ben_dediginiz_sey_gercek_kimliginiz_degildir225

Ben dediğinizde sözünü ettiğiniz şey, gerçek kimliğiniz değildir!

Sese dökülüp ağızdan yayılsınlar, yada sadece düşünceler olarak kalsınlar, kelimeler, üzerinizde neredeyse hipnotik bir etki yapabilirler.

Kendinizi kolayca onların içinde kaybeder, bir kelimeyle bir şeyi bağdaştırdığınızda, o şeyin ne olduğunu bildiğiniz inancına kapılırsınız. Gerçek şu ki: Ne olduğunu bilmiyorsunuz, yalnız gizemi bir etiketle örtüyorsunuz.

Hiç bir şey, bir kuş, bir ağaç, hatta basit bir taş ve hepsinden öte insan, asla tam olarak bilinemez. Bunun nedeni, zihinle kavranamayacak bir derinliğe sahip olmasıdır. Hepimiz algılıyabilir, deneyimleyebilir, düşünebiliriz ve bunların tümü, sadece gerçekliğin yüzeydeki katmanıdır; yani bir buzdağının görünen ucundan bile azdır. Yüzeydeki görünüşün altına indiğinizde, her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğunu görmekle kalmaz, aynı zamanda bütün hayatın başladığı Kaynak ile de bağlantılı olduğunu görürsünüz. Bir taş bir çiçek veya bir kuş bile, size Tanrıya, Kaynağa ve kendinize uzanan yolu gösterebilir. Ona baktığınızda, elinizde tuttuğunuzda ve isimlendirmeye kalkışmadığınızda, içinizde bir hayranlık, bir huşu uyanır. Özüyle kendini size anlatır ve özünü size yansıtır. Büyük sanatçıların sezdikleri ve sanat eserlerinde yansıtmayı başardığı şey budur. Van Gogh asla şöyle demedi: "Bu sadece eski bir sandalye." Bunun yerine sandalyeye baktı, baktı, baktı. Sandalyenin varlığını hissetti. Sonra da tuvalinin karşısına geçip boyalarını ele aldı. Sandalyenin kendisi, muhtemelen bir kaç dolardan fazla etmezdi, ama aynı sandalyeyi duyguyla yansıtan tablonun fiyatı bugün 25 milyon dolardan fazla.

Dünyayı kelimeler ve etiketlerle doldurmadığınızda, insanlığın düşünceyi kullanmak yerine, düşünceye esir olduğu, boşuna zaman kaybettiği, mucizevi bir duygu hayatınıza geri döner. Hayatınız müthiş bir derinlik kazanır, nesnelere bir yenilik, bir tazelik gelir.

En büyük mucize ise, bütün kelimelerin, düşüncelerin, zihinsel etiketlerin ve imgelerin ötesinde, kendi özbenliğinizi deneyimlemektir. Bunun olması için, kendi "Ben" duygunuzu, yani kendinizi tanımladığınızı düşündüğünüz şeyle oluşan kördüğümü çözüp, ayırmanız gerekir.

Nesnelere, insanlara, ya da durumlara, sözel ya da zihinsel etiketler yapıştırmakta ne kadar aceleci davranırsanız, gerçekliğiniz o kadar sığ ve cansız olur; aynı zamanda, kendinizi gerçeklikten uzaklaştırır, etrafınızda kendini belli eden yaşam mucizeleri de birer birer yok olur. Bu şekilde "akıl" elde edilebilir, ama "bilgelik" kaybolur, aynı zamanda mutluluk, sevgi, yaratıcılık ve canlılık da kaybolur. Bütün bunlar, algıyla yorum arasındaki hareketsiz boşlukta sıkışıp kalırlar. Elbette ki kelimeleri ve düşünceleri kullanmak zorundayız. Onların da kendi güzellikleri var; ama onların esiri olmak zorunda mıyız?

Kelimeler, "gerçekliği" insan zihninin kavrayabileceği bir boyuta indirger ve emin olun, bu da o kadar derin bir boyut değildir.

Dilde ses telleri tarafından sekiz temel ses vardır: a, e, ı, i, o, ö, u, ü,. Diğer sesler, hava basıncıyla üretilen konsonantlardır: s, f, g gibi. Böylesine basit seslerin kim olduğunuzu, evrenin nihai amacını veya bir ağacın ya da taşın derinliğinde ne olduğunu açıklayabileceğine gerçekten inanıyor musunuz?

Ben dediğiniz şey gerçek kimliğiniz değildir!

"Ben" kelimesi, nasıl kullanıldığına bağlı olarak, hem en büyük hatayı, hem de en derin gerçeği içinde barındırır. Geleneksel kullanımıyla, dilde en sık kullanılan kelimelerden biri olmakla kalmaz ("benim," "benimki," "kendim" gibi ilgili kelimelerle birlikte), aynı zamanda da en büyük hatalardan biridir. Normal günlük kullanımında "ben", önemli bir hatayı, kim olduğunuzla ilgili yanlış bir kanıyı, sahte bir kimlik duygusunu da beraberinde getirir, bu egonun ta kendisidir. Bu sahte benlik duygusu, sadece uzayın ve zamanın gerçekleriyle ilgili değil, aynı zamanda insan doğasıyla ilgili derin görüşler geliştirmiş olan Albert Einstein'ın "optik bir bilinç yanılsaması" olarak adlandırdığı şeydir. Bu sahte benlik duygusu, gerçekliğin tüm yanlış yorumlarını, tüm düşünce yöntemlerini paylaşımları ve ilişkileri de peşinden sürükler. Gerçekliğiniz, ilk illüzyonun bir yansıması haline gelir.

İyi haber şu : Eğer bir illüzyonun illüzyon olduğunu anlayabilirseniz, illüzyon çözülür. Bir illüzyonun anlaşılması sona ermesi demektir. İllüzyonun varlığını sürdürmesi, anca onu gerçek sandığınız sürece mümkündür. Kim olmadığınızı anladığınızda, gerçekte kim olduğunuz kendiliğinden ortaya çıkar. Ego dediğimiz sahte benliğin mekaniklerini incelediğimiz bu ve bir sonraki bölümünü, dikkatle ve yavaşça okurken, bu deneyimi kısmen de olasa yaşayabilirsiniz. Peki bu sahte benliğin doğası nedir?

"Ben" dediğinizde genellikle sözünü ettiğiniz şey, gerçek kimliğiniz değildir. İnanılmaz bir basitleştirmeyle "ben" dediğiniz her seferinde, gerçek kimliğinizin derinliğini, zihninizdeki "ben" düşüncesiyle ve "ben"i tanımladığınız her şeyle karıştırırsınız.

Peki "ben" kelimesini ve "benim", "benimki", "kendim" gibi ilgili kelimeleri kullandığınızda genel olarak sözünü ettiğiniz şey nedir?

Bir çocuk anne babasının ağzından ismini duyduğunda, zaman içinde bu kelimeyle bir özdeşlik kazanır ve zihninde kimliği ile ilgili bir düşünce biçimlenir. O aşamada bazı çocuklar kendilerinden üçüncü şahısmış gibi söz ederler. "Johnny acıktı". Çok geçmeden, büyülü "ben" kelimesi öğrenilir ve kendi kimlikleriyle özdeşleştirdikleri isimlerin yerine bu kelimeyi geçirirler. Sonra başka düşünceler gelerek ilk "ben" düşüncesi ile birleşir. Sonraki aşama "ben" ve "benim" düşüncelerini, bir şekilde "ben"in parçaları olan düşüncelerle birleştirmedir. Bu kendini nesnelerle tanımlamadır, ama zaman içinde, nesnelere benlik duygusu katan bu kelimeler, gerçek kimliği ortadan kaldırır. "Benim" oyuncağım kırıldığında, ya da kaybolduğunda, korkunç bir acı hissedilir. Bunun nedeni oyuncağın çok özel bir değere sahip olması değil, çocuk zaten çok geçmeden o oyuncağa olan ilgisini kaybedecektir, bunun asıl nedeni "benim" düşüncesidir. Oyuncak, çocuğun gelişmekte olan "ben" düşüncesi ile, ya da diğer bir deyişle benlik duygusuyla özdeşleşmiştir.

Dolayısıyla, çocuk büyürken ilk "ben" düşüncesi başka düşünceleri kendine çekmeye başlar: Kendini cinsiyetle, mülkiyetle, vücuduyla, milliyetiyle, ırkıyla, diniyle, mesleğiyle tanımlar. "Ben"in kendini tanımladığı diğer şeyler, bilgi ya da görüşler, sevilen ve sevilmeyenler üreten rollerdir; baba, anne, karı koca vb. gibi. Geçmişte başıma gelenler "bana" olanlardır ve bu anıların düşünceleri "ben" düşüncesiyle birleşerek "ben ve geçmişim" duygusunu yaratırlar. Bunlar insanların kimlik duygularını aldıkları şeylerden sadece bazılarıdır. Sonuçta benlik duygusunun eklendiği ve rasgele birarada tutulan düşüncelerden daha fazlası değildirler. Bu zihinsel yapı, normalde "ben" derken kastettiğiniz şeydir. Daha açık söylemek gerekirse: "Ben" dediğinizde çoğu zaman konuşan siz değilsinizdir; o zihinsel yapının, ego- benliğin bazı yönleridir. Uyanışı gerçekleştirdiğinizde, yine zaman zaman "ben" kelimesini kullanacaksınız ama bunu benliğinizin çok daha derinlerinden hissederek yapacaksınız.

Çoğu kişi, kendini hala genel düşünce akımlarıyla, takıntılı düşüncelerle tanımlamaktadır ve bunların bir çoğu anlamsızdır. Kendi düşünce sistemlerinden ve beraberinde getirdikleri duygulardan ayrı tuttukları bir "ben" yoktur. Ruhsal açıdan bilinçsiz olmanın anlamı budur. Kafalarında sürekli konuşan bir ses olduğu söylendiğinde, "ne sesi"? derler, ya da öfkeyle inkar ederler; ama aslında bunu yapan sesin kendisi, düşünücü, ve bu kişiler tarafından gözlemlenemeyen zihindir, neredeyse kontrollerini ellerinden almış gibidir.

Bazı insanlar, kendilerini düşüncelerinden ilk kez ayırdıkları ve kısa bir süre için de olsa kimlik değişimi yaşadıkları zamanı hiç unutamazlar. Diğerleri ise bunu pek fark etmez, ya da hiç nedensiz bile olsa, yaşadıkları içsel huzura veya mutluluğa bağlarlar. (Eckhart Tolle)

Biri sordu bana, nasılsın diye..

Bir an durdu aklımdan geçen tüm yanıtlar, düşünceler. Bir boşluktu algıladığım zihnimde. Nasılsın sorusu yankılandı en derinlerimde. Ben diye hitap edilen ben'sem eğer, kimdi bu boşluktan şimdi ben'i gözetleyen? Başka bir ben mi yoksa, ben'in bittiği yerde bensizlik mi?

Bir kahkaha oluştu içimde frenlediğim, dışarıya yansıtmadığım. Bir anlık zamanın içinden ebediyet durdurdu tüm algılarımı ve açılan bilgi doldurdu beden denilen kılıfımı. İçimde bir ses bana beni anlatıyor; bensiz olan ben'i. Yine bu dünyadan koptuğumu biliyorum o an ve dış dünyada olan bitenin tüm anlamsızlığı vuruyor zihnimin perdesine. Bir neşe seli çağlıyor ruhumda sınırsız bir edayla, en tatlı dalgalanmayla sarıyor içinde ikamet ettiğim bedeni.

Dünyanın bir maskeli balo olduğunu izliyorum içinde iplere bağlı kuklalarla donatıldığı. Kuklaları oynatan ise bir tek BEN içinde benim de dahil olduğum; tüm diğer ruhlarla beraber bir tek BEN var senaryonun rejisörü olarak. Rüyada gibi, kendinden geçmiş bir şekilde tutuyor o BEN ipleri elinde ve zihninden yansıtıyor bedenler dünyasına tüm dramları, komedileri, acıları, güzellikleri. Figuranlar oynuyor kendilerine verilen rolleri. Başka ne yapabilir ki zaten?

Onlar, kuklacı olmasa, onları üretmiş olmasa var olamazlar ki...Ne ipli ne de ipsiz. Ama kuklacının zihninden yansıyan bu senaryoların karanlıklardan geldiğini görüyorum. Karanlıkların yansımasından doğuyor tüm figuranlar, tüm senaryolar. İçinde tek tük ışıklar da var kukla oyuncusunun. Onların yansıması kukla oyuncusuna bağlı olmadığını görüyorum. Kendileri ışık yansıtıyorlar kuklalar dünyasına ve karanlık senaryoyu aydınlatıyorlar.

Sebebini anlamaya çalışıyorum. Ve anlıyorum. O ışıklar kötü bir rüya gören kukla oyuncusunun rüyasını güzel bir rüyaya çevirme amaçlı yansıyorlar dünya perdesine. Amaç, kukla oyuncusunu ışıklarla o kötü rüyadan, korkulu kabusdan uyandırmak. Ama korkutmadan, usulca, yavaş yavaş ki, uyandığında sıçramasın korkudan. Demek hayat dediğimiz şey bu. Sadece bir yansıma, bir illüzyon zihnimizin perdesinden yansıtarak bu dünyayı ve içindeki her şeyi yarattığımız.

Demek tek gerçek, ruhani tek bir varlık olduğumuz ve bu dünyayı yapan bu varlığın milyarlarca parçaya bölünerek bu ayrılıklar dünyasına bedenler içinde yansıdığı,....ebediyetin içinde bir serap gibi!

Nasıl mıyım...? İşte böyleyim! (BenSiz)

http://www.infethiye.net/turkish/notlar/ben-dediginizde-sozunu-ettiginiz-sey-gercek-kimliginiz-degildir.htm

Son Yazılar

Thunderstorms

24°C

Istanbul