haluk dural2

Türkiye’nin S-400 / F-35 açmazı…

Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan’ın Osaka’da yapılan G-20 zirvesi sırasında

ABD Başkanı Trump ile yaptığı görüşmelerden sonra her iki liderin S-400 ve F-35 konularında kamuoyuna yansıyan açıklamalar ışığında ve S-400’ün ilk bataryalarının Temmuz ayı içinde teslim edileceği tarih yaklaştıkça, medyada konu hakkında yandaş veya muhalif kesimlerce yapılan tartışmalar ve açıklamalarda S-400 alımı aleyhine görüşler ağırlık kazanmıştır.

BU çerçevede, tartışmalara bir nebze katkı sağlamak için geçmişte bu konuyla ilgili yazdığımız çeşitli makalelere ilave olarak bazı hususları tekraren açıklamakta yarar görülmüştür.

S-400 alımı konusunda görüş açıklayanların hiçbirisi, böyle bir sistemin alınmasına esas olabilecek tehdit değerlendirmesi konusunda kendi fikirlerini açıklamamaktadırlar. Nitekim Odatv’de yayınlanan makalesinde Sayın Cemal Acar[[1]] bu hususa şöyle değinmektedir:

“Samimi olmak gerekirse, S-400 sisteminin hangi tehdit değerlendirmesine, hangi harekât ihtiyaçları analizine ve hangi savaş doktrinine binaen alındığını biz bilmiyoruz. Doğrusu, bilen var mı onu da bilmiyoruz!”

S-400 alım kararının sadece “tek adam” rejimi kararı olduğunu sanmak veya iddia etmek gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Körfez savaşı sırasında Saddam kuvvetlerinin İsrail’e karşı Scud balistik füzeleri kullanması, Türkiye’nin yüksek irtifa hava savunma ihtiyacının olduğu gerçeğini belirginleştirmiş, Hava Kuvvetleri Komutanlığı, Genelkurmay Başkanlığı ve Savunma Sanayi Müsteşarlığı tarafından hava savunma sistemlerinin özellikleri, kullanım alanları ile ilgili yapılan uzun çalışmalar sonrasında SSM Müsteşarlığı tarafından 2014 yılında, Uzun Menzilli Bölge Hava ve Füze Savunma Sistemi Projesi (T-LORAMIDS; Turkish Long Range Air and Missile Defence System) ihalesi yapılmıştır. Bilindiği üzere Çinli firmanın HQ-9 sisteminin kazandığı bu ihale daha sonra iptal edilmiştir. S-400 alımına giden yolda uzun çalışmalarla tehdit değerlendirmesi ve harekât ihtiyacı analizlerinin yapılmamış olması düşünülemez.

Kamuoyuna açıklanmamış olmakla beraber, askeri çevrelerin yapmış oldukları tehdit algılaması konusunda fikir yürütmek elbette mümkündür:  

Dış tehdit kaynağı nerededir?

Türkiye’nin ulusal savunma mimarisinin kurulması, soğuk savaş döneminde NATO şemsiyesi ile oluşturulmuştur. Ancak, 21. yüzyılda dünyada yaşanan jeopolitik gelişmeler nedeniyle, ülkemizin savunma refleksini etkileyen tehdit algılamasında, geçmiş döneme kıyasla önemli değişiklikler olmuştur. Bu çerçevede ulusal güvenliğimizin yeniden şekillendirilmesi için şu soruya doğru cevap bulmak gerekir:

Türkiye’nin toprak bütünlüğünü kim tehdit etmektedir?

Bu sorunun cevabı, 28.04.2019 tarihli “Türk-Amerikan ilişkileri ve ulusal çıkarlar”[[2]] isimli makalemizde ayrıntılı olarak açıklandığı gibi tehdit kaynağı ABD ve başlıca müttefikleri İsrail, İngiltere, Fransa ve Almanya’dır.

Türkiye'ye yönelik hava ve balistik füze saldırısı tehdidi nereden gelebilir?[[3]]

(i)- Eğer Türkiye bölgemizde gelişmekte olan özellikle Suriye eksenli yeni paylaşımlarda, nihaî tercihini Türkiye’ye yönelttiği tehditlerine 14 Ocak 2019 Pazartesi günü attığı tüvitle “Kürtlere saldırması halinde Türkiye’yi ekonomik olarak MAHVEDERİZ” diyerek düşmanlığını yeni bir aşamaya taşıyan ABD’nin yanında yeralırsa, kaçınılmaz olarak ABD’nin İran’a yapmayı planladığı saldırıda, Kürecik’teki İran’ı gözetleyen ABD radarı nedeniyle İran’ın bu noktaya yapacağı balistik füze saldırısına maruz kalacaktır.

(ii)- Çatışmanın yaygınlaşması halinde ise İncirlik üssündeki Amerikan uçak ve nükleer silahları nedeniyle ülkemiz İran ve Rusya’nın potansiyel balistik füze hedefi olacaktır.

Her iki durumda da Türkiye’nin kendini koruma şansı, imkân ve kabiliyetine sahip değildir. Zaten bu iki olasılık savaşın yayılması ve III. Dünya savaşı demektir ki, gerçekleşme olasılığı neredeyse yoktur.

(iii)- Eğer Türkiye, Türkiye’den toprak talep eden, ABD ve NATO ülkeleri tarafından BOP çerçevesinde kurulmak istenen Kürdistan girişimine ve Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları üzerindeki haklarımızı, Ege Denizindeki hak ve menfaatlerimizin korunması için Yunanistan, AB ve ABD’ye karşı savunmak için ABD, NATO ülkeleri ve İsrail’in saldırılarına karşı bir anavatan savunmasına başlarsa, bu düşmanlardan ülkemize yönelik balistik füze ve ilâveten yaşlanan F-16 ve F-4 savaş uçakları ve Fetö ihaneti nedeniyle doğan savaş pilotu açığı nedeniyle, hava taarruzlarına karşı sahip olduğu savunma imkânları yetersiz kalacaktır.

Bu üç tehdit algılamasından gerçekleşme ihtimali en yüksek olanı (iii). şıktır. Bu durumda ABD ve NATO kaynaklı yüksek irtifa hava savunma sistemlerinin Türkiye’yi koruyacağı düşünülemez.

Ülkemizin, uçak saldırılarına karşı birinci derecede savunma sistemimiz elbette savaş uçaklarımızdır. Ama Hava kuvvetlerimiz 2007 yılında başlayan ABD destekli düşman operasyonları ile Fetö kumpasları sonrasında büyük bir zafiyete sürüklenmiştir.[[4]]

Türk Hava Kuvvetlerinin envanterinde bulunan savaş uçakları; 2000 yılında envanterden düşecek olan 49 adet F-4E ve 30 yılın üzerinde uçmuş ve iyi bakılıp modernize edilmiş olmaları nedeniyle e fazla 5 yıl daha uçabilecek olan 245 adet F-16 C/D modeli, toplam 294 adet aktif savaş uçağı bulunmaktadır. Bu olumsuzluğun yanısıra Hava Kuvvetlerinde savaş pilotu açığı artık saklanamaz düzeye ulaşmış, artık 44-50 yaş gurubundaki 100 sivilde uçan eski savaş pilotları göreve çağrılmaktadır.[[5]]

Hava Kuvvetlerimizin yeni savaş uçağı ihtiyacı için 2007 yılında Türkiye F-35 projesine katılmıştır. Birim maliyeti o tarihte 40 milyon dolar olan uçaklar için bugünkü fiyat 110 milyon doları bulmuştur. Bugüne kadar sipariş edilen uçaklar için 1,5 milyar dolar ödeme yapılmıştır.

S-400 konusunda ABD ile yaşanmakta olan gerilimin en ehven çözümlerinden birisi olarak;

“S-400 sistemi korunaklı bir alanda tutulup aktifleştirilmeyecek ya da kısıtlanacak; pazarlıklı süreç Patriot satın almaya evrilecek, F-35 uçakları gelecek, yaptırım söz konusu olmayacaktır

ABD’nin tercih ettiği ikinci seçeneğin de, bugüne kadarki tutum ve acil ihtiyaç söylemlerimizle bağdaşmayan bir çözüm olduğu; S-400 kısıtlamasının sonunda Patriot satın almaya evrileceği öngörülebilir.”

ileri sürülmektedir.[[6]]

Bu öngörüye uygun bir uygulamaya gidilse bile ABD’nin F-35’leri teslim etmesi için kuzey Suriye’deki ABD’nin PKK garnizon devletine karşı Türkiye’nin herhangi bir askeri harekât yapılması istenmemektedir. Nitekim Münbiç için 3 yıla ve Fırat’ın doğusu için neredeyse bir yıla yakın çığırılan “bir gece ansızın gelebiliriz” türküsü artık telaffuz edilmemektedir.

Velev ki Türkiye ABD ile anlaşıp, S-400’leri aktive etmediği, F-35’lerin gelmeye başladığında, acaba F-35’leri milli çıkarların gereği Doğu Akdeniz’de veya kuzey Suriye’de kullanabilecek midir?

Parasını verip alacağımız F-35’ler gerçekte bizim olmayacak. Çünkü kalkışa hazırlanan uçağa rota bilgileri, taşıyacağı füzelere hedef bilgileri yüklendiğinde, bu bilgiler uçağın bilgisayarı tarafından, pilotun herhangi bir müdahalesine izin vermeden anında uydu üzerinden Amerika’daki ilgili komuta merkezine iletilecektir.[[7]] Eğer hedef ABD’nin müttefiki PKK ise oradan yapılacak müdahale ile belki uçak uçmayacak veya uçsa bile hedefe ateş edemeyecektir. Diğer bir deyişle parasını verdiğiniz uçak tam manâsıyla size ait olmayacaktır.

Eğer Patriot alınırsa...

“Genel olarak söylersek, Patriot bir füze savunma sistemi, S-400 ise uçak-füze savunma sistemidir.” [[8]]

ABD yapımı Patriotlar da özellikle PAC-2GEM (GEM-Guidance Enhanced Missile Güdümü Geliştirilmiş Füze) uçaklara karşı kullanılır. PAC-3 modelleri sadece balistik füzelere karşı kullanılır.

yunan adalari yerlesik fuzeler

Nitekim Yunan Hava Kuvvetleri envanterinde Atina, Selanik ve İskiri (Skyros)

adasındaki üslere yerleştirilmiş 6 batarya ve 36 lançer halinde gruplanmış 148 adet PAC-2GEM ve 159 adet PAC-3 füzesi bulunmaktadır.[[9]]

Ayrıca Girit adasında konuşlu S-300 bataryası da hava savunma sistemine dahildir.

Yunanistan bir balistik füze saldırısı mı beklemektedir ki bu kadar yüksek irtifa hava savunma sistemi kurmuştur?

Bataryaların konuşlandığı mevkilere bakılırsa, beklenen esas tehdit, Türkiye’den gelebilecek bir hava saldırısıdır. Yani bir NATO üyesi ülke diğer bir NATO müttefikinden gelebilecek hava hücumu ihtimaline karşı NATO radar ağı ve koruma şemsiyesi içinde NATO silahlarını kullanmayı düşünmektedir. Pekiyi bu NATO nasıl bir NATO’dur? Demek ki NATO gerektiğinde Türkiye’yi “düşman” olarak görebilecektir!

Ege denizinde icra edilen “Kararlılık Gösteri-1992” NATO tatbikatı dönüşünde 2 Ekim 1992 gecesi Muavenet muhribiz, Amerikan uçak gemisi Saratoga’dan atılan; 9 km. menzile sahip, 231 kg ağırlığında, 3,6 metre boyunda, bir hava savunma füzesi olmasına rağmen satıhtan satıha yani suüstü hedeflerine de atılabilme özelliği olan, yarı aktif radar güdümlü iki SeaSparrow füzesi tarafından vuruldu. Muavenet’in radarları hiçbir şekilde “düşman saldırısı” algılamadı. Çünkü geminin radarlarından yollanabilecek Dost-Düşman Tanımlama-IFF[[10]] sorgu sinyaline füzelerin radarından “dost” sinyali verildi veya füzeden cevap verilmedi ve mesafe çok kısa olduğundan tepki için yeterli zaman kalmadı.

Benzer bir olay, Ege Denizi hava sahasında bizim F-16 ile “it dalaşı” yapan Yunan savaş uçağı, IFF sinyalini kapattığı için attığı füze ile F-16’mızı vurdu. Çünkü IFF cihazı açık olsa, Türk F-16’sını dost olarak göreceği için uçağımıza radar kilitlemesi yapan Yunan uçağının silahları çalışmazdı.

Eğer Türkiye Patriot sistemi alırsa, müstakilen ve kendi ihtiyaçlarına göre kullanma olanağı yoktur. Nitekim bu husus, daha 2007’lerde yapılan temaslar sırasında Türkiye’ye bildirilmiş[[11]], son Patriot teklifinde de yeralmıştır.

Amerika balistik füze tehditline karşı başta İsrail, İngiltere olmak üzere kendi müttefiklerini korumak için küresel ölçekte kurmuş olduğu uzaydaki askeri, casus ve iletişim uyduları ve müttefik ülkelerdeki NATO şemsiyesine dahil radar ağı vasıtasıyla elde ettiği erken uyarıları, hedef ülkeleri korumakta kullanabilir. Bunun en somut örneği Irak savaşı sırasında Saddam güçleri tarafından İsrail’e atılan Scud füzelerine karşı Patriot savunmasıyla göstermiştir.

Ancak, NATO bünyesinde kurulmakta olan NATO Avrupa Füze Kalkanı projesi kapsamında NATO’dan Türkiye’ye bedava Patriot konuşlandırması istendiğinde ki NATO anlaşmasının 5. buna elvermektedir, Patriotların kullanımı kesinlikle Türkiye’nin insiyatifi dışında olmaktadır. Zaten Avrupa Füze Kalkanı projesi Türkiye’yi koruma alanı dışında tutmaktadır.[[12]]

Amerikan Patriot PAC-3 sistemi savaş alanında denenmemiş olup, gerçek performansı hakkında bilgi yoktur. Benzer şekilde S-400 sistemi de sahada kullanılmadığından etkinliği hakkında somut veri bulunmamaktadır. Ancak Çin ve Hindistan gibi askeri, nükleer ve uzay teknolojilerinde çok gelişmiş olan, binlerce yüksek nitelikli bilim adamı ve kurmay subayı ülkelerin, dünyanın en gelişmiş yüksek irtifa hava savunma sistemi olarak S-400’leri tercih ettikleri gözardı edilemeyecek kadar önemli bir referanstır.

S-400 ile Patriot sistemlerinin ayrıntılı mukayesesi için lütfen yazarın diğer makalelerine bakınız.[[13]]

Son söz :

S-400 sistemi Türkiye’ye bir hava taarruzu düşüncesinde olanlar için caydırıcı bir üstünlük sağlayacaktır.

Alınacak 4 batarya sırasıyla; biri Doğu Akdeniz’i kontrol için İskenderun-Silifke arasına, ikincisi Ege Denizi’ni kontrol için İzmir havalisine, üçüncüsü başkent Ankara’yı korumak için Mürted hava üssüne ve dördüncüsü İstanbul’u korumak için Trakya’da Çatalca hattına yerleştirilmelidir.

DPT Eski Uzmanı - Millî Merkez Genel Sekreteri

Haluk DURAL – 07 Temmuz 2019

Kaynaklar :

 [[1]] : Cemal Acar, Bu seçenek Trump'ın hoşuna gitmeyecek, https://odatv.com/bu-secenek-trumpin-hosuna-gitmeyecek-06071959.html

 [[2]] : Haluk Dural, Türk-Amerikan ilişkileri ve ulusal çıkarlar, 28.04.2019, http://www.dunya48.com/haluk-dural/32018-turk-amerikan-iliskileri-ve-ulusal-cikarlar

 [[3]] : Haluk Dural, S-400 sistemi üzerine irdelemeler, 2.06.2019, http://www.dunya48.com/haluk-dural/32092-s400-sistemi-uzerinde-irdelemeler

 [[4]] : Osman Başıbüyük, Jet Pilotlarımıza ne oldu, 5.07.2019, https://odatv.com/jet-pilotlarimiza-ne-oldu-05071946.html

 [[5]] : TSK'dan eski askerlere çağrı mektubu, http://haber.sol.org.tr/turkiye/tskdan-eski-askerlere-cagri-mektubu-265754

 [[6]] : Cemal Acar, a.d.y.

 [[7]] :  F-35 LIGTHNING II, Lockheed Martin, https://www.f35.com/about/capabilities/missionsystems   F-35 FULL MISSION SYSTEMS COVERAGE, Mission Systems and Sensor Fusion

The term “mission systems” refers to the F-35's operating software, avionics, integrated electronic sensors, displays and communications systems that collect and share data with the pilot and other friendly aircraft, providing unmatched situational awareness at sea, in the air and on the ground. It will also be the first fighter to possess a satellite-linked communications capability that integrates beyond line-of-sight communications throughout the spectrum of missions it is tasked to perform.

 [[8]] : Cemal Acar, a.d.y.

 [[9]] : http://www.wikizero.biz/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvSGVsbGVuaWNfQWlyX0ZvcmNl

 [[10]] : IFF: Identification Friend or Foe, Dost veya Düşman Tanımlama

 [[11]] : Haluk Dural, Patriot’ların tetiği NATO karargâhındaki ABD’li generallerin elinde olacak, https://odatv.com/patriotlarin-tetigi-nato-kararghindaki-abdli-generallerin-elinde-olacak-17011906.html

 [[12]] : Haluk Dural, a.g.y.

 [[13]] : Haluk Dural, a.g.y.

Yazarlar