habip hamza erdem2 1

Hayır’lısı Olsun !           

Uzun süredir yazmak istemiyordum, ama yine de birşeyler karalamak durumundayım.

Şu ünlü ‘15 Temmuz’dan başlanabilir.           

Önce bir ‘Fetö heyyülası’ yaratıldı.           

Ve bu heyyülanın en somut hali Türkiye’de ‘Başkan’ olarak seçildi.           

Bir ‘Anayasa’ değişikliği için sözde ‘halkoylaması’.           

Ardından bir sözde ‘seçim’le, ‘Başkanlık’ gözünden vurulmuş turna gibi av çantasına atılmış oldu.           

Şimdi Dr Recep ‘Devlet Başkanı’ konumundadır.           

Ancak ortada bir ‘Devlet’ bulunmamakta.           

Bu ‘seçim’in seçim olmadığını dünya alem biliyordu.           

Yine de bir ‘tarihi fırsat’ doğmuştu.           

Çünkü halkın çoğunluğu ‘son deliğe takmış’ bulunuyordu.           

Ya herro ya merro durumu da denilebilir.           

Ve adım kadar eminimim, Dr Recep birinci turda seçilemedi.           

Heyhat ki ne heyhat; bizim Muharrem İnce, sizin Meral Akşener ve onların Temel Karamollaoğulları gerçek bir ‘Millet Cephesi’ oluşturamadılar.           

Herbirinin çok ‘Değerli’ olduğundan kuşkum yok!           

Ancak üçü birarada ve hatta dördü bir arada bir ‘Değer’ oluşturamadılar.           

Şimdi istedikleri kumda oynayabilirler.           

Benim için artık hiçbir ‘değer’leri kalmamış bulunuyor.           

Hatta hiçbir ama hiçbir ‘siyasi’nin benim yanımda bir ‘değer’i kalmadı.

Tam da bu nedenle, bu ‘değerli siyasi’lerden hiçbir şey olmayacağını söyleyebilirim.

En sağından en soluna.

Peki ‘n’olacak şu Türkiye’nin hali’ diyecek olursanız; söyleyeyim.

Önce bu ‘siyasi partileri’leri terketmek gerekiyor.

Bırakın kendileri çalıp kendileri oynasınlar.

İsim vermek gerekirse, önce CHP’yi, sonra İYİ partiyi, sonra Saadet’i, Vatan’ı, Demokrat’ı ve Demokrat olmayanları terkedin.

Bunlar, Türkiye gibi bir ‘Ülke’yi yönetmekten acizdirler ve ‘Cumhuriyet’ gibi bir rejimi içselleştirememişlerdir.

Bugün sağda solda, sözde ‘şehit’ ve sözde ‘gazi’lerden sözediliyor, değil mi?

İşte bu ‘sözde’ gazi ve şehitler, bugün Dr Recep’in ‘Başkan’ seçilmesi için verilmişti.           

Heriflerde öyle bir ‘yönetmek’ arzusu var ki, gerektiğinde ‘kefen’ bile giyebildiler.           

Demek ki, öyle kıytırık ‘demokratlık’ havalarına girmekle birşey olmuyor.           

Hukuk’-mukuk gibi palavralar, ancak ‘milleti aldatma’nın bir ‘araç’ı olabilirler.           

Ne demişlerdi; biz kaybedersek silaha sarılırız.           

Dediler mi demediler mi?           

Ve kaybettiklerini gördükleri anda sokağa indiler mi inmediler mi?           

Şimdi serin bir köşede çayını kahveni yudumlerken, bunlar ‘meçzup’ diyorsan, sen daha çok ‘demokrat’lık satarsın, ‘hukuk’ yumurtlarsın.           

Oysa, bizim kaybetmek gibi bir ‘lüks’ümüz olamaz diyecektiniz.           

Gerekirse öleceğiz diyebilecektiniz.           

Öyle jilet-milet, epilesyon-mepilesyonla ‘Devlet’ yönetimine gelinmez.           

Kaldı ki ortada bir ‘Devlet’ yok.           

Siz bir ‘Devlet Kurmak’ için gelecektiniz.           

Biz de sizi o nedenle destekledik.           

Model’ aramanıza da gerek yoktu.         

1923’te kurulmuş bir ‘Devlet’i yeniden ayağa kaldıracaktınız, o kadar.           

Ve ben buna bir ‘Devrim’ diyordum.           

Sizin aklınız ‘Devrim’e de yetmez, biliyorum.           

Zaten herşeyi bilmenizi de beklemiyorum.           

Ve yineliyorum; tren kaçmış bulunuyor.           

Şimdi hanginiz olursanız olun, varolan siyasi partilerden hiçbiriniz, bir daha öyle bir ‘fırsat’ bulamayacaksınız.           

Size ancak o ‘sözde’ Meclis’te particilik oynamak kalmış bulunuyor.           

Peki ‘çözüm’ nerede diyecek olursanız, onu da söyleyeyim;           

Sürgünde Hükümet’te.           

Ve iddiam olsun; Türkiye’de Cumhuriyet’i kurtarmanın biricik yolu ‘Sürgünde Hükümet’tedir.           

Ben söyleyeyim de, siz isterseniz inanmayın.           

Gelişmeler Türkiye’yi oraya sürükleyecek, vesselam.

Habip Hamza ERDEM – 16 Temmuz 2018

Not :

Kimse yarın Paris’te Bakanlar Kurulu’nu açıklayacağız demiyor.

Türkiye’de ‘muhalefet’ olanağı tükenmiştir diyoruz.

Kuşkusuz, ‘light muhalefet’e ses çıkarılmayacak ve hatta ‘muhalefet var’ diyebilmek için kimi aklıevvellere destek bile verilecektir.

Türkiye’nin ve o arada dünyanın selameti Dr. Recep ve zihniyetinin kökünün kurutulmasından geçiyor.

Bunu onlar, herkesten iyi biliyor.

Şimdi ‘edebiyat yapmak’ zamanı değil, ‘sivil itaatsizliği’ yaşama geçirme zamanıdır.

Kim nerede bulunuyorsa orada.

Evde, sokakta, tarlada, fabrikada, devlet dairesinde ; kim nerede ise orada.

Herkes kendi alanında ve gözünü budaktan esirgememesine..  

Yorumlar   

+1 #3 Gülnaz Ceylan 16-07-2018 14:46
Sayın Habip Bey, zaten diğer partilerin Cumhuriyeti kurtarma gibi bir düşüncesi yoktu. Normal bir seçimmiş gibi vaatlerde bulunuluyordu. Benim açımdan inandırıcılığı yoktu hiçbirinin. RTE'ye tepki gösteren akıllılar bile 16 Nisan referandumunda neyi oymadıklarını bilmiyorlardı (bilir görünmek ülkem insanının vahim durumu). Bundan sonrası için sözlerin anlamı kalmamıştır bana göre. Hayır'lısı olsun. Nasihat ve müsibet durumunu yaşayacağız. Saygılar
Alıntı
0 #2 Habip Hamza Erdem 16-07-2018 14:19
Kimse yarın Paris’te Bakanlar Kurulu’nu açıklayacağız demiyor. Türkiye’de ‘muhalefet’ olanağı tükenmiştir diyoruz. Kuşkusuz ‘light mufalefet’e ses çıkarılmayacak ve hatta ‘muhalefet var’ diyebilmek için kimi aklıevvellere destek bile verilecektir. Türkiye’nin ve o arada dünyanın selameti Dr Recep ve zihniyetinin kökünün kurutulmasından geçiyor. Bunu onlar herkesten iyi biliyor. Şimdi ‘edebiyat yapmak’ zamanı değil, ‘sivil iteatsizliği’ yaşama geçirme zamanıdır. Kim nerede bulunyorsa orada. Evde, sokakta, tarlada, fabrikada, devlet dairesinde ; kim nerede ise orada. Herkes kendi alanında ve gözünü budaktan esirgememesine..
Alıntı
0 #1 Habip Hamza Erdem 16-07-2018 14:09
Kimse yarın Paris’te Bakanlar Kurulu’nu açıklayacağız demiyor. Türkiye’de mücadele olanağı tükenmiştir diyoruz. Kuşkusuz ‘light mufalefet’e ses çıkarılmayacak ve hatta ‘muhalefet var’ diyebilmek için kimi aklıevvellere destek bile verilecektir. Türkiye’nin ve o arada dünyanın selameti Dr Recep ve zihniyetinin kökünün kurutulmasından geçiyor. Bunu onlar herkesten iyi biliyor. Şimdi ‘edebiyat yapmak’ zamanı değil, ‘sivil iteatsizliği’ yaşama geçirme zamanıdır. Kim nerede bulunyorsa orada. Evde, sokakta, tarlada, fabrikada, devlet dairesinde ; kim nerede ise orada. Herkes kendi alanında ve gözünü budaktan esirgememesine..
Alıntı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yazarlar

Mostly clear

25°C

Istanbul