen havza planlamalarına yansıtılması gerekli ve zorunludur.

Karar vericiler sadece SES’ in tüketme ve büyüme taleplerini değil, bunun için gerekli kaynakların temininde DS’in sınırlarını ve kısıtlamalarını da mutlaka göz önüne almalıdırlar.

Gerçek bir sürdürülebilir yönetimin, sadece tüketimi ve ekonomik büyümeyi hedefleyen “serbest pazar ekonomisi”nden, DS’nin kaynak ve hizmetlerinin paylaşımında ve kullanımında ahlaki, etik ve bilimsel ölçütleri göz önüne alan ve gönençli bir toplumsal gelişmeyi hedefleyen “sürdürülebilir pazar ekonomisi”ne geçilerek yapılabileceği kanısındayım.

Eğer varsa, bu pazar oyunuzu bunları dillendiren partiye verin derim. Rasgele!

Ethem GÖNENÇ - 28 Mart 2014 - Aydınlık

Son Yazılar

Cloudy

8°C

Istanbul