bu nobel odulu muhtesem bir donus3 225

Bu Nobel ödülü muhteşem bir dönüşün habercisidir!

İlkçağ felsefecilerinden Demokritos Yunanca“bölünmez” anlamına gelen atomus kelimesini ortaya attığında takvimler İsa’dan Önce 440 yıllarını gösteriyordu.

Gözle görülemeyen, ancak 19. Yüzyılda John Dalton’un kanıtlamasına, yani 1808 yılına kadar bekleyecek olan atomun varlığını sezgisel biçimde ortaya atan Demokritos’tan iki bin beşyüz yıl sonra, 1964 yılında Peter Higgs ve François Englert atomaltı parçacıklara kütlelerini veren bir parçacık olması gerektiğini öne sürdüler. Bu parçacığın varlığı 4 Temmuz 2012’de iki ayrı deneyle (Atlas ve Alice) doğrulandı.

Bu iki bilim adamı dün itibariyle Nobel Fizik Ödülü’ne layık görüldüler.

Olay fizik bilimi açısından olağanüstü bir gelişmeydi. Bütün dünya nefesini tutmuş Cern’de gerçekleştirilen büyük Hadron çarpışmasının sonuçlarını bekliyordu.

Dünyanın başka bir kanadında bekleyiş daha da farklıydı. Stephen Hawking son yazdığı kitabında “felsefe bilimin gerisinde kaldı,”saptamasını yapıyordu ve çok doğru bir noktaya parmak basıyordu. Aydınlanma Çağı ile birlikte bilim öylesine dev adımlarla yol almaya başlamıştı ki, felsefe öngörülerinde sürekli geç kalır olmuştu. En son Einstein’in “uzayın bir madde” olduğunu söylemesi ve uzaya giren her cismin uzayı eğdiği varsayımını bir kenara bırakırsak, felsefe dünyanın oluşumu veya madde-antimadde veya büyük patlama konusunda bir görüş öne süremez duruma düşmüştü.

Derken Peter Higgs ve François Englert ortaya çıktı ve daha çok Tanrı Parçacığı diye bilinen Higgs Bozonu’nun maddeye kütlesini sağladığını öne sürdüler. Bu öngörü geçtiğimiz yılın temmuz ayında doğrulandığında fizik bilimi kadar felsefe de silkelendi ve kendine geldi.

Aydınlanma Çağı ile birlikte dev adımlarla ilerleyen pozitif bilim bilinmezlere ne kadar yaklaşırsa yaklaşsın, bir şekilde bunu fiziksel biçimde açıklayabiliyordu. Nitekim uzayın hala genişlemeye devam ettiğini insanlık felsefi olarak değil fiziksel olarak önünde bulmuştu. Felsefenin böyle bir öngörüsü olmamıştı. Büyük Patlama’nın saniyenin katrilyonda biri gibi bir zamanda şimdiki uzayın yarısına ulaştığını da fizik ortaya atmış, felsefe yine susmuştu.

Oysa çok değil, yüz yıldan biraz fazla zaman önce Emanuel Kant felsefesinin ana damarlarını Newton fiziğine dayandırırken, dünyayı açıklamayı da fiziksel bilgiyle sınırlayarak, “aklın sınırı” kavramını ortaya atıyordu.

Özsuyunu pozitif bilimlerden alan diyalektik felsefe, idealist felsefenin aksine dünyayı somut bilgilerle açıklama yolunu seçti, ama Aristoteles ve Platon tarafından hemen önleri kesildi. Dünya bir bilinmeyenin yaratısı olarak insanlara sunuldu ve iki siyah, iki de beyaz atın çektiği bir arabanın arkasında bilinmeyene doğru yola çıktı.

İnsanlık kendisine sunulan bu bilinmezliğin üstesinden hiçbir zaman gelemedi, gelemeyecek de. Eksi ve artı sonsuz arasında herhangi bir noktada bulunan insanoğlu, her atomaltı parçacığın altında bir başka parçacık olup olmadığını araştırmakla ya da dünyaya en uzak galaksinin de ötesinde bir başka galaksinin olup olmadığını bulmakla kendini yükümlü hissedecek. Bu da insanlığı bir “bilinmeyen” ile karşı karşıya bırakmaktan asla kurtaramayacak.

Burada artık idealist felsefenin yüzyıllardır süren egemenliğinin bir son bulması ve diyalektik felsefenin yeniden gündeme gelmesi gerekiyor. Higgs Bozonu’nun varlığını hiçbir idealist felsefe açıklayacak durumda değil. Elbette diyalektik felsefe de bunu açıklayamaz, ama en azından öngörüde bulunabilir. İnsanlığı bir bilinmezin kıyılarında salınıma bırakmaz. Bu yüzden Higgs Bozonu’nun keşfi kadar, bunu keşfeden bilim adamlarının Nobel Fizik Ödülü ile ödüllendirilmeleri büyük önem taşıyor.

1932 yılında James Chadwick nötronu bulup da üç yıl sonra Nobel Fizik Ödülü’nü aldığında da insanlık şaşkındı. Elektrik yükü sıfır olan bu atomaltı parçaçığın insanlığın önüne ne gibi bilinmez labirentler açtığının farkında bile değillerdi. Haberleri yoktu. İnsanlığı daha çok ilgilendiren, elleriyle tutup gözleriyle görebildikleri Elvis Presley’di, Frank Sinatra’ydı, Monreo’nun Kennedy ile yaşadığı aşktı.

Ama bir yanıyla insanlık kendisini var eden koşulları ve nedenleri sorgulamaya devam ediyor. Higgs Bozonu’nun Nobel ile taçlandırılması, diyalektik felsefe için de muhteşem bir dönüşün habercisidir.

Mümtaz İDİL - 09 Ekim 2013 - Odatv