muazzez ilmiye cig2

Muazzez İlmiye Çığ - "Bugüne kadar gelmemiz mucize gibi bir şey"

Baştan belirteyim bu bir röportaj değil, bu yazı, yaşayan en esaslı Cumhuriyet kadınlarından biri ve bu toprakların Sumer kraliçesiyle geçen bir günden bende kalanları içerir.

Hoyratlığın hepimizi yorduğu ülkemizde, güzellikleri birbirimizle paylaşmaya yeniden dönelim diye…

Geçtiğimiz hafta şimdilik sürpriz olarak kalacak bir proje için bir arkadaşımla birlikte Muazzez İlmiye Çığ’ın kapısını çaldık. Onu iki yıl sonra yeniden görebilmek çok güzeldi. Artık Mersin’de yaşıyor, yoksa değil iki yıl iki haftada bir giderim. Sosyal medyada paylaştığım videosuna olan ilgiyi görünce, o günü ve konuştuklarımızın bir bölümünü paylaşmak istedim.

muazzez ilmiye cig ozlem ozdemir

GEÇEN AY 105 YAŞINA BASTI…

Her şeyden önce size sağlığından haber vereyim. Geçen ay 105 yaşına basan bu güzeller güzeli Cumhuriyet kadınının dimağı berraklığını koruyor. Beden akıl ilişkisinin evrim sebebiyle eş zamanlı ilerlemeyişi tek sorunu, çünkü o oturmaya alışkın bir kadın değil. Aklının çalışma hızına yetişemeyen bedeniyle hareket alanı daralmışsa da duygu ve düşünce dünyasının enginliğinde hiçbir değişiklik yok. Memleket meselelerini hala yakından takip ediyor. İstanbul seçimi sonucundan memnuniyet duyduğunu, bunun bir değişimin başlangıcı olduğunu söylüyor. Duygularını bakın nasıl ifade ediyor:

“EĞER TAYYİP ERDOĞAN BİRAZ AKILLI DAVRANSA…”

"Ümitlendim. Memlekette büyük bir hareket var, olumlu yönde. Örneğin Gezi hareketi gayet nezih, barışçıl, tatlıydı. Şimdi hala davalar sürüyor, sinir oluyorum. O gencecik çocukların anneleri babaları köyden çıkıp gelmişlerdi. O zaman büyük bir heyecan duydum ve dedim ki, ‘Eğer Tayyip Erdoğan biraz akıllı davransa ve gençlere bir parça dönse Atatürk gibi olurdu.’ Yani birdenbire her şey bambaşka olurdu demek istiyorum. Ama yapmadı. Şimdi bu son hareket, İstanbul seçimi, son derece önemli. Demek ki büyük bir tepki var hükümete karşı. Bu reaksiyon bana kalırsa çok faydalı ve öyle üç beş kişinin değil, büyük kitlelerin reaksiyonu. Belki zor zamanlar olacak ama Türkiye yaşayacak muhakkak. Kadınları bir daha kapatamazlar örneğin. Kadınlar da bunu yapmaz artık. En mühimi kadın.”

“BUGÜNE GELMEMİZ MUCİZE”

Bugün yaşanan pek çok sorunun oluşmaması konusunda zamanında tepki göstermeyi bilmediğimizi ama kendisinin 1980’den itibaren, emekliliğinden sonra devamlı olarak tepkisini gösterdiğini hatırlatan Muazzez Hanım, “Eğer benim gibi yüzlerce kadın aynı tepkiyi gösterseydi bambaşka türlü olurdu” demeden edemiyor. Cumhuriyet’in nasıl kurulduğuna ve sonraki gelişmelere tanık olmuş bir kadın olarak sözlerine şöyle devam ediyor:

“Ben bunun için çok debelendim, herkese siz de yapın dedim. Evvela bana dediler ki, ‘Cevap alıyor musun?’ ‘Almıyorum.’ ‘E o zaman niye yapıyorsun?’ Ben vatandaşlık görevimi yapıyorum ister cevap versinler ister vermesinler. ‘E benim de imzamı koy’ diyenlere de hayır dedim, kimsenin imzasını koymadım, istedim ki herkes kendi yapsın. Ama maalesef yapamadım, yani insanları toplayıp da topluca sesimizi duyuralım istedim ama yapamadım. Mesela birdenbire Diyanet İşleri çıkıyor, anormal bir şey söylediğinde, hemen ‘Sen nasıl yaparsın bunu? Nasıl şu Kuran’da böyle dersin’ denmeliydi. Ya da hukukta, eğitimde olan yanlışlıklara derhal cevap verilmeliydi. Benim yaptığımı binlerce kişi yapsaydı, kadın-erkek, bak ne oluyordu? Tembellik, korku, aldırmamazlık, bana bir şey olmaz düşüncesi… Yani o bakımdan ben çok kızıyorum arkadaşlara. Mesela geçende Üniversiteli Kadınlar Derneği geldi, güzel binaları var. Dedim ki, ‘Burada her hafta burslu çocukları toplayalım, konferans verelim, çocukların dertlerini dinleyelim, her hafta bir öğretmen gelsin.’ Yaptıramadım. Birçok çocuğu kazanabilirdik. Anadolu’da şube açtılar. Dedim ki, ‘Atatürk hakkında bir yarışma açın. Kim neyi iyi yaparsa ona bir şeyler verelim.’ Yaptıramadım. Ya da Atatürkçü Düşünce Derneği, çocuklar toplanıp daha özenli çalışmalı, bir şeyler yapmalı. Bu dernekler canlandırılırsa bambaşka olur. Küçücük çocukların başları kapatılarak Arapça öğretiliyor. Kuran’da başörtüsü zorunluluğu yok. Tarikatlar çocukları zehirliyorlar. Diyanet’in yaptıklarını araştırmak ve hatalarını göstermek lazım. Bu kadınların elinde olan bir şey artık. Kuran’ın Türkçesini okuyun, Atatürk’ün Nutuk kitabını okuyun. Çaba göstermek gerek…”

Her devrimin karşı devrimi olur diyen Muazzez Hanım sözlerini şöyle sürdürüyor: “Fransızlar muazzam kan döktüler, Ruslar muazzam kan döktüler, biz kan dökmedik. Ama o kapatılan tekke ve zaviyeler, medreseler, tarikatlar ve diğer değişikliklerden sonra orada yetişenler birden seslerini çıkaramadılar ama içten içe kinlendiler. Yavaş yavaş geldiler. Sonra onlardan başka, ruhları hain olan siyasetçiler de onlara katıldı. Bugüne kadar gelmemiz yine mucize gibi bir şey.”

muazzez ilmiye cig

“ATATÜRK DİKTATÖR DEĞİLDİ”

Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki kadınların daha şanslı olduğunu vurgulayan Muazzez Hanım, bu duruma da kendi tanıklığından şöyle örnekler veriyor: 

“Kadınların o zaman çok fazla hakları vardı. Cumhuriyet’in 10’uncu Yıl kutlamalarında ben öğretmendim Eskişehir’de. Erkekler kadınlar birlikte kutlama yapıyordu. Sanki her şey ezelden beri bu şekildeymiş gibi geliyordu bize. Kadın erkek ayrımı yoktu. Kısa kollu elbiselerimizle öğretmenlik yapıyorduk, kadın erkek eşitliği sağlanmış ve kabul edilmişti. Bu hususta kafamı hiç yormadım, o zamanlar bunlar normaldi. Atatürk bir diktatör değildi. Atatürk Kıyafet Kanununda kadınların giyiminden hiç bahsetmemiş, bir baskı uygulamamıştır. Amerika’da 1960’larda kadınlar pantolon giymek için konuşmaya başlamışlardı. Bizim köylerimizde ise kadınlar pantolonlarla gezerlerdi.”

Atatürk’ün sadece Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’ni açması bile onun ne kadar büyük ne kadar vatansever olduğunu gösteriyor diyen Muazzez Hanım, kendisinin de öğrenci olduğu o günleri ise şöyle anlatıyor:

“Biz Ankara’da Evkaf Apartmanı’nda okuduk. İki katı Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi’ne ayrılmıştı, bir katında erkekler bir katında kızlar kalıyordu. Şimdi yapılamaz böyle bir şey. Fakülte, yalnızca Türk tarihini ve Türk kültürünü araştıracak uzman yetiştirmek içindi. Bu bize o kadar lüks gelirdi ki, son derece lüks. Ayrıca dünyada böyle bir fakülte yoktu. Bu uzmanların yetişmesi için kaynak lazım, kaynak nerede? Türklerin ilişki kurduğu bütün milletlerin kaynakları lazım, Çin, Hint, İran, Rus, Macar, Latin, Yunan, Arap… Bütün bu dillerdeki kaynaklar getirildi. Ben aslında Sumeroloji okumak istemiyordum, ilk sene de zor geldi. Ben de Almancaya başlamıştım, Almancaya geçeyim diye. Rahmetli babam çok akıllı bir adamdı. ‘Katiyen kızım, sana hakkımı helal etmem. Atatürk bu fakülteleri bunun için açtı, yarın öbür gün değeriniz olacak dedi.’ O zaman için ne kadar ileri görüşlü adamdı. Gerçekten de o kadar güzel bir okuldu ki, tüm bu milletlerin dilini ve kültürünün kaynakları getiriliyor, o dillerin öğretmenleri eğitime geliyor. Öğretmenlerin bir kısmı da Alman hükümetinden kaçıp gelenlerdi.”

ataturk dusunuyor muazzez ilmiye cig

“BANA BABAM ÖĞRETMİŞTİ, TÜRKÜM MÜSLÜMANIM”

Muazzez Hanım’a göre Atatürk’ün dil ve tarihe değer vermesi en önemli şey, ondan önce Anadolu halkı Türk olduğunu bilmiyordu diyor. Bu konunun önemini ise şöyle açıklıyor: 

"Her şey aslında Türklerden. Yarın öbür gün bütün dillerin temelinin Türklerden geldiği anlaşılacak çünkü Avrupa’daki yazının temeli Türklerden alınmış. Sümer heykellerinde hep ellerinde bir kap vardır. Türklerde de böyle bir kap var. Meğer bu antlaşma kabıymış ve çok

önemliymiş. O yüzden Sümerlilerin aslında Türklerle aynı kökenden geldiği anlaşılıyor. Sümerlilere Türklerle aynı kökende olduğuna göre bütün kültürün temeli aslında Türklerin elinde. Onun için yabancılar Sümerlileri asla halka indirgeyerek anlatmıyorlar çünkü onlara göre kültürlerinin temeli Yunanlar. Bu gerçeği anlatsan da değiştirmiyorlar, diyorlar ki bütün kitapları mı değiştireceğiz? O nedenle Atatürk Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi’yle müthiş bir çığır açtı. Ben bile hatırlıyorum, o zaman Anadolu’da ‘Türk’ demezlermiş, ‘ümmet’ derlermiş. Bana çocukken sordular, ‘sen nesin’ diye. Bana babam öğretmişti, ‘Türküm, Müslümanım.’ Demek ki, Atatürk bize böyle büyük bir ufuk açtı. Şimdi arkeologlarımız, bilim adamlarımız Orta Asya’da çalışıyorlar, neyse ki gelişen muazzam bir çalışma var.”

Avrupa’da ‘Türkleri tarihten çıkar tarih kalmaz’ dendiğini belirten Muazzez Hanım, öbür taraftan Türk dilinin en fazla üçüncü yüzyıla kadar gittiğini düşündüklerini ekliyor. Tengri kelimesinden dolayı dilin kökenini üçüncü yüzyıla dayandırdıklarını vurgulayan Muazzez Hanım, “Atatürk tüm bunları anlamış ve araştırılmasını istemiştir. En önemlisi Atatürk, Sumerlilerin halka tanıtılmasını istiyordu, ben onu yapabildim. Sümerlilerin Türk olup olmadığını araştırdım ve sonunda Türk olduklarını ispatladım,” diye kendi payına düşeni yapabilmiş olmanın gönül rahatlığını paylaşıyor. Elleri dert görmesin!

Sohbetimizin okuyanlar için de faydalı olacağını düşündüğüm bölümlerini aktarmaya çalıştım. Sesinin duyulmasının önemine inanarak… Ertesi gün doğum günümdü, bana okumadığım (evet, maalesef birkaç tane var) kitaplarını imzalayarak hediye etti. Ama benim için onunla geçen her dakika zaten hediyeydi.

Çok yaşayın Atatürk kızı, Cumhuriyet kadını, çok yaşayın Sümer kraliçesi Muazzez İlmiye Çığ. Bütün ürettikleriniz ve bu ülke için çabanız için sonsuz teşekkürler. Daha nice yıllar birlikte görelim…

NOT: Muazzez Hanım'ın bir ricasını iletmek istiyorum. "Atatürk Düşünüyor" adlı kitabını herkes, özellikle gençler okusun istiyor. Ben de kitapla ilgili bir yazı yazacağıma söz verdim, en kısa sürede sözümü yerine getireceğim. Mutlaka okumanızı öneririm, Atatürk'ün devrimleri nasıl yaptığını O'nun zihninin içindeymişsinizcesine okuyacaksınız. 

Özlem ÖZDEMİR – 22 Temmuz 2019

Son Yazılar