fabian escalante

Mustafa Kemal ilerlemenin simgesidir!

Küba İstihbaratı’nın bir numaralı ismi olan Escalante’yle; Küba’yı, son çıkan kitabını, ABD ve CIA sabotajlarını, Küba’daki eğitimi ve Mustafa Kemal Atatürk’ü Odatv'ye anlattı.

Fabian Escalante, 1940 doğumlu, komünist bir aileden geliyor. Kendisi bu durumu, “Bütün ailem komünist” diyerek anlatıyor. Çok genç yaşta mücadeleye giriyor. Okullardaki örgütlenme faaliyetlerinde çalışıyor ve mimleniyor. Fidel Castro ve Che Guevara önderliğinde diktatör Batista’ya karşı gerilla savaşı başladığı zaman, dağa çıkmak istiyor. Yaşı çok küçük olduğu için kabul etmiyorlar. O da şehirdeki faaliyetlere katılıp, “getir-götür” işlerini yapmaya başlıyor.

Devrimden bir gün önce Escalante hapiste, işkencededir. Askıya alırlar, öldürecekler! Ama konuşturamıyorlar bir türlü. Fakat cellat çok yoruluyor, saat de çok geç oluyor zaten. Yılbaşı gecesi... Escalante’yi bırakıyor, “Yarın gelip seni öldüreceğim” diyor Cellat, “Yoruldum, senin cesedinle uğraşamam şimdi” diyerek de çekip gidiyor. Ertesi sabah Escalante çok büyük bir gürültü patırtıyla uyanıyor. Ne olduğunu anlamaya çalışıyor. “Herhalde beni korkutmak için tüm bu sesler” diye düşünüyor. Fakat 1 Ocak 59, devrimci ordunun Havana’ya giriş tarihi, Che ve devrimci güçler dış mahalleleri ele geçirmişler, diktatör Batista kaçmış, asker ordusu dağılmıştı. Halk, Escalante’nin bulunduğu hapishaneyi yıkıyor. Escalante, o anı, “hapishaneyi yerle bir ettiler” diye anlatıyor. İçerideki tüm tutukluları alıp hastaneye götürüyorlar. Escalante, kendine geldikten sonra, parti Escalante’yi istihbarata alıp görev veriyor. Onun içerisinde yetişiyor. Escalante, ölümün kıyısından böyle dönüyor işte…[1]

Escalante bir süre sonra terfi alarak, Fidel Castro’nun hayatından birinci derecede sorumlu insan haline geliyor. 96 yılında ise emekli oluyor.

fabian escalante hakan erol celil dentas

Küba İstihbaratı’nın bir numaralı ismi olan Escalante’yle; Küba’yı, son çıkan kitabını, ABD ve CIA sabotajlarını, Küba’daki eğitimi ve Mustafa Kemal Atatürk’ü konuştuk…

“100 TANE SABOTAJ İHBARI GELİYORDU AMA 100 TANE ADAMIMIZ YOKTU”

Hakan EROL >>> Küba istihbaratının arkasındaki güç nedir?

Fabian ESCALANTE >>> 60’da istihbarata girdiğimde elimizde hiçbir şey yoktu. Karşı taraftan ele geçirdiğimiz teknik malzemeyle ve tecrübeyle direnmeye başladık CIA’ye. Elimizde hiçbir şey yoktu, ama halk o kadar sahip çıktı ki Fidel Castro’ya ve devrimcilerin o başarısına… Devrimden sonra zaten, tüm o yabancı şirketler, burjuvazi falan ülkeden kaçtılar. Dolayısıyla adaya halk sahip çıktı. Halkın desteğiyle ayakta durduk… Bu dönemde, elimizde “insan gücü” dahil gerçekten hiçbir şey yoktu. 18 kişilik grup olarak Moskova’ya gidip 6 ay eğitim aldık. Aslında çok kısa bir zaman 6 ay, ancak zamanımız yoktu, mecburduk. Elimizdeki yokluğu ve arkamızdaki gücü kısaca şöyle özetleyebilirim; bazen günde 100 tane sabotaj ihbarı geliyordu, ama 100 tane adamımız yoktu. Halk kendi yakalıyordu bu sabotajcıları ve getirip bize teslim ediyorlardı... 70’li yıllarda bu alanda özellikle tecrübe kazandık. Küba devrimi kendi gücüne dayanarak, halka dayanarak yapılmış bir devrimdir, bu hep de böyle devam etti, ediyor da…

Hakan EROL >>> 15 kitabınız bulunuyor. Kitaplarınızın ortak özelliği nedir?

Fabian ESCALANTE >>> Kitapların tamamı Amerika’nın Küba’ya ve Latin Amerika’ya saldırılarıyla ve komploları ile ilgili. Bu kitaplardaki belgelerin bir kısmı kendi elimizde olan belgeler, bir kısmı ise ele geçirdiğimiz belgelere dayanıyor. Son kitap, daha çok CIA’den ele geçirdiğimiz belgelere dayanılarak yazıldı. Ben sadece ve sadece, Küba istihbaratının değil, Amerikan istihbaratının belgelerine de dayanarak yazıyorum. Aslında kendi istihbarat kaynaklarımız çok daha fazla… Ama bu, işte komünist propagandasıdır, Küba propagandasıdır demesinler diye böyle yapıyorum.

kennedy cinayeti fabian escalante

“KÜBA’DAN SONRA HİÇBİR ÜLKEDE SOSYALİZMİN İKTİDARA GELMESİNE İZİN VERMEYECEĞİZ”

Hakan EROL >>> Kennedy suikastına dair de bir kitabınız bulunuyor… Suikastla ve kitapta anlattıklarınızla ilgili biraz bilgi verebilir misiniz?

Fabian ESCALANTE >>> Kennedy suikastının dönemi çok özel bir yere oturuyor. Soğuk savaş dönemi dünyası…

Küba devrimi oluyor, Sovyetlerin pek Latin Amerika’ya ilgisi yok o dönem, düşük profil gösteriyorlar. Latin Amerika’yla, ilgilenmiyorlar. Üstü kapalı, Amerika’nın alanı olarak benimsemiş görünüyorlar. Küba’da devrim olduktan sonra bir anda ilgileri artıyor tabii.

60’lı yıllarda birçok ülkede devrimci hareketler vardı. Küba’da bu iş ilk patlak verince tüm dünyanın sempatisini ve ilgisini çektiler. Tabii bu Amerika’yı rahatsız etti. Bu dönem Kennedy seçiliyor işte. Kennedy, bu işi silah zoruyla yapmaktan yana olmuyor. Emperyalist planını silaha dayandırmadan, ikna yoluyla çözeceğini vurguluyor. Zorbalık bizim sonumuzu daha çabuk getirir diye bir politika var o dönem. Dolayısıyla iktidara geldikten sonra ters kararlar almaya başlıyor. Kennedy’nin ilk dönemlerinde, ondan habersiz işler yapılıyor. Silah ve petrol tekelleri, mafya ve çelik sanayi sahipleri, Kennedy’den habersiz eylemlere kalkışıyorlar. Kennedy bunun yürütülmesine engel olamıyor. Sovyet gemilerine saldırıyorlar, korsan saldırılar yapıyorlar. Kennedy bunları engellemeye kalkıştıkça ona karşı olma durumu daha da artmaya başlıyor. Kennedy’nin Washington üniversitesinde bir konuşması var. Öldürülmesinden 6 ay önce, orada bir cümle geçiyor: “Küba’dan sonra hiçbir ülkede sosyalizmin iktidara gelmesine izin vermeyeceğiz”. Bunu, Kennedy’nin Küba’yı kabul ettiğini ve “meşru” gördüğünü ifade eden yorumlar çıkıyor. Zaten Kennedy’nin ölüm fermanı o zaman imzalanıyor. Dolayısıyla bunu kullanıyorlar. Kennedy suikastını tamamen Küba’nın üstüne yıkmaya çalışıyorlar. Castro’nun ajanları diye...

Lee Harvey Oswald diye ortalama bir adam, öyle çok zeki falan da değil, Kennedy cinayetinde günah keçisi olarak kullanılıyor… CIA ve diğer gizli faaliyetlerin işi aslında bu cinayet, Oswald gibi sıradan birinin değil…

Resmi raporlarda Kennedy cinayeti, tek bir kişi arkadan vurdu diye geçiyor. Halbuki önden 2 tane kurşun alıyor, arkadan bir tane alıyor, 2 tane önden kurşun atılırken biri önde oturan Teksas Valisine isabet ediyor, diğeri boşa düşüyor. Yani toplam 5 kurşun araca isabet ediyor. Kennedy’nin öldürülüş şekli bu...

kennedy cinayeti zanlisi sozde lee harvey oswald

Lee Harvey Oswald

KENDİ YAPTIKLARI İŞLERİ KÜBA’YA YIKTILAR VE İKTİDARI DEVİRMEYE ÇALIŞTILAR

Hakan EROL >>> Kennedy suikastından sonra neler oluyor peki?

Fabian ESCALANTE >>> Kennedy öldürüldükten sonra manipüle edilmiş basın ayağa kalkıyor. Bu işi Küba yaptı, işin içinde Castro var, diye... Bu propaganda, halkı biraz yatıştırdıktan sonra 3 hafta içinde bıçak gibi kesiliyor. Çünkü çok saçma ve temelsiz… Yavaş yavaş gerçekler ortaya çıktıkça attıkları iddiadan vazgeçmeye başlıyorlar. Bir anda, bu cinayetin arkasında kimse yok, işte silahı çeken bu adamın bireysel işi, demeye başlıyorlar. Kendi planladı yaptı denmeye getiriliyor yani… Oswald, suikasttan sonra 20 dakika içinde yakalanıyor. Hemen karakola götürülüyor. İfadesi vs. hiçbir şey alınmıyor. Kayıt altına alınma, yazılı hiçbir şey yok. Ertesi sabah, sözde “güvenlik” nedeniyle Oswald’ı alıp hapishaneye koyacaklar. Basının önünde, iki polisin arasında vuruyorlar onu. Vuran isim Jack Ruby, mafya üyesi. Bu adamda 2 yıl sonra ölüyor. Ölümü de meçhul. Kanserdi diyorlar, ama aslında ortadan kaldırıyorlar adamı… Küba’yı bu şekilde kullandılar işte. Kendi yaptıkları işleri Küba’ya yıkarak ve Küba’daki iktidarı devirmeye çalışarak… Tüm bunlar Küba’da saldırılara bir gerekçe oluşturuyor ve bu plandan beslenen bir grup var. Küba’dan kaçan kaçaklar, CIA içerisindeki grup vs. bunlar 2.5 milyon dolarlık bütçeyle hareket ediyorlar. Bu yalnızca Küba’yla da sınırlı değil. Bütün Latin Amerika’yla ilgili, potansiyel muhalif liderlere karşı kullanılan bir bütçe… Bu çıkar grupları bundan beslendikleri için Amerikan politikasını hep üstte tutmaya çalışıyorlar. Kennedy’i öldüren ekiple, Castro’ya ve tüm Latin Amerikalı muhalif liderlere saldırı ve sabotajlar düzenleyen ekip aynı ekip. Bunların ismi tek tek uzun bir listeyle de kitapta açıklanıyor.

Hakan EROL >>> Küba denilince akla öncelikle tıp ve eğitim geliyor. Bu alanlardan biraz bahsedebilir misiniz?

Fabian ESCALANTE >>> Jose Marti, “Kültürsüz bir halk emperyalizme teslim olmaya mahkûmdur” der. Bu slogan, Küba’nın temel sloganıdır. Eğitime böyle önem veriyoruz.

Devlet başından sonuna kadar eğitimi destekliyor. Vatandaşına tek kuruş harcatmıyor. İlkokullarda sınıfın ortalama sayısı 10’dur. Daha fazlasına zaten izin verilmez. Çocuk okula başladığı gün, hangi çocuğun nerede oturağı bellidir. Kitapları, defterleri, o sene kullanacağı her şeyi masanın üstünde onu beklemektedir. Gider alır onları, sömestr bittiği zaman ise çocuk, aynı şekilde onları geri bırakır. Kendisinden sonra gelen kullansın diye… Bu 60 yıldır böyle… Müthiş bir dayanışma vardır halkın içerisinde. Bu dayanışma devrimden hemen sonra Küba’nın dışına taşıyor zaten. Cezayir, Libya Tunus, Angola, Sudan, Afrika, Nikaragua, Kolombiya… Tüm bu ülkelere aktif savaş desteği verilirken, aynı zamanda sağlık ve eğitim desteğinde de bulunuluyor.

Tıp alanında, Küba’nın 70 bin civarında doktoru var. Bunun 20 ile 25 bin arası Küba’da doktorluk yapıyor. Geri kalanı, dünyanın dört bir yanına dağılmış durumda. Adını bile duymadığınız ülkelerde Kübalı doktorlar çalışıyor. Karşılığında ise hiçbir şey almıyorlar, istemiyorlar. “Angola savaşına katıldık, yardım ettik, karşılığında 9 bin ceset aldık, başka hiçbir şey almadık.” (Başarıda ağırlıklı olarak Küba’nın etkisi olsa da Kübalıların mütevaziliğindan dolayı, Escalante, “yardım” ettik diyor)

“MUTLAKA DEVRİMCİ İNSANLARDIR”

Hakan EROL >>> Bildiğiniz gibi, 10 Kasım Mustafa Kemal Atatürk’ün ölüm yıldönümüydü. Küba’nın ulusal kahramanı Jose Marti’yle Türkiye’nin ulusal kahramanı Mustafa Kemal Atatürk’ü kıyaslar mısınız?

Fabian ESCALANTE >>> Jose Marti, İspanya’ya karşı ulusal savaşı örgütledi. Sonucunu göremedi. Jose Marti’nin hikayesi çok acıklıdır. Mustafa Kemal ise aynı şekilde bir bağımsızlık mücadelesi verdi ve ne şanslı ki mücadelesini sonuna kadar götürebildi; cumhuriyeti kurdu ve onu gördü. Onlar daha ileriye gidebilmek için, daha iyisi için savaştılar. Mutlaka devrimci insanlardır. İkisi de ülkelerine değişim getirdiler. Türkiye’de Mustafa Kemal gibi, Jose Marti de Küba’nın yaşamında büyük bir sıçrama ve ilerleme oldu.

Tıpkı Türkiye’de Mustafa Kemal, ilerlemenin, değişimin simgesiyse, gençliğin simgesiyse, Jose Marti de Küba’da her dönemin gençliğinin bir ideali olmuştur.

Tabii dönem ve coğrafya olarak Atatürk’ün yaptıkları çok daha farklı, mücadelenin başını çekmenin yanı sıra, cumhuriyeti kurarak daha sonraki devrimleri gerçekleştirerek, çok daha farklı bir konumda yer alıyor. İkisine de büyük saygı duyuyoruz.

“BOŞUNA BEKLERLER KÜBA’NIN ÇÖKMESİNİ...”

Hakan EROL >>> Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Fabian ESCALANTE >>> Komünistlerin amacı, insanı tekrar eski “insan” haline getirmek. Küba bunu başarmış vaziyette. 90’dan beri beklenti var. Sol liberallerin de özellikle yaydığı bir mesele. Ama hiç onlara yüz vermeyin, boşuna beklerler Küba’nın çökmesini. Çökmeyecek Küba. Hatta Rusya’da devrim olacak tekrardan, ben buna inanıyorum…

Söyleşi : Hakan EROL – 11 Kasım 2017 - Odatv

NOT: Escalante’ye, istihbaratçı olduğu için FETÖ yapılanmasını nasıl değerlendirdiğini de sorduk. Escalante, kibar bir dille bu konu hakkında bilgisi olduğunu ama konuşmak istemediğini, röportajın konusunun da bu olmaması gerektiğini ifade etti. Biz de Escalante'nin bu görüşüne saygı duyarak sorularımızı sorduk.

[1] Escalante’nin, mütevazı kişiliğinden dolayı kendinden bahsetmeyi sevmediğini belirten, aynı zamanda Escalante’nin kitaplarının çevirisini de yapan Celil Denktaş, konuşmaya başlamadan önce Escalante’nin bu anısını bizimle paylaşıyor.

Kaynak: Kennedy Cinayeti, Bilinenin Ötesinde / Fabian Escalante (Ç: Celil Denktaş) – Yazılama Yayınevi

fabian escalante

FABIAN ESCALANTE FONT KİMDİR?

Fabián Escalante Font, Havana’da doğdu. İlk ve ortaöğrenimini burada tamamladı. Devrimci öğrenci hareketine katılışı 1953’tedir. Genç Sosyalistler adlı örgütün çatısı altında çeşitli politik sorumluluklar aldı. Bu yasal örgütlenme çatısı altında çalışırken, Diktatör Fulgencio Batista’nın kolluk güçlerince pek çok defa gözaltına alındı ve işkence gördü. Devrim’in başarıya ulaştığı 1959 yılının birinci gününde o zindanda ölüm sırasını beklemekteydi.

Küba Devlet Güvenlik Bürosu’nun kurucularındandır. Büro’da değişik görev ve sorumluluklar üstlendi. 1976’da Büro’nun başına getirildi. 1979’da da kendisine, Tuğgeneral rütbesi verildi. Sandinista Halk Devrimi’nin 1980’deki zaferinden sonra Nikaragua’da görev yapmakta olan, Küba İçişleri Bakanlığı Özel Heyeti’nin başkanlığı görevini üstlendi ve burada, ABD’nin desteklemekte olduğu “Devrim karşıtı terör”le mücadeleyi örgütledi. 1988 yılında, Küba güvenlik ve istihbarat birimlerinin başkomutanlığı görevine atandı. 1996’da emekli oldu.

Havana Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur ve kısa bir süre de mezun olduğu, Beşeri İlişkiler Bölümü’nde derslere girmiştir. Küba Füze Krizi’nin (Ekim 1962) ortaya çıkması, gelişmesi, sonuçları ve bu Kriz’den alınan derslerin tartışılması, incelenmesi için kurulmuş olan, Sovyet-Küba-ABD üçlü konferanslarında Küba’yı temsilen görev almıştır. Bunun dışında ABD’nin, Merkezi Haberalma Örgütü (CIA) tarafından desteklenen yıkıcı, terörist faaliyetlerin araştırılması için düzenlenen pek çok uluslararası seminere katılmış, kurulan komisyonlarda görev almış, özellikle de ABD Başkanı John F. Kennedy’nin bir suikast sonucu öldürülmesi olayıyla ilgili araştırma komisyonlarına önemli katkılarda bulunmuştur.

CIA OPERASYONLARININ UZMANI!

Başlıca kitapları arasında, Playa Girón: Büyük Komplo (1992), Küba: CIA’nın Örtülü Savaş Alanı (1993), CIA’nın Hedefi Fidel (1994) ve yazarın, “Örtülü Savaş Dizisi” olarak adlandırdığı bir grup kitap, Mongoose Operasyonu (2002), Liderlerin Tasviyesi (2003), Komplo 1963 (2004), Kalipso Harekâtı (2005), Fidel’den Kennedy’e Ondan da Chávez’e Bitmeyen Politik Cinayetler Tarihi (2006), Küba Projesi (2006) yer almaktadır. Bunlara ek olarak da, 1959’dan 2000’e Bir Suçlar Kronolojisi (2005), Zr/Rifle Harekâtı (2007) başlıklı kitaplarla, Fidel Castro’ya ve diğer dünya liderlerine CIA tarafından düzenlenen suikast girişimlerinin araştırılması ve belgelenmesini konu edinen pek çok çalışmaya imza atmıştır.

Sandinista Halk Devrimi üzerine yaptığı çalışmalarla da tanınan Escalante, 2009’da Devrim’in 30. yıldönümü anısına, ABD’nin 1980’ler boyunca Nikaragua’ya karşı yürütmüş olduğu kirli savaşı gözler önüne seren dosyaları bir araya getirdiği, Sandinist Nikaragua adlı çalışmasını yayımladı. Yazar aynı yıl, Küba halkının ABD’nin saldırgan ve doğrudan Küba Devrimi’ni hedef alan politikalarına karşı bağımsızlığını ve ulusal birliğini korumak için yürütmekte olduğu mücadeleyi anlatan, “İmha Harekâtı: Küba’ya Karşı 50 Yıllık Bitmeyen Garez” adlı kitabını yayımlamıştır. Fabián Escalante, ABD’nin Küba’da ve diğer Amerika Kıtası ülkelerinde yürütmeyi sürdürdüğü yıkıcı ve ülkelerin ulusal istikrar politikalarını hedef alan faaliyetleri gözler önüne seren yazılar yazmaya, konuyla ilgili konferans ve seminerlere katılarak birikimlerini paylaşmaya devam etmektedir.

Son Yazılar

Cloudy

14°C

Istanbul