habip hamza erdem

KUCAKLAŞMA

            Bir kucaklaşma ‘edebiyat’ıdır gidiyor.

 

            Kim kimi niye kucaklaklamak istiyor anlayabilmiş değilim.

            Eğer onyedi yıldır önce Türk halkını, sonra Türk Devleti’ni kökünden kucaklayan AKP ve onun başından sözediliyorsa; doğrudur; Millet ve Devlet olarak tamamen kucaklanılmış bulunuyor.

            Meclis’i kucaklamıştır; Bakanlıklar’ı kucaklamıştır, Anayasay’ı kucaklamıştır, Yasa’lar zaten kucağında büyümüştür; Danıştay’ı, Sayıştay’ı ve Yargıtay’ı kucaklamıştır; Türk Ordusu’nu kucaklamıştır, Yüksek Seçim Kurulu’nu kucaklamıştır.

            İstanbul, Ankara, Bursa ve Balıkesi’in ‘seçilmiş’ Belediye Başkanlarını kucaklamıştır.

            Devlet Bahçeli ve ‘parti’sini kucaklamıştır.

            Destici Mustafa’yı ve partisini kucaklamıştır.

            Neydi ‘Harun gibi geldiler..’ diyen herifin adı, onu kucaklamıştır.

            Alpaslan Türkeş’in oğullarını kucaklamıştır.

Necmettin Erbakan’ın oğulunu kucaklamıştır.

Demirel’in Partisi’nin başkanını kucaklamıştır. En iyi bunu kucaklamış olacak ki, bu herif en çok bağıran olmuştur.

Ecevit’in Partisini kucaklamıştır.

Ve ‘Partisi’ni kucaklamıştır.

Ve şimdi ‘kucaklanma’ zamanıdır.

Bunu CHP mi yapacak diyorsanız, pek sanmıyorum.

Baksanıza İstanbul Belediye Başkanı İmamoğlu, ‘sayın cumhurbaşkanım’ diyor, başka bir şey demiyor.

Efendim AKP’nin Cumhurbaşkanı seçim sonuçlarını ‘kabul etmiş’miş de, ‘çevresindekiler’ etmiyorlarmış.

Hadi canım siz de...

‘Yılanın Başı’nı bilmeyenler zehirin nerede olduğunu bulamazlar.

Ö sözde ‘iyi polis-kötü polis rolü’nü oynamasına bakmayın.

Türkiye’ye yapılmış ve yapılacak olan ‘tüm kötülükler’, ama ‘tüm kötülükler’in başı O’dur.

Hâlâ O’nu, AKP’den ve ‘çevresindekiler’den ayırmak isteyen kim varsa, ya aptaldır ya da zır cahil.

Çekilmiş fermuarın hesabı sorulmaza benzer bir sözümüz var.

CHP’nin yapmak istediği buna benziyor.

Değil mi ki, Muharrem İnceDevri Sabık Yaratmayacağız’ demişti.

Oysa ben o günleri ‘Devrime gidiş’ olarak nitelemiştim.

CHP, İyi Parti, Saadet Partisi ve Demokrat Parti’nin ‘birliktelik’ini ‘örtülü bir koalisyon’ olarak görüyordum.

Ne bileyim ben?

Adamların söylediklerine bakıldığında öyleydi.

Ancak ‘seçim akşamı’, evli evline köylü köyüne diyeceklerini nasıl bilebilirdim?

Oysa ‘söz namustur’ diyen bir gelenekten geliyorum.

Meğer, onlar da bir biçimde ‘kucaklanmış’larmış.

            Her ne ise o.

            Şimdi gelelim şu ‘İstanbul Seçimleri’ne..

            İmamoğlu’yla bir ‘devrim’ olmayacak ama, sonun başlangıcı da başlamış olacaktır.

            Gidip isterse Dr Recep’in kucağına otursun.

            Önemli olan, İstanbul’un ‘Dr Recep’in hilafına’ seçilmiş olmasıdır.

            Bu Halk, ne kadar eksik ve gedik olursa olsun, burjuva demokrasisi ve seçim sistemini ‘sonuna dek’ kullanacaktır.

            ‘Legaliteden sonuna kadar yararlanmak’ diye bir deyim vardır.

            Amma velakin, eğer Sadi Güven denilen mahluk ve arkadaşları tarafından ‘bu olanak’ da ortadan kaldıralacak olursa; buradan yazıyorum: sizin o Cumhurbaşkanlığınız, hükümetiniz, ‘Meclis’iniz, Ordu ve milis güçleriniz, İŞID’cı ve ÖSO’cu vandallarınız, Çakıcı-bıçaklı, Recepli Recepsiz mafya bozuntularınız vız gelir vız.

            Ölümden öte köy mü var?

            Artık kim kimi kucaklayabilirse...

            Ya da kucaklamak öyle değil böyle olur denilecektir.

            Seçim Dr Recep’in ta kendisinindir...

Habip Hamza Erdem

Not: Kimse ‘efendim demokrasi’ gibi gevelemeye kalkmasın, demokrasi sadece ve yalnızca ’kucaklanmak’ değil, ama aynı zamanda ‘kucaklamak’ hakkıdır.

Yazarlar