Borç Saklama ve Gelirlere El Koyma Operasyonları

Avrupa Birliği'nin bugünlerde başında dolaşan bir bela var. Yunanistan'la başlayıp, İspanya'ya sıçramasından korkulan borç krizi.

AB kriterleri açısından GSMH'nın %3'ü oranında kalması gereken borç stoğu, Yunanistan için iyimser tahminler %12 civarlarında dolaşıyor. Avrupa Birliği kapısına dayanan bu borç krizinin Euro'nun altını oymasından endişeli ve şımarık çocuğu Yunanistan'a kızgın. Bu kızgınlığın arkasındaki sebeplerden biri borç krizi olduğu kadar, diğeri Yunanistan'ın bu borcu "yaratıcı" yöntemlerle saklamış olması.

Bu borcun nasıl saklandığının hikayesi ise bizim açımızdan daha önemli.

Yunanistan'ın defterlerinde borcu olduğundan daha az gösterme başarısının arkasında bir firma var : Goldman Sachs.

Küresel finans şebekesinin başat firmalarından olan Goldman Sachs'ın ; ABD merkezli dünyaya yayılan ekonomik krizde, ABD sigorta devi AIG'nin batışında nasıl bir rol oynadığı ortaya çıkmıştı.

Goldman Sachs'ın o dönemde ; ekonominin  batacağı, hisse senetlerinin çökeceği üzerine pozisyon aldığı ve aynı zamanda AIG'yı sigortalattığı mortgage türevlerine karşı daha fazla para ödemeye zorladığı ortaya çıktı.

Yunanistan örneğinde ise Goldman Sachs'ın oynadığı rol farklı.

Alman Der Spiegel dergisinin haberine göre ; Goldman Sachs Yunanistan'ın borçlarını saklaması için 2002 yılında özel bir türev anlaşması hazırladı ve Yunanistan'a milyar dolarlık bir "currency swap" anlaşması yaptırdı. Ve bu anlaşmanın konusu olan para Yunanistan'ın defterinde borç olarak gözükmedi.

Basitçe özetlemek gerekirse; bu tür anlaşmalarda, farklı kaynaklardan farklı zamanlarda gelecek olan nakit akışları değiş tokuş ediliyor.

Times'ın 16 Şubat tarihli haberine göre ise; Goldman Sachs Yunanistan'ın borcunu gizlemek için yaptırdığı anlaşmalara Yunan mitolojisinden isimler verdi.

Rüzgarların tanrısı Aeolos'un adı verilen anlaşma uyarınca, Yunanistan , havaalanlarının gelecekteki gelirlerini ipotek ederek nakit para elde etti. Ariadne adlı başka bir anlaşma uyarınca ise; Goldman Sachs, ülkenin milli piyango gelirlerini ipotekledi.

Bu karmaşık ve gizli anlaşmaların hiç biri Yunanistan'ın kayıtlarında borç olarak gözükmediği için, Yunanistan'ın borcu da olduğundan az gözüktü.

Goldman Sachs'ın Türkiye'nin borçları ile ilgili olarak da benzer anlaşmalar yapma ve bu yolla Türkiye'nin gelirlerini uzun vadeli ipoteklemiş olma ihtimalini gözönüne alarak; kaldıysa, araştırmacı gazetecilerin şu soruların peşine düşmesi lazım:

1) Goldman Sach, Türkiye'de benzer faaliyetlerde bulunuyor mu?

2) Türkiye, Yunanistan benzeri , gizli türev anlaşmalara imza atmış durumda mı?

3) Bu özel anlaşmalar nedeni ile, Türkiye'nin gelirlerine uzun vadeli ipotek konulmuş durumda mı?

4) Türkiye'deki özelleştirme takvimini ve içeriğini bu gizli anlaşmalar mı belirliyor?

19.02.2010 - Açık İstihbarat
http://www.acikistihbarat.com/

Yeni ABD Dolarına Hazır Olun

ABD'nin dünya piyasalarına fütursuzca dolar basması , küresel kamuoyunun farkında olup da yüzleşmeye cesaret edemediği bir konu.

Doların, resmi olarak altın karşılığının bulunduğu günlerde bile, bu karşılığın pek bir anlam ifade etmediğini zamanın Fransa Devlet Başkanı De Gaulle , rezervindeki dolarları altınla değiştirmek istediğinde anlamıştı.

ABD'nin devlet yapısı labirentinde , küresel finans tröstlerinin kontrolündeki özel bir işletme niteliği taşıyan Federal Reserve'ün tanesini bir kaç cente mal edip, en düşüğünü 1 dolardan sattığı bu ürün aynı zamanda küresel düzenin en büyük dolandırıcılık şemasının da ana hammaddesi.

ABD'nin Çin'le yakınlaşmasının ana itici gücünü de; elinde ABD'nin trilyonlarca dolarını bulunduran Çin'in bu düzeni bozma ihtimalini azaltmak ve dolar üzerinden yürütülen bu küresel oyunu sürdürmek.

Bu oyuna karşı tedbir almak isteyen ülkeler ise ABD'yi kızdırmadan rezerv portföylerini çeşitlendirmekle meşgul. Irak ve İran gibi, dengeleri temelden sarsacak şekilde, "petrol ticaretinde ABD doları kabul etmeyeceğim" şeklinde tehditler savurmanın sonu ise malum. İran'ın bu tehdidi savurmasının üzerinden yıllar geçmesine rağmen, hala bu konuda somut bir adım atmamış olması ise, mevcut "nükleer kriz" dumanı içinde kaybolmuş durumda.

Küresel sistemin düşünmek istemediği ama aklının arkasında duran soru şu :

"ABD bu dolarları kabul etmeyi reddederse ne olacak?" (De Gaulle'ün merak edip de, test ettiği soru)

ABD'nin bu tarz bir hamlesi kendisini de vuracak bir intihar anlamına geleceğinden; biz daha anlamlı bir soru soralım:

"Küresel gündemin iyice kaotik bir hal aldığı bir ortamda, bir gün kalktığınızda, ABD'nin

"Doları, Yeni ABD doları ile değiştiriyorum, yeni değişim kuru da şu" şeklinde bir açıklama ile karşılaşırsanız ne yaparsınız"

Cebinizdeki 1000 doların, 500 Yeni ABD Doları olmasına hazır mısınız?

Dünyayı fütursuzca dolara boğan; yaratttığı sahte krizlerle bu dolarların bir kısmını emen ABD; bu döngüyü sonuna kadar sürdüremeyeceğinin farkında olduğundan dünyayı şoke edecek bir hamleye hazırlanıyor.

Kanada ile ekonomik birlik görüntüsü (Kuzey Amerika Birliği)  altında perdelenecek bir siyasi hamle ile birlikte, bu birliğin yeni parası olarak Yeni Dolar piyasaya sürülecek.

Yeni Dolar'ın ilk taslak görüntüsü sızmaya başladı.

Bu Yeni Dolar'ın değişim kuru ise, dünyadaki dollar bolluğunu geçersiz kılacak bir şekilde belirlenecek.

Bu yeni doların görüntüleri sızmaya başladı. Bu görüntülerin gerçek olup olmadığı şüpheli ve "komplo" teorilerini besleyeceği kesin.

Şunu ise rahatlıkla söylebiliriz...

Yeni doların şekli şemali ne olursa olsun; dünyadaki dolar bolluğu ile emme-basma tulumba prensibi ile yönettiği küresel krizlerle başedemeyeceğinin farkında olan ABD'nin bu soruna getirebileceği en köklü çözüm doları yeni dolarla değiştirmek olacaktır.

Dünya insanların cebindeki paranın alenen çalınması anlamına gelen bu hamleye siyasi bir meşruiyet kazandırmak için ise; ABD-Kanada arasında kurgulanacak ekonomik birlikten daha uygun bir zemin olamaz.

Sadece dünya üzerinde değil, kendi siyasi ve ekonomik sistemleri üzerinde de bir konsolidasyon projesi yürüten  ve bu uğurda kendi insanları dahil milyonları feda etmekten çekinmeyecek (Bkz: 11 Eylül) ABD merkezli küresel elitlerin bu yeni şeytani hamlesine karşı; Açık İstihbarat farkı ile yıllar öncesinden uyarıyoruz.

11.02.2010 - Açık İstihbarat

http://www.acikistihbarat.com/

Telefon Dinleme Yetmedi, Ankara Ceplerdeki Parayı İzliyor

Telefon dinleme ne ki?

Bilemediniz on bin, bilemediniz elli bin kişinin telefonu izleniyor. Ankara şimdi daha büyük bir işe soyundu. Halkın tamamının cebindeki para günü gününe izleniyor.

Kimin nesi var, nesi yok, Ankara’da kayda geçiyor.

Ankara’da bilgisayarın başına oturan devlet görevlisi, (diyelim ki)

“Ali Rıza Kardüz Bey’in nesi var, nesi yok?”

diye meraklandı. Önce bilgisayardan Ali Rıza Kardüz’ün vatandaşlık numarasını buluyor. Bunu yazıp düğmeye basıyor...

Ali Rıza Kardüz’ün nesi var, nesi yok ekrana dökülüyor.

Üzerine kayıtlı kaç ev, arsa var, ne zaman almış kaça almış, otomobilinin markası ne, kaç yıllık, bankada ne kadar parası var, ne kadar aylık alıyor, kiradan eline ne geçiyor, ne kira ödüyor, hangi kredi kartıyla, nerede, ne kadar harcama yapmış, kendine son aylarda neler almış, hesabından kime ne kadar para göndermiş, ne kadar dövizi, ne kadar hisse senedi var?

Hepsi... Ama hepsi ekranda görülüyor.

Sanmayınız sadece Ali Rıza Kardüz gibi saf ve bakir Türk vatandaşları izleniyor.

Hayır, bu ülkede yaşayanların tamamı, Cumhurbaşkanı’ndan yeşil kart kullanıcısı Kezban Hanım’a kadar herkes izlenmekte.

Kişilik ‘mahremiyeti’ yok oldu

Böyle bir şey dünyanın hiçbir yerinde yok... Türkiye’de var...

Başka ülkelerde böyle bir izleme gündeme gelse kıyamet kopar. İnsan haklarına, kişinin özel hayatına saygısızlık olarak bu önlenir. Kötü kullanımı halinde insanların hayatı büyük risklerle karşılaşacağı için buna kimse izin vermez.

Bu uygulama bu yıl eylül ayında başladı.

Bilindiği gibi, Emekli Sandığı, Bağ-Kur, SSK hep birlikte Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) şemsiyesi altında toplandı. SGK kanunu ile bu 3 kuruluşa üye olmadıkları için sağlık yardımlarından yararlanamayan yaklaşık 20 milyon insanımız için “Genel Sağlık Sigortası” imkânı getirildi.

”Genel Sağlık Sigortası”ndan, imkânı olmayanlar bedava yararlanıyor ama imkânı olanlara aile geliriyle bağlantılı biçimde her ay belli bir aylık prim ödemek zorunda. Kişi başı aylık geliri 212 TL’den fazla olanların primi aylık gelirine göre belirleniyor.

28 Eylül 2009 tarihinde Resmi Gazete’de “5510 Sayılı Kanun’un 8’inci Maddesi’nin 7. Fıkrasının Uygulanması Hakkında Tebliğ” başlığını taşıyan bir tebliğ yayımlandı.

Başlığından hiçbir şey anlaşılamayan bu tebliğin neler getirdiğini Sosyal Güvenlik uzmanı Ali Tezel gazete yazılarında ve TV programlarında anlatmaya çalıştı ama kimse ya anlamadı ya da umursamadı.

Halkımız tehlikeyi anlayamadı

Bu tebliğe göre, parasal işlemlere aracılık eden tüm kuruluşlar, işleme konu vatandaşın kimlik numarası ile birlikte işlem konusunu SGK’ya hemen bildirmek zorunda.

Bunu yapmayan görevli cezalandırılıyor.

Örneğin su, gaz, elektrik faturası ödendi. Hemen SGK’ya bildirilecek.

Örneğin İddia’dan 20 TL ikramiye kazanıldı. Hemen SGK’ya bildirilecek.

Örneğin cep telefonu faturası ödendi, bankaya kredi kartı taksiti ödendi, bankadan teyze hanıma havale çıkarıldı, mevduat hesabından 50 TL çekildi, bütün bunlar SGK’ya hemen bildirilecek.

Tarladan 100 kg fındık, 500 kg buğday satıldı.

Bunlar hesaba kaydedilecek. Tapuda ne işlemler yapıldı, otomobil için ne vergi ödendi, bütün bunlar Ankara’nın ekranında görülecek.

Ankara’da iyi niyetli veya kötü niyetli bir kişi (veya bilgisayarlarda bilgi hırsızlığı uzmanı olmuş kötü niyetli kişiler) insanların cebindeki parayı saati saatine izleyecek.

Sadece bu kadarla da kalmıyor, tebliğ SGK’ya gerektiğinde hesaplardan “prim borçlarını bilgisayarla tahsil” imkânı veriyor.

SGK görevlisi geçecek ekranın başına, “Ali Rıza Bey borçlu. Bankada hesabında para var” diyerek, pattt... diye banka hesabını bir başka hesaba aktaracak...

Ne denebilir ki? “Vatana millete hayırlı olsun!”

Güngör URAS - 15.01.2010 - Milliyet

Page 77 of 79

Son Yazılar

Sunny

30°C

Istanbul