Türkiye 1980’lerden sonra kültür emperyalizminin saldırısına uğradı. Planlı, programlı bir uygulamaydı bu.

Yozlaştırma savaşımın yaygınlaşıp, etkili bir konuma gelmesi, uzun süreli, büyük bir çaba ve sabır gerektiriyordu. Çünkü yıllar sonrası için düşünülen bir tasarımdı bu.

Hedef ulusal değerlerimiz, ulusal kültürümüzdü.

Bu tasarıma göre gerçekler tersyüz edilecek, tarih yeniden yazılacaktı. İnsanların atalarına, geçmişine, doğrulara güveni kalmayacaktı. Ulusların direnme, karşı koyma gücü zayıflatılacak, onların yerine yozlaşmış, kişiliksiz, kozmopolitik kültür, şeriatçılık ideolojisi dayatılacaktı.

T.C. Kürtlere, Ermenilere zulmeden, katliam yapan bir devlet olarak tanıtılacaktı. Kurtuluş Savaşı ve onun yüce önderi Atatürk yavaş yavaş, azar azar ders kitaplarından, okullardan uzaklaştırılacak, sonra da tümüyle kaldırılacaktı.


Bu bir yozlaştırma, çürütme, değerden düşürme operasyonuydu. Tarihimize, geçmişimize, kutsal varlıklarımıza yönelen bir saldırıydı. Ulusal bilinci ortadan kaldırmayı amaçlıyordu. Ulus devlet karşısında küreselleşme, dünya vatandaşlığı ön plana çıkarılıyordu.

Ulusal direniş, vatan savunması düşüncesi yozlaştırılınca emperyalist programlar kolaylıkla yaşama geçirilecek, ülkeler topsuz tüfeksiz teslim alınacaktı.

Atatürk’ün ölümünden sonra başlatılan bu süreç, yirminci yüzyılın sonlarına doğru iyice hızlandırıldı.

Emperyalist kapı, 12 Eylül darbesi ile açıldı. “Our Boys”lar değişimi başarmıştı.

Kültürel yozlaştırmanın başlangıcında Evren’ler, Özal’lar vardı.

Bu dönemde, Tevfik Fikret’in deyişi ile “kanun diye, kanun diye, kanun tepelendi… “Atatürk diye, Atatürk diye, Atatürk’ün canına okundu…”

Tarih ve dil kurumlarını kaldırdılar. Öğretim birliği (Tevhid-i Tedrisat) yasasını işlemez duruma getirdiler. Laiklik ilkesini çiğneyip, Din derslerini “zorunlu” yaparak, bugünkü hükümetin iktidara geçmesine ve Fethullah Gülen’in serpilip gelişmesine ortam hazırladılar.

AKP dönemimde yaratılan “korku imparatorluğu”nun temelleri daha o yıllarda atıldı.

Aramalarda el konulan kitaplar, silahlarla yan yana sergilenerek, kitapların silahlar kadar tehlikeli bir suç unsuru olduğu düşüncesi bilinçlere yerleştirilmek, yığınlarda “okuma korkusu” yaratılmak istendi. Böylece sağlıklı düşünmenin yollarını tıkadılar. Analar, babalar, öğretmenler “çocuklarının başı derde girmesin” diye kitap alımını yasakladılar. Öğrencilerin, gençlerin ilgilerinin kafelere, barlara, eğlence yerlerine, TV’lere yönelmesine göz yumdular.

Çünkü 17 yaşındaki çocukların yaşlarının büyütülerek idam edilmeleri henüz belleklerden silinmemişti daha.

Bu engellemelerin yanında ABD dostu, yozlaştırma uzmanı Özal ise kitleleri politikadan uzaklaştırmak için elinden geleni yaptı.

“Benim memurum işini bilir” , “Anayasayı bir kere delmekle bir şey olmaz” gibi ipe sapa gelmez sözlerle yasadışı davranışları destekledi. Daha önemlisi Kürtlere verdiği ödünlerle, “Kürt Açılımı”nı o günlerde başlattı.

Sonraları “yağmurdan kaçalım” derken “doluya” yakalandık. Gelip, AKP iktidarına teslim olduk.

AKP, 2002’den sonra ABD ve AB ile birlikte ılımlı İslamı kurabilmek için, tam bağımsızlıkçı Kemalist düşünceye karşı ümmetçi ideolojiyi yaygınlaştırmaya çalıştı. Cumhuriyet hukukunun yerini şeriat hukuku aldı.

Çanakkale Zaferi bir takım doğaüstü güçlerle açıklanmaya çalışıldı. Atatürk’ün bu savaştaki yeri ve önemi görmezden gelindi.

Şimdi bu ulusal bilinci köreltme, yozlaştırma işi ABD’li ve Siyonist uzmanlar eliyle, bilimsel yöntemlerle yapılmaktadır. Bu alanda daha iyi sonuçlar alabilmek için psikologlar, sosyologlar, tarihçiler kullanılmaktadır.

Artık emperyalizm Irak’ta olduğu gibi Türkiye’de de güç kullanarak, Coni’leri harcamak, bütçeyi boşaltmak istemiyor. Yaşadığı deneyimlerden sonra daha akıllıca hareket ediyor. Kaleyi içten fethetmeyi planlıyor.

Etnik grupları, mezhepleri birbirine kırdırarak, kardeş kavgası ile ülkeyi zayıflatmak amacını gerçekleştirmeye çalışıyor. Kendi yoz kültürünü binlerce yıllık ulusal kültüre egemen kılmak için savaşım veriyor.. Böylece işi çok kolaylaşacak.

Asıl hedefinde ise ulus devlet var. Vatan savunması var. İnsanları küreselleşme adı altında “vatansızlaştırmak” var. Çünkü yurtsever insanlar her çeşit emperyalizmim en azılı düşmanlarıdırlar. Ulusal direnmeyi, karşı koymayı engellemenin, yok etmenin en kestirme yolu vatan sevgisini ortadan kaldırmaktır. İşte bunun için hapishaneler tıka basa doldurulmaktadır. İşte bunun için yurtseverler aylarca, yıllarca dört duvar arasında alıkonulmaktadır. Amaç, halka gözdağı vermek, korkutmak, sindirmek; haksızlıklara, iç ve dış sömürüye direnme gücünü, bilincini kırmaktır.

İşte politikacılar, yazarlar, çizerler, TV’ler, gazeteler, sivil toplum örgütleri bunun için satın alınmakta, bunun için yeni mandacı aydınlarla ilişkiye girilmektedir. Onların görevi “Hepimiz Hrant’ız, hepimiz Ermeniyiz” çığlıkları atarak ve “Ermenilerden özür diliyorum”, “Kürt açılımı” gibi konuları Türkiye gündeminin başına taşıyarak, asıl sorunları unutturmak, göz ardı etmektir.

“Vatansızlık” düşüncesi tüm topluma egemen kılınmak istenmektedir. Tosuncuklar, “bir kadın memesine” vatanı satmaya hazırdırlar. Uzatmalı liboşlar kolları sıvamış, tüm güçleriyle ABD’ye bağımlı, küresel bir ülke yaratmanın peşine düşmüşlerdir. Bazıları da hiç utanmadan, sıkılmadan “Türk ulusu Ermenileri katletti” diye ülkemizi tüm dünyaya şikâyet etmektedirler.

Çıkarcılık, köşe kapmaca, ödüllendirilme onlarda vatan savunmasından, yurtseverlikten önce gelmektedir.

Daha çok para kazanma, cep doldurma uğruna TV’ler, gazeteler, bazı sanatçılar bugün kültür emperyalizminin gönüllü fedaileri konumuna düşmüşlerdir. Sömürgeci düşünceyi, köleliği bağımsızlık düşüncesinin önüne koyarak, geçmişine, geleceğine en büyük kötülüğü yapmaktadırlar.

Günümüzde, ulusal kurtuluş ideolojisi ve” tam bağımsızlık” düşüncesi yerine liberal, mandacı görüş egemen kılınmaya çalışılmaktadır. Demokrasi, insan hakları, ülkelerin bütünleşmesi perdesi arkasında uluslararası diktatörlük, Küreselleşme savunulur duruma gelmiştir. Ayrıca liberal solcular tarafından, Ümmetçi ideolojinin ön plana çıkarılmak istenmesi de işin cabasıdır.

Günümüzde değiştirilemeyecek, yalın gerçek şudur: Dünya ABD emperyalizminin saldırısına uğramıştır. Bugünkü ortamda sosyalistlere, devrimcilere, aydınlara düşen en büyük görev bu saldırıya karşı koymaktır. Ezilen uluslar Chavez’lerle, Morales’lerle ve tüm Ortadoğu, Asya ile birlikte aynı safta yer aldıkları gün emperyalizmden kurtuluş başlayacaktır.

Artık devletler bağımsızlık, uluslar kurtuluş, halklar devrim istemektedir. Bu yürüyüşü durdurmaya ABD’nin de AB’nin de yerli Uşaklarının da gücü yetmeyecektir.

Ali Eralp Cumhuriyet

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

http://genclikcephesi.blogspot.com/

Son Yazılar