Geçtiğimiz günlerde Taraf Gazetesi yazarı Roni Margulies’e saldırının haberini yaptık.
Margulies Beyoğlu’nda yakınları ile otururken bir grup ÖDP’li genç Margulies’in yanına gelerek kafasından aşağıya yeşil boya dökmüşlerdi.
Bunun nedeni ne Margulies’in rengi ne dini ne de ırkı idi…
Konu Margulies’in daha önce Ergenekon Davası dolayımıyla ÖDP’ye yaptığı bir dizi ithamdı. ÖDP’li geçler bu ithamdan hoşlanmadıklarını yaptıkları şiddet içermeyen protestoyla gösterdiler…
Roni Margulies ise “Mafya bile insanlara ailelerinin yanında dokunmaz. Bunlar mafya bile değil, tam bir serseri sürüsü” dedi.
İşte ben Margulies’in bu açıklamasına kızdım…
Neden mi?
İsterseniz açıklayayım…
Sizi bundan birkaç ay öncesine götüreyim…
Sevan Nişanyan’ı bilirsiniz. Kendisi Agos yazarı idi. O zaman ki eşi Müjde Nişanyan ile Şirince’de otel işletmeciliği yapıyorlardı.
Sevan Nişanyan ile Müjde Nişanyan her ailede olabilecek bir tartışma nedeniyle birbirlerine darıldılar. Sevan Nişanyan bunun üzerine bir kavanozun içinde b.kunu biriktirmeye başladı. Tuvalete gidip gidip kavanozu dolduruyordu. Sonunda eşi Müjde Hanım bir gün otururken kafasından aşağıya kavanozu döktü.
Tabi eşi Müjde Sevanyan soluğu Jandarma’da aldı. Olay gazetelere yansıdı. Agos’ta çalışan kadınlar karısına böyle bir eylemi uygun gören Sevan Nişanyan’a gerekli ceza verilmeden gazete almayacaklarını söylediler. Taraf yazarı ve Agos’un genel yayın yönetmeni Etyan Mahçupyan, Sevan Nişanyan’ın arkasında durdu. Agos’un protestocu kadınları işten ayrılmak zorunda kaldılar.
Bu kadar da değil…
O günlerde Sevan Nişanyan, Taraf’ta yazmaya başladı. (Hatırlarsanız Odatv o günlerde bu transferi “Taraf’ın B.ku Çıktı” manşeti ile vermişti.) Taraf’ta çalışan feministler gazetenin bu tavrını protesto ettiler. Yine Mahçupyan ve bu sefer Ahmet Altan’da Nişanyan’ın arkasında durdu. Nişanyan gazetede kaldı.
Peki ne yazmışlardı bu b.k atma olayı için hatırlatalım mı?
Nişanyan olay için “şiddet içermeyen sembolik bir jest” yazdı. Yani eşinin kafasından b.k dökmesi hem şiddet içermiyordu, hem de jest idi. Müjde Nişanyan şiddete maruz kalmadan Sevan Nişanyan’dan ders almıştı.
Etyan Mahçupyan ise olaya tepki gösteren feministlerin olayı büyüttüğünü söylediği 13 Temmuz tarihli yazısında Sevanyan’In haraketi için şunu söyledi: “tanınmış bir erkeğin eşine yaptığı bir hakaret eylemi”. Ortada bir hakaret eylemi vardı. Olay büyütülmemeli idi.
Etyan 1 Temmuz 2008 tarihli yazısında ise “Ülkenin tanınmış entelektüellerinden Sevan Nişanyan kendi ifadesiyle karısının bazı kadınlara yönelik gayri ahlaki davranışlarına yaptığı uyarılar sonuçsuz kalınca ‘şiddete şiddetle karşılık vermek yerine’ bir jest yapmış ve karısının hak ettiği jestin de onun başına bir kavanoz dışkı dökmek olduğunu düşünmüş…..Meselenin bundan sonrası bir yönüyle karı/koca ilişkisi, başka bir yönüyle de adli bir vaka.”
Mahçupyan’da olayı şiddet içermeyen bir eylem olduğunu söylüyor. Ona göre olay olsa olsa adli bir vaka…
Nitekim Nişanyan, Tarafçılar’ın verdiği destek sayesinde Taraf’ta kaldı. Taraf’ta çalışan feministler ise işinden oldu.
Şimdi Tarafçılar’a göre Nişanyan’ın karısının kafasından aşağı b.k dökmesi “sembolik bir jest”, ÖDP’lilerin kendilerine hakaret eden Margulies’in kafasından yeşil boya dökmesi ise “mafyadan da aşağı bir eylem”.
İşte ÖDP’lilerin hatası burada ortaya çıkıyor.
Margulies’e kızan ÖDP’liler kafasından aşağıya yeşil boya yerine başka bir şey dökselerdi Tarafçılar “ne sembolik bir jest” diyeceklerdi.
Hataları böyle bir jesti yapamamaları oldu…

Barış Terkoğlu
Odatv.com
5 Eylül 2009

Add a comment
Hasan Cemal'in Elazığ'da askeri birlikte 4 askerin şehit olmasıyla ilgili yazdığı yazı, gazete haberlerini bile tam olarak okumadan yüzeysel yorumlar yaptığı algısı uyandırdı.

Hasan Cemal tam  bir gazetecilik hatasına düştü. Köşesine taşıdığı yazı ile ilgili gelişmeleri takip etmeyince yazdıkları havada kaldı. Okurları ise Hasan Cemal'in yazılarını araştırmadan gazetelerden okuduğu haberlerden edindiği yüzeysel bilgilerle yazdığını anladı.

Milliyet yazarı Hasan Cemal bugünkü yazısında Elazığ'da dört askerin el bombasıyla şehit olduğu patlama olayını yazdı.

Bu yazıyı kaleme alırken, haberin yayınlandığı Taraf Gazetesindeki haberi de okumadığı, ya da okuduğunu tam olarak algılayamadığı da ortaya çıktı. Çünkü Taraf Gazetesinde yayınlanan haberde tutuklanan teğmenin askeri savcılık tarafından alınan ifadesi de bulunuyordu.

Bu ifadeyi okumadığı ya da okuduğu halde algılayamadığı anlaşılan Hasan Cemal Milliyet'te bugün yayınlanan yazısında o teğmenin gazete haberi ile olay duyulunca tutuklandığını yazıyordu.

Oysa Fatih Altaylı dün Habertürk'teki yazısında olayı kavramış, yayınlanan ifade doğrultusunda askeri savcılığın olaya el koyduğunu, hukuki sürecin başladığını "Hastalıklı gazetecilik ve suskun TSK" yazısında dile getirmişti.

Keza, Genelkurmay Başkanlığı internet sitesinde dün yayınlanan bilgi notunda dört askerin ölümü ile sonuçlanan olaydan sonra hemen soruşturma başlatıldığı, teğmenin de ertesi gün yani 18 Ağustos'da tutuklandığını açıklıyordu. Taraf Gazetesinde okuduğu haberi algılayamayan Hasan Cemal'in Genelkurmay'ın açıklamasına rağmen olayı tam olarak anlamadığı ve algı bozukluğunu sürdürdüğü, amacının üzüm yemek değil bağcıyı dövmek olduğu anlaşılıyor.

Belki de Cemal için söylenen "Herkes yazmak için 'İlham' bekler, Hasan Cemal ise 'İlhan' bekler" sözü İlhan'ın yokluğunda bir kez daha gerçekleşiyordu.

Hasan Cemal'in Milliyet'te yayınlanan yazısı;

Bunca gündür sesi sedası çıkmayanlara sesleniyorum: Yoksa onlar can değil miydi?

Günlerdir sesi sedası çıkmayanlara sesleniyorum.   Öncelikle muhalefete sesleniyorum.
Baykal’la Bahçeli’ye sesleniyorum.
Yoksa onlar can değil miydi?
İktidara sesleniyorum.
Başbakan Erdoğan’a, Savunma Bakanı Gönül’e sesleniyorum.
Askere sesleniyorum.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ’a sesleniyorum.
Neden sesiniz çıkmıyor?..
Yoksa onlar can değil miydi?
Onların ana babaları yok mu?
Birazcık vicdanı olan herkese sesleniyorum.
Neden susuyorsunuz?
Hepsi can değil miydi?
Yoksa ben mi yanılıyorum?
Komutan, ceza olarak, pimi çekilmiş el bombasını tutuşturuyor askerin eline...
Bomba elinde patlıyor.
Ve dört asker ölüyor.
Tarih 17 Ağustos 2009.
Kaza diye açıklama yapılıyor, şehit diye toprağa veriliyor dört asker.
Oysa kaza değil.
Kaza olmadığını, aradan dokuz gün geçtikten sonra Taraf gazetesinin manşetinde patlayan haberden öğreniyor Türkiye. Ancak o zaman tutuklanıyor komutan...
Ve Genelkurmay’dan bir açıklama ancak dün akşam üstü geliyor.
Bir haber daha var.
O da Taraf’ta çıktı.
Üç ay önce, 27 Mayıs’ta Güneydoğu’daki bir yerde mayın patlıyor, 6 asker şehit oluyor, açıklama PKK mayını diye geliyor. Büyük bir cenaze töreni düzenleniyor. Başbakan, DTP Genel Başkanı’yla randevusunu iptal ediyor.
Gerçekten PKK mayını mı?..
İlgili iki komutan arasında internete düşen telefon görüşmesi, eğer doğruysa, patlayan mayın PKK mayını değil. Altı erin ölümüne yol açan mayın, koruma amaçlı olarak bizzat asker tarafından döşenmiş.
Komutanların kendi aralarındaki telefon görüşmesinden çıkan gerçek bu, öyle mi?
Bir başka deyişle:
PKK değil, eğitim zayiatı mı?..
Evet, günlerdir sesi sedası çıkmayan herkese seslenmek istiyorum.
En başta da Baykal’la Bahçeli’ye..
Neden sesiniz çıkmıyor?..
Ölenler can değil miydi?
Bu önemsiz bir olay mı?
Orgeneral Başbuğ’a sesleniyorum:
‘Güçlü ordu’ böyle mi olur?
Savunma Bakanı’na sesleniyorum:
Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki ‘eğitim zayiatı’ konusuna el atmayı düşünüyor musunuz?
Başbakan Erdoğan’a sesleniyorum:
Asker sorgulanmayacak mı?
Asker tabu mu?
Asker, üstüne vazife olmadığı halde her gün siyaset kurumunun işine karışacak, ama siyaset kurumu, siyasetçiler askerin yanlışlarına sessiz kalmaya devam edecekler?
Siyasetçi askere mi tabi?
Yoksa tersi mi?..
Hatırlasanıza:
Daha bir kaç ay önce Yunanistan’da çok konuşan bir Genelkurmay Başkanı bir anda emekliye sevkedildi hükümet tarafından...
Gerçek demokrasi budur.
Canlar ölecek, hesabı verilmeyecek!
Böyle demokrasi olur mu?
Böyle hukuk devleti olur mu?
Sonra da mikrofonların karşısına geçilip bilgiçlik taslanacak, eski deyişle malumatfuruşluk yapılacak, “Güçlü ordu, güçlü Türkiye!” diye fetvalar verilecek!
Hadi canım sen de!
Önce ana babalar, askere gönderdikleri çocuklarının nasıl öldüklerini öğrenebilsinler.
Yapılacak ilk iş budur.
Genelkurmay’da dün yapılan haftalık basını bilgilendirme toplantısında ölümlerle ilgili sesi sedası çıkmayanlara sesleniyorum:
Nerelerdesiniz?
Yoksa onlar can değil miydi?..
Anaları babaları yok muydu?..
Ne yazık!
Ne zor bir ülkede yaşıyoruz.

Odatv.com

Add a comment

Son Yazılar

Cloudy

12°C

Istanbul