habip hamza erdem2 1

Devlet Ve Sermaye! (22)  

Teori ve Pratik!

Hiç bir şey bilmeyen herhangi bir kişi bile ‘teori başka pratik başka’ demeyi bilir.

Böyle diyen o kişi, aynı zamanda, ne teori ve ne de pratiği bilmediğini de dile getirmiş olmaktadır.

Kuşkusuz ‘kuram’ başka ‘eylem’ başkadır.

Ancak kuramda ve kuram tarafından yürütülmeyen herhangi bir ‘bilme’ çabası ‘ideolojik’ olmanın ötesine gidemeyecektir.

‘Eylem’ konusunda ise, okuyucuyu, Hikmet Gökalp’ın ‘praxiologie’ başlıklı çalışmasının tarafımdan yapılan özet çevirisi olan ‘toplumsal eylembilim’ başlıklı yazıma yönlendirmek isterim.

İdeolojik bilme’ derken ‘ideolojik soyutlama’dan sözettiğimiz açıktır.

Tüm dinsel, politik ve ekonomik soyutlamalar; kısaca ‘bilimsel olmayan’ bütün soyutlamalar yani.

O arada, ‘Devlet’, ‘Sermaye’, ‘Para’, ‘Kâr’, ‘Faiz’, gibi ‘soyutlama’lar ve bunlara ilişkin ‘sözde kuramlar’ şöyle dursun, ‘adalet’, ‘özgürlük’ ve ‘eşitlik’ gibi kavramlar ve hatta ‘Tanrı’ ve ‘ilahi güçler’ üzerine de sadece ve yalnızca  ‘spekülasyon’lar içinde boğulup kalınabilecektir.

Peki ama, kuram ve aynı anlama gelmek üzere ‘bilim’in kendisi de soyut değil midir?

Gerçekten de, ‘Bilim’i ‘somut’la karıştırmamak gerekiyor. Çünkü, somut somuttur, ‘gerçeklik’in kendisi.

Bilim ise, ‘somut’un ‘kuramsal pratiği’ (théorique pratique)nden başkası değildir.

Türkçe ‘bilimsel gerçek’ denildiğinde, sanki ‘somut’un kendisiymiş gibi bir  izlenim edinilmektedir. Oysa, bilimsel gerçeklikle anlatılmak istenen, ‘somut’ hakkındaki ideolojik olmayan ‘soyutlama’, yani kuram, ya da doğrudan ‘kuramsal pratik’tir.

Ne kadar mantıksal (logique), görgül (empirique) ve indirgemeci (inductiviste) olurlarsa olsunlar, tarihsel ve toplumsalgereçeklik’e dayanmayan hiçbir ‘soyutlama’ bilimsel değildir.

Ne var ki, ‘somut’a ya da ‘gerçeklik’e yaklaşırken, elimizde hazır ‘soyutlamalar’ın olmadığını da söyleyemeyiz. Ancak bunlar, sadece, Althusser’in ‘Devletin İdeolojik Aygıtları’ dediği mekanizma tarafından verilen ‘brüt’  soyutlamalar, ‘spekülatif kuramlar’dır.

Herbirimiz değil ama, bilim yapma iddiasında olan herkesin bu ‘brüt soyutlamaları’ sorgulaması, onu gerçeklikle karşılaştırması, onun deyim yerinde ise ‘pratik’ini yapması gerekmektedir.

Bunun gereğince yapıldığını söyleyebilir miyiz?

Bir başka biçimde sorulacak olursa, dillere pelesenk olan, ‘düşünmek’, ‘fikir edinmek’ iyi de, bunun nasıl yapılabileceğine ilişkin bir ‘yol’, bir ‘yöntem’ konusunda düşünüldüğünden sözedilebilir mi?

En kabadayımız, ‘bilgi edinmeden fikir edinilemez’ formülünü yinelemekle böbürlenmekte değil midir?

Peki ama ‘bigi’yi nasıl edineceğiz?

Ortalıkta ‘bilgi’ adına dolanan ‘bilinti’(information)lerle mi?

Öyle olsaydı, Türkiye insanı kadar ‘bilgili’ insan bulmak çok zor olabilirdi.

Gerçekte ise, Türk insanı kadar ‘bilintiye boğulmuş’ insan bulmak çok zordur.

Günde ‘beş vakit’, aptalca ve saçma savlarla bir toplum ancak bu kadar bunaltılabilir.

Gündem’ adına, dünyanın ‘en ümmî’ insanlarınca, pardon kişilerince, yemek yerken kaşığın nasıl tutulacağından, idrar çıkarırken nasıl durulacağına değin bir dizi ‘kural’ ve ‘kuram’lar ileri sürülmekte değil midir?

Bunların çevremizde olan ‘olgu’ ve ‘olaylar’lar hakkında söyledikleriyle edinilen ‘bilgi’ler ile varılacak yer de Türkiye’nin tam da içinde bulunduğu yer olabilir.

Cübbeli’ değil ama ‘cüppe’li din adamı, politikacı, öğretmen, profesör, bakan, başbakan ve cumhurbaşkanları..

Meclis, milletvekili ve meclis başkanları..

Subay, komutan ve genelkurmay başkanları.

Ve benzerleri...

Ve de ‘Muhalif’leri...

En iyisi, al birini vur ötekine demektir.

Ancak burada, bu durumun ötesine geçilmeye çalışılmaktadır.

Bilmem anlatabiliyor muyum?

(Sürecek...)

Habip Hamza ERDEM – 19 Şubat 2018

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yazarlar

Cloudy

25°C

Istanbul