buyuk cokus geliyor225

Kriz derinleşiyor !

Ülkemiz bugün iktisadi, mali, siyasi ve sosyal açıdan büyük sorunlarla karşı karşıya.

Bu sorunlar gittikçe derinleşmekte ve tüm veriler 2001-2002 krizinden daha vahim olduğunu göstermektedir. 

Bilindiği gibi küreselleşme olgusuyla birlikte tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de 2002 sonrası muhafazakâr ve neo-liberal bir anlayış ülke yönetimine geldi. Küreselleşme olgusu ve neo-liberal yönetimler pek çok değerle birlikte sosyal devlet ve refah devleti anlayışını sildi süpürdü. Yerine yoksulluk, yolsuzluk, küçülme, kan ve gözyaşı bıraktı. 

Sonuç olarak ülkemiz, insan hasiyetini ve onurunu koruyan, geliştiren sosyal devlet anlayışından uzaklaşarak jandarma devlete doğru bir dönüşüm yaşamaktadır. 

Ülkemiz, neo-liberal reçeteler altında gelirini spekülatif finans oyunlarından ve kamu ihalelerinden kazanan, üretmeden tüketen hale dönüştürülmüştür.

Çöküş kaçınılmaz !

Ülkemiz; eğitim harcamaları, sağlık harcamaları, tarım ve tarımda istihdam borç stoku, kredi kartı borçları, icra dosyaları, turizm gelirleri, ithalat-ihracatı karşılama oranı, dış ticaret açığı, cari açık, tasarruf açığı, işsizlik ve istihdam, vergi kayıp ve kaçakları, OECD ülkelerinde ortalama ücret üzerindeki vergi yükü, kapasite kullanımı, gayri safi sabit sermaye oluşumu, yatırım ikliminin önündeki engeller ve yabancı hâkimiyeti açısından sorunlar yaşamaktadır. 

Krizin derinleşmesi açısından; mali, ekonomik ve sosyal göstergeler incelendiğinde sermaye yeterlik rasyosu 2003 yılında 30.9 seviyesinden 17.3 seviyesine, bankacılık sektörünün kârlılık göstergelerinden biri olan aktif kârlılık oranı 2003 yılında 2.15 iken 1.04’e, yurtdışı yerleşiklerin döviz mevduatının toplam mevduata oranı 2002 yılında 54.1 iken, 36.5’e, büyüme oranı 2002 yılında 6.2 iken, 2019 yılı üçüncü çeyrekte 0.9’a düşmüştür.

Bankacılık sektörünün kaynak gücünü ifade eden; menkul değerlerin, toplam aktiflere oranı 2002 yılında 40.5 iken bugün 12’ye düşmüştür. Bir başka ifadeyle bankacılık kaynakları yıldan yıla erimiştir. Menkul değerlerin toplam aktiflere oranındaki ciddi düşüş devam etmektedir. Bir yandan da kredi borçlarını geri ödemeyen şirketlerin sayısı ise artmaktadır. Bu iki durum sürdürülemez olup uzun vadede sistemin çöküşüne yol açar. 

Borç ekonomisi !

İhracatın yurtiçi hasılaya oranı düşüşe geçmiştir: 2002 yılında 19.2 iken, 18’e düşmüştür. Bir başka deyişle ihracatın GSYİH’deki payı azalmıştır. İthalat ise artış göstermiş ve dışa bağımlılığımız artmıştır. İthalatın GSYİH’ye oranı 2002 yılında 25.4 iken, 27’ye yükselmiştir. Cari işlemler dengesi hesabının 2002’de GSYİH’ye oranı -1 iken, 2019’da -6’ya düşmüştür. Bir başka ifadeyle cari işlemler dengesi daha da kötüleşmiştir. İşsizlik oranı 2002 yılında 10 iken 2019’da 12.2’ye yükselmiştir. 

Bankacılık sektöründe toplam aktif içerisinde kullanılan toplam kredi oranı ciddi bir şekilde artmış, kredi miktarının toplam aktiflerine oranı 2002 yılında 27 iken bugün 63’e çıkmıştır. Böylelikle büyük bir borç ekonomisi yaratılmıştır.

Unutulmamalıdır ki; borcu çok olan ulusların uluslararası ilişkilerde direnci az olur. Ülkemizin bankacılık sektörünün döviz rezervlerine bakıldığında da lokal krizlere bile dayanıklı olmadığını ve krizlerde çakıldığını görmekteyiz. 

Bütçe dengesinin GSYİH’ye oranı pozitif değerlerden negatif değerlere geçmiştir. Nitekim bütçe dengesinin GSYİH’ye oranı 2002’de 14.9’dan -2’ye düşmüştür. Bütçe dengesi 13,4 kat bozulmuştur. Merkez bankası bilançosunun GSYİH’ye oranı 2002 yılında 27 iken bugün 21’e düşmüştür. Merkez Bankası bilançolarında düzelme değil negatifleşme olmuştur. Kişi başına reel GSYİH’nin değişim oranı bozulmuştur. Kişi başına düşen milli gelir 2002 yılında 4.8 iken 2,1’e düşmüştür. Bu durumda kişiler yüzde 57 fakirleşmiştir.

(Yukarıdaki göstergeler TÜİK, BDDK, TBB, TCMB resmi sitelerinden elde edilen veriler kullanılarak oluşturulmuştur.) 

Niteliksiz büyümenin sonuçları :

Sonuç olarak, yukarıdaki verilerde de görüldüğü gibi kriz derinleşmekte, ülke ekonomisi dışa bağımlı ve borçlu hale gelmektedir. Özel sektör ve hanehalkları ciddi borç yükü altına girmiş, tarımsal üretim gerilemiş, tarımda ilk defa ödemeler dengesi açığı verilmeye başlanmış, işsizlik ve özellikle de genç işsizlik artmış, sağlık ve eğitim hizmetlerinde bir yandan kalite düşerken diğer yandan ülkeye maliyeti artmıştır. Gelinen süreçte niteliksiz büyümenin karşılığı, sanayisizleşme, inşaat, borç, işsizlik, yoksulluk, yolsuzluk ve küçülme olarak dönmüştür. Kriz ve yoksullaşmayı, refah ve büyüme olarak sunmanın yerine, ülkemizi yeniden inşa edecek yapısal reformların ivedi bir şekilde yapılması gerekir. 

Ülkemizde bugün karşı karşıya kaldığımız sorunlar :

- Büyük borç batağı,

- Dış ticaret açığı,

- Cari açık,

- Düşük tasarruf, sıfır yatırım,

- Pahalı, paralı ve yetersiz sağlık hizmetleri,

- Düşük düzeyli eğitim,

- Bilimden uzaklaşan üniversiteler,

- Bozulan sosyal altyapı ve çarpık (omurgasız) şehircilik hizmeti,

- İktidara özgü açgözlü, köşe dönmeci sınıf,

- Yasal platformda gerçek anlamda parazitlerin varlığı,

- Giderek derinleşen ayrımcılık, yoksulluk, yolsuzluk ve küçülme,

- Toplumsal ümitsizliğin yaygınlaşması,

- Yaygın suç, şiddet ve uyuşturucu kullanımının kitleselleşmesi,

- Görsel medyanın kitlesel propagandası sonucu ahlaki ve siyasi değerlerde çürüme ve çöküş,

- Yurttaşlık bilincinde gerileme,

- Giderek yaygınlaşan ruhsal boşluk duygusu,

- Gelir dağılımında adaletsizlik,

- Adalete ve devlet kurumlarına olan güvensizlik,

- Milli sermayenin el değiştirmesi ve yabancılaştırılması.

Duran BÜLBÜL - 12 Şubat 2020

Son Yazılar