cevat kulaksiz

“İtibar”mı dediniz!

Saray’daki daha “itibarlı” olsun diye, ülkemiz ekonomik sıkıntılara sokularak, saray üstüne saray yapılıyor.

Hem de o kadar müsriflik karşısında “itibardan tasarruf olmaz” deniliyor. Gırtlağına kadar borçlanmış, her malı dışarıdan almak zorunda olan, üretim yapmayan bir devletin itibarı olamaz.

İtibarımız artıyor mu, geriliyor mu, onu vatandaş olarak gözlemleyelim. “İtibar” için ekonominin gittikçe bozulmakta olduğu, çarşı pazar fiyatlarına bakarak acı bir şekilde öğreniyoruz. Prof. Dr. Ali Ercan’ın bir konferansından öğrenmiştim,  ülkemizde 2008 de fert başına düşen gelir 10200 dolar iken, şimdilerde fert başına düşen gelir 8000 dolara düşmüş. Demek ki fert başına düşen gelir 2000 dolar gerileyerek fakirleşmişiz. Bunu giden yılki fiyatlarla şimdiki fiyatları kıyaslayınız, rahatlıkla bunun doğruluğunu fakirleştiğimizi göreceksiniz.

Peki, ekonomi açık bir şekilde gerilerken, ülke borç batağına saplanırken halk fakirleşirken, oraya buraya lüks saray yapmanın ne gereği olduğunu siz düşününüz, 1150 odalı sarayın ne gereği vardı. Çankaya’daki Atatürk köşkünü hepimiz biliriz, geniş bir bahçenin içinde, bahçe değil geniş bir orman gibi koruluğun içinde,  Başkent Ankara’ya hâkim en güzel bir yerde bulunan, Atatürk Köşkü’nün ayrıca Kurtuluş Savaşı orada planlanmış, zafer kazanmış manevi değeri varken, milletin kesesinden “itibar” diyerek saray yaptırmanın ne gereği vardı.

Atatürk döneminde Türkiye itibarı...      

İtibar konusuna değinirken bir örnek vermek istiyorum. Emekli TRT Yapımcısı Nazmi Kal’ın “Atatürk’ün Diktiği Ağaçlar” adlı kitabını okuyordum. Orada itibar konusunda hiç duymadığım ilginç bir örneğe rastladım. Nazmi Kal kitabında şöyle anlatıyor:

“-Çankaya’da bir komşum vardı, Mühendis Ata Ambarcıoğlu. Almanya’da Hitler döneminde 1934-1940 yıllarında Almanya’da mühendislik tahsili sırasında yaşadığı bir olayı şöyle anlatmıştı:

“-Almanya’da öğrenci idim. Zaman zaman kahvelerde oturur, sohbet eder, oyun oynardık. Sık sık kahvelere Nazi polisler gelir yabancı işçi, öğrenci, kaçak insan araştırması yaparlardı. Kahveye girer girmez de “pasaportlar” diye sertçe seslenirlerdi.

Herkes cebinden pasaportları çıkarır gösterirdi. Yugoslav, Yunanlı, İtalyan, İspanyol gibi ilke insanlarının pasaportlarını polis dikkatle, uzun uzun, sayfa sayfa incelerdi.

Bize yani Türklere sıra gelince pasaportu uzattığımızda, ilk sayfayı açtıklarında Türk bayrağını görünce derhal pasaportu kapatır, selam veriri ve pasaportlarımızı iade ederlerdi. Atatürk döneminde Avrupa’da böyle bir saygınlığımız vardı”.

Günümüzde kırmızı pasaportlu diplomat ve parlamenterlerin üstlerinin arandığını hatırlamak bile istemiyorum”. İtibar da ekonomi ve üretimle ne kadar bağlantılı olduğunu dünyada yaşayarak öğreniyoruz.[1]

80 yıl sonra itibarımız...

Yukarıdaki Nazi polisinin Türk vatandaşını ve pasaportunu kontrol etmeyip selam verişinden 80 küsur yıl sonraya 2017 yılına AKP dönemine gelelim. Aynı ülke Almanya’nın Türk Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun Almanya’ya gelmesini engellediğini görüyoruz. Ona komşu Hollanda ise, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya'nın Türk konsolosluğuna girişine izin verilmediği gibi, polis eşliğinde Bayan Bakanımız Hollanda’dan Almanya’ya zorla götürüldüğünü, zorla sınır dışına çıkarıldığına tanık olmuştuk. Bu Cumhuriyet tarihinde hiç görülmemiştir, gördünüz mü itibarı!

“Almanya’nın Türk bakanlara getirdiği yasağın ardından Hollanda, dün akşam Rotterdam’da Türk vatandaşlarıyla bir araya gelerek konuşma yapmayı planlayan Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun uçuş iznini iptal etti. Hollanda Başbakanı Rutte, gerekçe olarak “kamu düzeni” ve “güvenliği” gösterdi. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya'nın Türk konsolosluğuna girişine izin verilmedi. Diplomatik skandal saatler sürdü. Bakan Kaya sabaha karşı 03.00'ten sonra polis eskortuyla bölgeden ayrıldı. Böyle itibar olur mu? [2]

İtibar farkını gördünüz mü?            

 Bir ülkenin itibarı her alandaki üretim, bilim ve teknolojisi artması ile büyük olur. Örneğin söz konusu ettiğimiz Hollanda, yaklaşık 42 bin kilometre kare ile Konya şehri büyüklüğünde.

Avrupa’nın en küçük ve en yoğun nüfusuna sahip olan Hollanda’nın tarım alanları Türkiye yüzölçümünün yedide biri kadar ama 2014’te gerçekleştirdiği tarımsal ihracat 80.7 milyar Euro (90 milyar Dolar) seviyesinde. [3]

Koskoca tarım ülkesi olan Türkiye buğday ithalatından başka, soğandan samana, canlı hayvandan, ete kadar ithal etmeye başladı. İtibar bunun neresinde?

Bir de Türkiye’ye bakın, yatırıma yönlendirilmesi gereken ulusal gelirimizle, oraya buraya lüks saraylar, camiler yapıyoruz. Bilimi, sanatı, tarımı, ekonomisi geri olan ülkenin dünya karşısında itibarı yoktur. Hollanda oraya buraya lüks kilise, saray yaparak mı, okullarını imam hatip gibi din okuluna çevirerek mi o ihracata, teknolojiye, zenginliğe ulaştı. Bilimi, laikliği bırakıp dine sarılan ülkenin sonu hüsrandır. Ama ne yazık ki iktidarın profları bile “cahillerin ferasetinden” medet umar duruma düşmüştür.

Her şey gözümüzün önünde, dünyadaki 50 den fazla Müslüman ülkeler var, söyler misiniz, hangisinin ekonomisi, demokrasisi çağdaş. İçlerinde bir tek Türkiye vardı, iyi kötü demokrasi ile yönetilen ülke. Son yapılan ve ülkeyi tek adamlığa götüren, “uçacağız, kaçacağız” diyerek halkı kandırarak referandumla da o yarım yamalak demokrasi de gitti. Böylece, ekonomisi, yönetimi çağdaş evrensel olmayan, demokrasiden uzak ülke kalkınamaz, aydınlanamaz ve dünyada itibarı da olamaz. İşte şimdilerde Batı ile bu süreci yaşıyoruz.

Son zamanlarda başka AKP iktidarı olmak üzere, hemen bütün partiler, çeşitli sorunlarda Avrupa’nın yanlı görüş, tutum ve davranışları karşısında Avrupa’yı “ikiyüzlü, Haçlı zihniyetinde olduklarını” ileri sürmekteler. Söyler misiniz, bizim, gerek adaletimizin yapılanması, yönetim biçimimizin tek adamlığa evirilmesi Avrupa’nın hangi ülkesinde var. Avrupa’nın hangi ülkesinde Türkiye’deki AKP yönetimi kadar dinci yapılanma var, hangi ülkede laiklikten sapma var, hangi Avrupa ülkesinde böylesine çifte çifte saraylı israf var, hiçbir ülkesinde böyle bir bozuk, geri, israflı yönetim uygulaması yoktur. Avrupa’nın hiçbir ülkesinde olmayan, demokrasi literatüründe görülmeyen bir ucube “Türk Tipi Başkanlık” sistemi ile her alanda gerileme içindeyiz.

Avrupa’nın hiçbir ülkesinde 3-5-6-8 yaşlarındaki çocuklara dinsel eğitim öğretimi şartlandırılamaz; ülkemizde dalga dalga yayılan 3-6 yaş çocukları için ayrı Kuran kursları binaları yapılıyor, açılıyor. Bu küçücük çocuklara dinsel baskı çocuk hakları sözleşmesine de uymaz. Sonra dünyada dinle kalkınmış, çağdaşlaşmış tek bir ülke yok, görüyoruz 57-57 Müslüman devletlerin perişan hallerini. O zaman başımızdaki gerici AKP-RTE iktidarı, bu dinsel baskılı uygulamaları ile yanlışlıklar içinde, ülkeyi geriye götürme aymazlığı içinde bulunmakta.

Bırakınız Türkiye’nin demokratik değerlerden sapmasını, aynı yanlış yönetim anormallikleri Avrupa’nın herhangi bir ülkesinde de olsa, demokratik Batı, o ülkeye de aynı tavrı koyar. O zaman kısaca Türkiye, tek adam yönetiminden çağdaş bir anayasa getirerek demokratik devlet yönetimine yönelmelidir. Çağdaş Avrupa laik devlet yönetimi, gerçek demokrasi ile şimdiki refaha ulaşmıştır, o nedenle laiklikten asla ödün vermez, dinci yapılanmaya meydan vermez. Bir de kendimize bakalım.

Yürütmedeki bu çarpıklık bir yana, Cumhuriyet tarihinin en müsrif, saçıp savuran bir yönetimi ile karşı karşıyayız. Bu israfı eleştirenlere, tasarruf önerenlere karşı “itibarda tasarruf olmaz”  diyerek akıl dışı “ucube” yanıtlar verilmekte. Bunu söylerken borcumuza, bütçemize bakalım. Gırtlağına kadar borca batmış bir ülkenin itibarı olmaz.

Cumhuriyet’in bütün ulusal varlıklarını satıp savan, tarımını, yatırımını, sanayisini ihmal eden bir yönetim 1150 odalı dünyanın en büyük sarayını yapıyor. Yetmedi, Marmaris’e Otluk Koyu’na 300 odalı yazlık saray yapıyor, (2019 da bitecekmiş). Yetmedi, Bitlis’in Ahlat ilçesinde Van Gölü kıyısına Cumhurbaşkanlığı Köşkü yapılıyor. (Yazımı sonlandırırken Anayasa Mahkemesinin (AYM) Van Gölü kıyısına saray yapmayı durdurduğunu öğreniyoruz)  Bu dev inşaatlarla büyüyen Beştepe’deki “Külliye”, Okluk Koyu’na yapılan yazlık saray ile Ahlat Köşkü, Cumhurbaşkanlığı’nın yatırım harcamalarında dev artışlara neden oldu.  Çankaya Köşkünden başlayıp tüm bu saraylardaki aydınlatma, ısınma vb giderleri bile bütçeye milyonlara varan harcama gerektirir. Bu lükse, bu israfa hiçbir bütçe dayanamaz. “Ak Saray’daki israf ve harcama padişah saraylarını bile kat kat geçmekte.

İsraf ve itibar derken, TC Cumhurbaşkanlığına Kadar tarafından hediye edilen 500 milyon dolarlık uçakla birlikte, Cumhurbaşkanlığının 13 uçağı olduğunu gazeteler yazmakta.  Dünyada hiçbir cumhurbaşkanının böylesine fazla sayıda uçağı yoktur. Artık araba sayısını bilmiyoruz. İsrafla itibar elde edilir mi? Halk arasında müsrif olan gelin için, gelin halına göre salın” derler, yani “yorganına göre ayağını uzat” demektir.[4]

“Erdoğan’ın geçen yıl 20 ülkeye 22 ziyaret düzenlediği, ‘Ak Saray’da da 265 programa katıldığı bilgisi verilen açıklamada, şu istatistikler paylaşıldı: “Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde, yine 2016 yılında, toplantı ve tören vesilesi ile 9.106 vatandaşımız, 7468 muhtar, 52’si hükümet ve devlet başkanı olmak üzere 1.321 yabancı konuk, yurt içi resmî kabuller çerçevesinde ise 21.273 kişi ağırlanmıştır.”  Yüzlerce binlerce muhtarı saraya toplayıp üç beş gün masrafla ağırlayıp ülkenin hangi ekonomik sorunu konuşuldu da halledildi. Bu toplantılar ağırlamalar, siyasi propagandadan başka bir şey değildir. [5]

Cumhurbaşkanının sık sık yurt dışı gezilerine çıktığını hepimiz biliyoruz. Abdülaziz dışında hiçbir padişah yurt dışı gezilerine çıkmamış, daha sonra Atatürk de hiç yurt dışına Cumhurbaşkanı olarak gitmemiş; en az geziye çıkan Cumhurbaşkanı Ahmet Nejdet Sezer;(Sezer, 7 yılda 49 ülkeyi ziyaret ederek, en az dolaşan Cumhurbaşkanlarından biri oldu)

Avrupa’nın armadası en büyük ekonomisine sahip Almanya Başbakanı bir apartman dairesinde oturmaktadır. Her şeyi ithalata dayalı bir ülke için bu saraylar, köşkler ülke için israf değil mi?  Böyle müsrif tavırlı insanlar için şöyle bir halk deyişi vardır, “kel başa şimşir tarak”  diye.  Artık borcu borçla kapatan bir ülke olduk. Vatandaşımız da öyle oldu, cebinde üç beş kredi kartı var, birinden alıp ötekine yatırarak geçiştiriyor birçok vatandaş.  Osmanlı da böyleydi, borçlanır, borç para alır saraylar yaparmış.  

“Türkiye'nin dış borç stoku, 31 Mart 2019 itibariyle son üç yılda 40 milyar dolar artarak 453.4 milyar dolara, net dış borç stoku ise 277.3 milyar dolara yükseldi”. [6]

Kısaca ülke düze çıkmak istiyorsa, yönetimini daha demokratik hale getirmeli, adalet mekanizmasını daha tarafsız hele getirmeli, israftan kaçınmalı, aşırı dinciliği bırakıp bilim, teknolojiye sanata daha çok değer vermelidir. O zaman refah da artar, itibar da artar. Bunun dışındaki yanlış uygulama ülkeyi daha çok geriye götürür, itibarı da kalmaz.

Cevat KULAKSIZ – 25 Temmuz 2019

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Dipnotlar :

[1] Atatürk’ün Diktiği Ağaçlar, Nazmi Kal 2016 sf 385-386

[2] http://www.hurriyet.com.tr/dunya/son-dakika-hollandada-skandal-bakan-kayayi-konsolosluga-sokmadilar-40392174

[3] https://businessht.bloomberght.com/piyasalar/haber/1072193-tarimda-hollanda-mucizesi                        

[4] https://www.mynet.com/devletin-ve-cumhurbaskanligi-nin-kac-ucagi-var-erdogan-a-hediye-edilen-ucakla-birlikte-son-envanter-rakamini-portakal-acikladi-110104400194                         

[5] http://www.diken.com.tr/ak-saraydan-bildik-butce-savunmasi-itibarda-tasarruf-olmaz/

[6] http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/ekonomi/1461229/Turkiye_nin_dis_borcu_453_milyar_dolara_yukseldi.html

Yazarlar

Error: No articles to display