ataturk 1924 225

Gizlenen Atatürk !

On yıllardır böyle bir söylem gelişti.

“Gizlenen Atatürk…”

Çok ilginç ve merak uyandırıcı bir konu….

Öyle ya?

Adına yüz binlerce makale, binlerce kitap yazılan; neredeyse hiçbir gizli yönü olmayan Atatürk nasıl gizleniyor?

Kim gizliyor?

Atatürk ve Atatürkçülüğün düşmanları belli…

Emperyalizmin kucağında beslenip büyüyen tarikat- cemaat çevreleri ve alaturka kapitalist çevreler…

Cehalet ve korkudan beslenen dincilik, bozulan binlerce yıllık iktidarını yitirdiği için Kemalizm’le açık savaş halindedir. Her çeşit yalan, dolan, hile, iftira, hakaret ve karalama yaparak savaşını sürdürür.

Aydınlanma; safsata ve mitlerin -sonunu getiremese de- toplum üzerindeki baskısını azaltır, giderek ortadan kaldırır. Türkiye’de bu baskı azalmadığına göre; aydınlanma devrimini başaramadığımız açık bir gerçektir.

Türkiye’nin kırsal kesimleriyle büyük kentlerin çevre mahallelerinde (varoşlar) feodalite egemendir ki; nüfusumuzun çoğunluğunu oluştururlar.

Öykünmeci, fırsatçı, kurnaz insanların oluşturduğu “alaturka kapitalist sınıf” bir ayağı Batı öykünmeciliğine dayanırken, öteki ayağını feodaliteye basarak yükselir. 

Türk halkı, Atatürk ve Atatürkçülüğün düşmanı olan bu çıkar çevrelerinin etkisindedir.

Her iki kesim de emperyalizme göbekten bağlıdır. Döneme göre değişen, ama değişik adlar altında sürdürülen iktidarların sahibidirler.

Bu yüzden de Atatürk’ün ölümünden bu yana –şu ya da bu şekilde- siyasi egemenliği sürekli ellerinde tutmaktadırlar.

Yasaklarla- yolsuzluklarla- yoksulluklarla halkın canına tak ettirdikleri, yönetemedikleri için ülkeyi uçuruma sürükledikleri, çıkmaza düşürdükleri zamanlar hep oldu, oluyor.

Öyle zamanlarda ya iktidar, ya da iktidarı ele alan güçler tek bir ideolojiye sığınırlar:

ATATÜRKÇÜLÜK…

Özgün adıyla; KEMALİZM…

Atatürkçü olunca halkın kendilerini destekleyeceğini biliyorlar.

Oysa; ne gidenler ne de yeni gelenler KEMALİST değildir.

Yine öyle oluyor…

On sekizinci yılında AKP’nin Türkiye Cumhuriyetini yönetemediği, sorunları çözmek yerine daha da büyüttüğü, ülkeyi bir ölüm-kalım ortamına sürüklediği iyice belirginleşti.

Zaten birkaç yıldır “cumhuriyetimizin kuruluş değerlerine dönüş” sıkça konuşuluyordu.

Bu ortamda 10 Kasım 2019’u içeren “Atatürk Haftası”nda Atatürk anılıyor.

Hem de şimdiye dek hiç görülmedik şekilde…

Bir yandan bütün resmi ve özel kuruluşlar Atatürk’e övgüler düzerken; öte yanda bir televizyon programında tartışılan konunun alt yazısı okunuyordu:

“Atatürk’ü CHP mi, yoksa AKP mi iyi anladı?”

Şaka gibi…

AKP genel başkanı gençlerin oluşturduğu ve konunun tarih olduğu bir toplantıda bağıra bağıra konuştu:

“Osmanlı döneminde halkın %50 si okur- yazardı. Cephede ölümler çok oldu. Harf devrimiyle her şey sıfırlandı.”(!)

Bilginin tüm yaşamı kuşattığı, ulaşmanın kolaydan da kolay olduğu bir dünyada cehaletin pervasızlığına bakın…

Bugün bir ilkokul öğrencisi bile;  1920 lerde % 10 dolayına ulaşmayan okur yazarlığın, harf devrimi ile bir adet bile eksilmediğini, çünkü; zaten okur yazar olanların yeni harfleri önceden öğrendiğini bilir.

Üstelik okur-yazar olanların çoğunlukla “azınlık” denilen Yahudi-Rum-Ermeni’lerden oluştuğunu.

Kadınlarda bu oranın % biri bile bulmadığını…

Ne diyelim?

AKP, mücadelesini Atatürk cumhuriyetini yıkmaya adayan dinci ideolojinin partisidir.

Cumhuriyet dönemini “parantez” sayan, bu dönemin bittiğini daha 1990’larda iddia eden, her fırsatta cumhuriyetin kurucularına söven, hakaret ve iftira atanların partisi…

Konumuza dönelim.

2000 li ilk yıllardı. “Gizlenen Atatürk” konusunu ilk işleyen İlknur Güntürkün KALIPÇI oldu. Oldukça büyük ilgi gördü. Atatürk’ün yaşamından birçok ayrıntıyı araştırıp, vurucu bir dille anlatıyordu. Yazar, daha sonraları Atatürk’ü çeşitli yönleriyle ele alan kitaplar yazmaya devam etti.

Aynı yıllarda Atatürk’ü eleştiren, ona saldıran yayınlar da ortalıkta dolaşıyordu.

Bu yıllarda kimi aydınların Atatürk’e yapılan saldırılara verdikleri yanıtlar popülizm karşısında çok etkili olamadı.

Bu çabaların en etkilisini Turgut ÖZAKMAN ortaya koydu. Önce “Vahdettin ve Mustafa Kemal” kitabı saldırılara bir şamar gibiydi. Ardından “Şu Çılgın Türkler” cumhuriyet tarihimizin en çok satan kitabı oldu.

Yılmaz ÖZDİL, Atatürk’ün olumlu özelliklerini vurgulayan köşe yazılarını birçok araştırma ile çoğaltarak kitaplaştırdı. 2018 yılında çok büyük reklamlarla piyasaya sürüldü. Bir buçuk milyon sattı.

Ve 100 yıldır yazılan, sayamayacağımız kadar çok Atatürk kitabı…

Hemen hepsinin bir ortak özelliği var:

“ATATÜRK BİR DAHİYDİ… “

Büyük asker, büyük kahraman, üstün devlet adamı, en gerçekçi, en doğru gören; öğretmen, dilci, tarihçi, büyük hatip, devrimci, üstün zeka sahibi…

Doğumu, çocukluğu, ölümü, savaşları, yaptıkları ve yaşadıkları, arkadaşları ve arkadaşlıkları, anlaşmazlıkları, nutukları, evliliği, sevdikleri, kılık kıyafetleri, okuduğu kitaplar, anekdotlar, anılar, Çankaya, gözü-kaşı-boyu-posu-kilosu, hastalıkları, mirası, dini…

Ayakkabı numarasından terzisine…

Soyundan sopundan, evlatlıklarına ne varsa yüzlerce kez yazıldı-çizildi.

Olağanüstü bir insan, bir yarı ilah yaratıldı.

Bu yaklaşım bazı kesimleri tatmin etti. Bazı kesimlerin ise düşmanlığını biledi. Ellerine koz verildi.

Ama -sayılı aydınlar dışında- bir şey doğru dürüst hiç anlatılmadı:

Kurduğu siyasal-sosyal-ekonomik sistem…

O sistemin adı bile doğru dürüst konulmadı.

Oysa daha sağlığında konmuştu. Kendisi de söylemişti:

KEMALİZM…

2019 un 10 Kasım’ında O’na daha da büyük bir özlemle sarıldık.

Sayısız ileti, reklam yayımlandı. Anma toplantıları, konferanslar yapıldı.

Hep aynı sözler yinelenip durdu.

Hepsinde “Saygıyla anıyoruz, özlüyoruz. Saygı ve sevgiyle, izin silinmez, çok özledik, unutmadık, onu arıyoruz, onu özlüyoruz, unutturamazlar, kimi toprağa kimi yüreğe gömülür. O’nu anıyoruz-arıyoruz…” dedik.

Acaba gerçekten içtenlikli miyiz?

Eserini ve ideolojisini anlamaktan, kavramaktan ve anlatmaktan yine uzağız.

9 Kasım günü bir konferans izledim.

Bir sahne gösterisiydi aynı zamanda: “Adamın Hikayesi.”

Abartılı bir hamasete, bağırarak yapılan bir anlatıma tanık oldum. Her anekdottan sonra “…filancaya bir alkış alabilir miyim” diyerek izleyicinin ilgisi canlı tutuldu. Bir drama, bir kahramanlık anlatımı sürüp gitti.

Günün gazetelerini karıştırdım. Atatürkçülükten (Kemalizm) söz eden yok.

Akşam ekranlara odaklandım. Ciddi olarak Kemalizm’den söz eden iki program var. Ötekiler gazel havası çalıyor. Öylesine ki; Atatürk düşmanı olduğunu bildiğimiz kişiler O’nu övmeye çalışıyorlar.

Her yerde kaba ve göstermelik bir sevgi havası…

Yapmacık, klişe, ezberlenmiş sözler ağızlarından dökülürken, sahteciliğin sırıtmasına engel olamıyorlar.

Atatürk diye diye Atatürk’ü büyüttüğümüzü sandık.

Ama hiç de inandırıcı olamadık.

12 Eylül paşaları da böyle yapmıştı.

Atatürk Atatürk diye Atatürk’e ihanet edilmiş ve dinci sahtekarların önü açılmıştı.

Özetle; Türk milletinin yaşamında nereye çekiştirirsen oraya doğru sündürülecek bir Atatürk var..

O bir efsane, bir mucize insan var.

Ama Atatürk’ün yarattığı düşünce sistemi (ideoloji), yani KEMALİZM YOK..

Peki, On Kasım Günü yapılan göstermelik programların, yazılan yazıların, yapılan kutlamaların sahtecilik olmadığını kim iddia edebilir?

Hep aldatılıyoruz.

Neden böyle oluyor?

Atalarımız ne güzel söylemiş:

“Hayvan ölür kalır semeri, insan ölür kalır eseri.”

Cengiz Han denince, Moğol imparatorluğu ve onun yasaları, Mimar Sinan deyince Selimiye Camisi, İsa deyince Hristiyanlık, Muhammet denince İslâm dini akla gelir.

Kimsenin aklına kısa boylu bir Arap, ya da uzun boylu bir Sinan gelmez.

Atatürk denince de TÜRKİYE CUMHURİYETİ ve KEMALİZM akla gelmelidir.

Atatürk bir insan silüeti değildir.

İşte bu yüzden;

Türk milletine anlatılan ATATÜRK DEĞİLDİR.

Bize anlatılan milletimize yararları olmuş olağanüstü nitelikleri olan bir insandır.

Tarihte kalmıştır. Bir daha dünyaya gelmez. Artık bir yararı yoktur.

Oysa ATATÜRK BİR FİKİRDİR.

İçimizde yaşayacak olan o fikirdir.

Gizlenen ATATÜRK O FİKİRDİR.

Dünyada o fikir, KEMALİZM diye tanınır.

Yukarıda açık bir şekilde tanımlanan Kemalizm düşmanlarına karşı bilimle ve kararlılıkla savaşılmadığı sürece olacaklar bellidir..

Egemenler, bir yandan Atatürkçü görünürken, öte yandan da yıkıma devam ediyorlar.

Sadece övgü ve hayranlık edebiyatı yapmak aldatılmamıza yarar. Kendimize olan güvenimizi azaltır, bizi küçültür.

Ve, bu devran böyle sürüp gider…

Biz sadece yakınır ve ağlarken özgürlüğümüzün, bağımsızlığımızın, haysiyetimizin yok edilişini izlemenin ayıbıyla sefil yaşamaya mahkûm oluruz.

Altan ARISOY - 12 Kasım 2019

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Son Yazılar