habip hamza erdem2 1

Man’da Manne!           

Başlıktaki iki sözcükten biri İngilizce, Man Adası’sının adı olarak Man.    

İkincisi Fransızca, ‘Kuvvet Macunu’ anlamında Man (manne).           

Üçüncüsü de bu yazının sonunda ortaya çıkacak olan manda.          

Hem bir ülkenin ‘yabancı egemenliği’ne girmesi anlamında manda ve hem de sütünden en lezzetli kaymak çıkarılan manda.           

Biz yine ‘ekonomik’ alanda kalarak, şöyle bir soru ile başlayabiliriz: yetmişli ve seksenli yıllarda özellikle gelişmekte olan ülkelerin en önemli sorunu ne idi?           

Enflasyon, değil mi?           

Öyle ki, günümüzdeki ‘terör’ kadar etkin bir ‘silah’ olarak toplumu çürütmekte idi.           

Peki ama nasıl oldu da, bugün enflasyon neredeyse unutuldu.           

Unutuldu derken, dünya genelinde %2’lerde dolanırken Türkiye’de hâlâ % 12 mi ne?           

Yine de, kıytırık ekonomistler, ellerinde şema ve grafikler birşeyler mırıldanmaktalar ama, gerçekte ne olduğunu anlayamadıkları da her hallerinden belli.

Neden böyle denilecek olursa;

1 - Çünkü enflasyon olduğundan da yüksek oranlarda sürmektedir ama ‘biçim’ değiştirmiştir.

2 - Klasik ölçüm göstergeleriyle (indice), yani şu televizyon baykuşlarının iniş ve kalkışlarına baktıkları hiçbir ‘gösterge’yle ölçülememektedir.

Şu tümceyi Fransızca olarak yazıyorum, ama siz isterseniz Türkçe’ye isterseniz Arapça’ya çevirerek anlamaya çalışabilirsiniz:

l’inflation est en fait réapparue sous une autre forme, qu’aucun indice des prix classique ne peut mesurer. Cette inflation « déguisée » ou plus exactement déplacée »

Bu saptama, İngiliz, Fransız ve Kanadalı yazarlar tarafından paylaşılmakta ; La Tribune, Les Echos ve onlarca ciddi Internet sitesinde yayımlanmış bulunmaktadır.

Yineleyecek olursak, diyeceğiz ki; enflasyon kılık değiştirdiği için, herhangi bir ama hiçbir ‘ekonomik gösterge’yle ölçülememektedir           

Yani hâlâ ‘ping pong topu’na bakmanın bir anlamı yok..           

Şöyle de söylenebilir: kullanılagelen ve ‘ekonomik’ diye savunulan ‘alet kutusu’nda bir sakatlık vardır.           

Ki bizim anlatmaya çaliştığımız da bundan başkası değildir.           

Son yazılarımdan birine, okuyuculardan biri, ‘okudum ama hiçbir şey anlamadım’ diye not düşmüş.

Ben de, seni okutan ‘ekonomi hoca’ların, deguisée olmuş ‘imam’ların anlamaz ki, sen da anlayasın demek zorunda kaldım.

Dahası var.           

Dünya genelinde, olağanüstü de değil, usdışı boyutlarda ‘para’ pompalanmamakta mıdır?           

Özellikle 2008’den buyana, dünya piyasasına sürülen, sıcak, ılık, soğuk para miktarını sayabilecek para sayma makinası bulmak bile zordur.           

Böyle olunca, sözde ekonomi kuramlarına göre enflasyon da o boyutlarda artmış olmayacak mıydı?           

Ama hayır, artmamış.           

Şimdi canalıcı soruyu soralım; enflasyon bir ‘sermaye birikim aracı’ mıdır değil midir?           

Buna da sözde ‘ekonomistler’ ne ilgisi var canım demektedirler.           

O zaman, yine yukarıda anımsattığımız yazar ve yayınlara bakalım.           

Yanıt, bu para pompası özde bir ‘soygun pompası’ (La pompe à spoliation) olarak kullanılmıya devam etmiştir:

« une véritable rente pour une petite minorité qui ne se distingue pas par sa capacité à entreprendre mais par la seule possibilité de toucher cette manne »           

Öyle ki, küçük bir azınlık için gerçek bir kuvvet macunu olarak kullanılmıştır.

Girişimci, işkişisi (ne demekse) olup olmamaya bakılmaksızın, kimin elin uzunsa onlara yaramıştır.           

Man Adası’nda dayısı olana yaramıştır.           

Bir ‘rant’ olarak, haksız kazanç biçimi olarak.           

Öyle uluorta ‘rant ekonomisi’ falan demek yetmez.           

O arsa bu parsel değil, dünya ekonomisinin yapısı bu ‘rant’ı doğurmaktadır.           

Tam da bu nedenle, bizim ‘rant ekonomisi’ diye geveleyen ekonomistler yine hangi arsa satıldı da bu rant doğdu diye çevrelerine boşuna bakmasınlar.           

Mürted’de arsa bakmak için önce bu ‘para’nın cepte olması gerekiyor.           

Sizin söylediğiniz o ‘rant’ ancak bu ‘rant’tan sonra ortaya çıkmaktadır.           

O arada, ‘borçlanma ekonomisi’ yerine ‘üretim ekonomisi’ falan filan diyenlerenlere de bir gülücük gönderilebilir.

Bu yazının son sözü de şu olsun: dünya genelinde olup biteni, hâlâ ‘klasik ekonomik’ kavram ve kuramlarla anlayıp/açıklamaya çalışanlara, ekonomist yerine, başlıktaki sözcüklerden herhangi biri çok daha uygun düşebilir.

Habip Hamza ERDEM – 15 Şubat 2018

Yazarlar

Cloudy

12°C

Istanbul