GalileoYobazlık Nasıl Derin Nefes Aldı

20 Ocak 1633 şafağında, Galileo Galilei’nin Floransa’daki evinin kapısı büyük bir gürültüyle çalındı.

Yetmiş yaşlarındaki ünlü bilgin, zorlukla bulduğu gözlüklerini takmaya çalışırken gürültü devam ediyordu.

Kapıyı açtığında karşısında Roma Engizisyon Mahkemesi görevlileriyle karşılaştı. Beklediği “misafirlerdi”, ama bu kadar erken değil.


Görevliler hışımla içeri girdiler, evi didik didik aradılar ve Galileo’ya hazırlanmasını ve Roma’ya götürüleceğini söylediler.

“Hava çok berbattı. Sert ve soğuk bir rüzgar esiyordu. Tanıdık yol hüzünlü ve karamsar bir manzara çiziyordu...”

“Galileo’nun içini dayanılmaz bir hüzün kemiriyordu. Hastaydı ve hastalık tüm gücünü almış durumdaydı...  Roma’da kendisini acımasız bir mücadele bekliyordu ve Galileo buna hazırdı.”


Kilise, “Diyalog” adlı kitabını yayımladığı ve bu kitapta Kopernik Kuramı’nı savunduğu için Roma Engizisyon Mahkemesi’ne çıkarılacaktı.

“Ayaküstü ölmek mi? Hayır!”
diyordu Galileo. Tam tersine kazanmak ve tamamlayamadığı eserine dönmek istiyordu. “Eğer mücadele ederken diz çökmem gerekse bile kitabımı bitirmeliyim!”

Kendisine eşlik eden görevlilerden biri Galileo’nun eline, Kardinal Berberini’nin bir notunu sıkıştırdı bir ara.

Duruşma günü geldiğinde, yaşlı adam zorlukla ayağa kalktı. Kollarından tutarak merdivenlerden yavaşça indirdiler. Yakın dostu ve evinde konuk olduğu Niccolini ailesinden kimse söyleyecek tek söz bulamıyordu.

Galileo’yu duruşma salonuna getirdiklerinde, Yüksek Din Kurulu odasında üç görevli bekliyordu: Engizisyon Başkomiseri, savcı ve zabit katibi...

Galileo’ya yemin ettirdiler ve ilk soruyu Başkomiser Vincenzo Maculano sordu:

“Roma’ya neden geldiniz?”

“Ben gelmedim. Siz getirdiniz.”

“Roma’ya neden getirildiğinizi biliyor musunuz?”


Galileo, kitabı ile ilgili olduğunu söyleyince Başkomiser “Diyalog” kitabını göstererek “Bu sizin kitabınız mı,” diye sordu.

Daha Galileo yanıt bile veremeden, sonraki soru geldi:

“Kitabı ne zaman yazdınız?”

Galileo yanıtlamak üzere tekrar ağzını açtığında, sonraki soru geldi:

“Siz daha önce de Roma’da, daha doğrusu şöyle sorayım: 1616 yılında Roma’da bulundunuz mu?”

Galileo ağzını açtı...

“Hangi nedenle?”

Galileo henüz hiçbir soruya yanıt veremediğini anlamıştı... Karşısındaki Başkomiser tüm soruların cevabını biliyordu...

Yine de anlatmayı denedi:

“Birkaç kez Roma’ya geldim. Kopernik’in dünyanın hareketiyle ilgili fikrinin kuşku yarattığını duyduğum için geldim. Konunun Katolik görüşlere bağlılığını sorgulamak için geldim. Kendi isteğimle geldim ve Yüksek Din Kurulu üyeleriyle görüştüm. Onlar benden Kopernik Kuramı’yla ilgili bilgi istiyorlardı. Çünkü Kopernik’in kitabı zor anlaşılıyordu. Bunu daha net ve basit biçimde anlatmam gerekiyordu.”


Başkomiser, Galileo’nun Kopernik ile ilgili mahkeme kararını bilip bilmediğini sorup daha cevabını almadan, “Kardinal Bellarmino size bunu hangi yolla iletti,” diye ekledi.

Galileo bir kez daha şaşırmıştı.

Maculano, elindeki bir kağıdı Galileo’nun oturduğu sıranın üzerine bıraktı.

Bu, Kardinal Bellarmino’nun kendisine yazdığı ve yolda eline tutuşturulan mektubun bir kopyasıydı...

Bellarmino mektubunda Galileo’ya, Kopernik Kuramı’ndaki dünyanın hareketi ve güneşin hareketsizliği konusunda yüksek mahkemeye ifade verirken, bunun İncil’e aykırı olduğunu söylemesini rica ediyordu. Bellarmino ayrıca Kopernik Kuramı’nın kutsal kitaba aykırı olduğunu ve bunu savunmanın doğru olmadığını bildiriyordu. Dünyanın hareketinin bir tahminden öte gitmediğini söylemesi gerekliydi.

“Bunu sizden başka bilen var mı,”
diye sorusunu sürdürdü Başkomiser, mektubu biraz daha Galileo’nun önüne doğru iterken.

O zaman Galileo, onların da bilmediği bazı şeyler olduğunun farkına vardı. Hiçbir şey anımsamadığını söyledi.

“Kardinal Bllarmino ile konuşurken Kopernik hakkında bir görüşme geçti mi aranızda?”

Galileo bunu da anımsayamadığını söyledi.

Ama kuşku içindeydi.

Başkomiser Maculano sorunun yönünü değiştirdi:

“Kitabı basmak için Saray’dan izin aldınız mı?”


Elinde Galileo’nun “Diyalog” kitabını tutuyordu.

“Bu çok uzun bir hikaye,” diye söze başladı Galileo. “Kitabımı Fransa’da, Almanya’da ve Venedik’te bir çok yayınevi, büyük paralar vererek basmak istediler.”

“Bir Dominikan var,” dedi hınzırca Maculano... “Kardinal Bellarmino ile yaptığınız konuşmalara kulak misafiri olmuş.”

Galileo terlemeye başlamıştı. “Bu mümkün değil,” diye mırıldandı.

Başkomiser bu kez doğrudan gözlerinin içine bakarak Galileo’ya, “Kendisiyle tanışmak ister miydiniz,” diye sordu.

“Kimle? Dominikan ile mi?”

Galileo, Bellarmino ile Floransa’da, üniversite kantininde konuşurken çevrelerinde bazı insanların dolaştığını şöyle böyle hatırladı, ama Dominikan olduklarından emin değildi.

Olmadıklarından da... Sustu.

“Peki,”
diye devam etti Maculano. “Şansölye’den kitabın basılması için izin aldınız diyelim, Kendisine, Yüksek Din Kurulu tarafından daha önce size verilen talimatlardan da söz ettiniz mi?”

“Bunu gerekli görmedim,” dedi Galileo. “Ona bir şey söylemedim çünkü bu kitapta ben dünyanın hareketi ve güneşin hareketsizliği düşüncesini işmemiyor ve savunmuyordum. Aksine, Kopernik’in öğrettiğinin tam tersi bir düşünceyi savunuyor ve kanıtlıyordum. Üstelik Kopernik’in öğretisinin ne kadar zayıf ve inandırıcılıktan uzak olduğunu kanıtlamaya çalışıyordum.”

Galileo’yu o ana kadar sorgulayan Yüksek Din Kurulu Başkomiseri Vincenzo Maculano’nun kafası karışmıştı. Galileo bir anda taktik değiştirmiş ve Kopernik Kuramı’nın anlamsızlığını kanıtlamak için kitap yazdığını söylemeye başlamıştı.

Engizisyon hakimleri, Galileo’nun daha sert bir soruşturmaya alınması gerektiğini tartışıyorlardı. Toskana Kralı’nın yarattığı o olağanüstü yumuşaklığın ortadan kaldırılması ile ancak Galieo doğruları söyleyecekti!

27 Nisan 1633 tarihinde Vincenzo Maculano, Papa’nın bizzat emri doğrultusunda Galileo’nun itiraf etmesini sağlamaları için Kardinalleri ikna etti. Plana göre Başkomiser Maculano, Galileo ile yalnız görüşecekti. Kardinaller, izleyiciler, hakimler... Hiçkimse olmayacaktı.

Görüşme aklı başında iki insan gibi geçti. Maculano tüm görüşme boyunca Galileo’ya, görüşmenin resmi bir nitelik taşımadığını söyleyip durdu. Savunmasının sıradan insanlar tarafından inandırıcı bulunabileceğini, ancak Yüksek Din Kurulu’nun bunu kabul etmeyeceğini anlattı.

Galileo için bir çıkış yolu vardı. Kitabın neyi anlattığı konusunda kimsenin bir fikri yoktu. Bu belli olmuştu. Onlar, “Diyalog” kitabında Kopernik Kuramı’nı çökerttiğini ispatlamasını daha doğrusu bunu mahkeme huzurunda itiraf etmesini istiyorlardı. Kitabı daha sonra yok etmek çocuk oyuncağıydı Kilise tarafından.

Ama yine de “Diyalog” kitabını hiç yazmamış gibi kabul etmelerininin mümkün olmadığını, bunun için “küçük çapta da olsa” bir cezanın söz konusu olduğunu söyleyerek yeniden tartışmaya girdi Vincenzo.

Uzun tartışmalar sonunda Galileo kendisine önerilen çözüm yolunu kabul etti. Küçük bir cezayla Engizisyon’dan kurtulabilecekti.

Başkomiser Maculano, bu itirafın hemen ertesi duruşmada yapılmasında ısrar etti. İtiraf daha sonraki duruşmalara bırakılmamalıydı. Sanık kendi isteğiyle mahkeme huzuruna bir sonraki duruşmaya çıkacak ve itiraf edecekti.

30 Nisan 1633 tarihinde Galileo, Yüksek Din Kurulu’nun toplantı salonuna geldi ve kendisini dinlemeleri ricasında bulundu. Kürsüye çıktı ve konuşmaya başladı:

“Günlerce, bu ayın 12’sinde hakkımda yapılan soruşturmayı ve on altı yıl önce Yüksek Din Kurulu’nun talimatıyla bana, o sıralarda şiddetle yerilen dünyanın hareketi ve güneşin hareketsizliği hakkındaki düşünceyi savunmayı ya da öğretmeyi yasaklayan talimatın iletilip iletilmediğini düşündüm; tüm iyi niyetime karşın, acaba dikkatsizliğimden dolayı okuyuculara aktardığım yanlış bir düşünce var mı diye incelemeye karar verdim. Okuyucular ve yöneticiler bu düşüncelere dayanarak, yalnızca benim itaatsizliğime değil, aynı zamanda Kutsal Kilise’nin emirlerine karşı geldiğime dair de sonuçlar çıkartabilirlerdi.

Gerçekten bunların tamamen inandırcı olmadığını ve tamamen çürütüleceğini düşünüyordum ve hâlâ düşünüyorum. Bu yaptığıma mazeret olarak doğruyu söylemek ve itiraf etmek zorundayım ki ben kendi amacıma tamamen aykırı olan bir yanılgıya düştüm...”


Galileo yılmış ve çözülmüştü...

Yetmiş yaşındaki bu dev bilim adamı, hayatının son birkaç yılını huzur içinde geçirebilmek için, Kilise baskısı karşısında geri adım atmıştı.

Hayatının geri kalan kısmını “Benim hapishanem,” dediği Arcetri’de geçirecekti.

Pozitif bilimin “babası” sayılan, bilim dünyasının ilk kilometre taşlarından Galileo Galilei’nin Engizisyon Mahkemesi’nden çıkarken “dünya yine de dönüyor,” dediği o dönemin bir “şehir efsanesinden” başka bir şey değildi.

Tüm çevresince, ilerici olarak bildiği tüm arkadaşlarınca ihanete uğrayan ve yalnız bırakılan bu büyük bilim adamı, tüm yobazlığa ve gericiliğe ancak 70 yaşına kadar direnebildi.

Büyük acılar çektikten ve yalnızlığa hapsedildikten tam sekiz yıl sonra da Arcetri’de yaşamı sona erdi.

Öldüğünde tarih yaprakları 8 Ocak 1642’yi gösteriyordu ve 78 yaşındaydı.

Her aydınlık, yürekli ve mücadeleci insanın ölümünden sonra olduğu gibi, yobazlık derin bir nefes almıştı.

Şimdilik...


Mümtaz İDİL - 05.10.2010 - Odatv.com

Kaynak: Galileo, yazan: Alfred Engelbertoviç Ştekli, Çev: Eldar Rüstemzade-Ayneşur Öztürk, Redaksiyon: A.Mümtaz İdil, Etkin Yayınevi, 4. Baskı: Mart 2010.

Son Yazılar