cevat kulaksiz

MİT mi Abdülhamit  Hafiyeciliği mi?

Tüm istihbarat tek adama bağlanırsa Abdülhamit hafiyeciliğine döner.

“Haber alma” anlamına gelen istihbarat kelimesi, bazı kişilerin çok hoşuna giden gizemli bir sözcüktür, işin garibi halk da bunu çok merak eder.

 Şimdilerde yürürlüğe giren  tek adam anayasa düzeni, daha önceki AKP-RTE yönetiminde ülkemiz zaten 16 yıldır tek adamla yönetiliyordu.

Askeri istihbarat da dahil sivil askeri tüm istihbarat üniteleri tek adam olan Cumhurbaşkanlığına bağlandı. Daha bu anayas daha yürürlüğe girmeden,  MİT le birlikte askeri istihbarat da tek adama bağlanmıştı. Böylece tüm istihbarat birimlerini de kendine bağlayan RTE, alabldiğine, muhalif kişi ve grupların her türlü faaliyetlerini, Kemal Kılıçtaroğlu’nun dediği gibi, muhalif partilerin “başkanlarının  telefonlarını bile dinletmeye” başladığını öğreniyoruz.

Bir ülkenin MİT gibi istihbarat birimleri, anayasal düzene, devlete yıkıcı çalışmalar yapan kişi ve grupların düşmanca tavır ve eylemlerini izlemek, gözlemek ve tedbir alınmasını sağlamak için kullanılır, yasal görevi de budur.

Basına-medyaya yansıyan söylemlerden öğrendiğimize göre, MİT’in, iktidarca muhalif görülen yasal parti ve siyasi kişilerin telefonlarını mahkeme kararı olmadan dinletildiğini, mitinglerini bir hafiye gibi izletildiğini duyunca “faşist bir devlette mi yaşıyoruz” diye endiye kapılıyoruz.

Bu özel hayatı gizlice yasal olmayan biçimde izleme deyince, hemen aklımıza II. Abdülhamid’in hafiyelik teşkilatı geldiverdi. Öyle ya, şu anda tüm istihbari bilgilerin, tek adam gibi yönetilen ülkemizde, bir parti başkanı durumunda olan Cumhurbaşkanı adına toplanması pek de isabetli olmasa gerek. Parti başkanı ve Cumhurbaşkanı olan zatın bu gizli izleme durumu, üstelik tüm partilerin seçim arifesinde kıyasıya mücadele ettiği bu günlerde demokrasi ve hakkaniyetle ne derece bağdaşır.

Bu duruma göre AKP nin, Devletin başı-tek adam ve “Başkomutanı” olan RTE, “muhaliflerin “nefes alışlarını bile izliyor olmalı.

namik kemal zindani magosa

Padişahlığı zamanında Osmanlının en çok toprak kaybeden II. Abdulmait de, MİT gibi öylesine bir hafiye teşkilatı kurmuştu ki, zamanın aydınlarına kan kusturuyor, muhalif görülen Namık Kemal, Mithat Paşa, Şinasi gibi nice aydınları hafiyeleriyle izletip Fizan gibi Osmanlının en uzak diyarlarına sürgün ediyordu. Sürgüne Taif’te gönderilen Mithat Paşa gibi seçkin aydınları zindanda gizlice katlettiriyordu.

İstanbul’da toplam 23 hafiye merkezine bağlı binlerce hafiye adeta “kuş uçsa” padişaha ihbar ederlerdi. Buna karşı binlerce işsiz güçsüz, it, kopuk kişiler örtülü ödenek gibi Saray’dan gizli para alırlardı. Abdülhamit Han’ı tahttan indirildiğinde nereden geldiği belli olmayan bir emir ile 330 sandık jurnal evrakı yakılmış, ancak 500 u kurtarılabilmişti. Abdülhamit. 33 yılık iktidarının 30 yılını Yıldız sarayında hafiyeleri dinlemekle geçiren zavallı bir adamdı.

 Dönemindeki 31 Mart vakası adlı siyasi hareketi yaratan odur. Yaşamı boyunca batıya pencerelerini kapatan bir adamdı. Yaptıklarını sıralarken “elektriğin şeytan icadı” olduğuna inanarak kullanımını yasaklayan, gemilerin denizlere açılmasını yasaklayıp tersanelerde çürümesine sebep olan bir hasta ruhlu bir padişahtı. [1]

(Daha ayrıntılara girersek yazımız uzar, geçelim).

MİT’İN Muhalefeti İzlemesi Yasal mı?  

Saygı Öztürk’ün, MİT eski Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş ile yaptığı görüşmeden yazdığına göre, Cumhurbaşkanı RTE, istihbaratın kendisine ulaştırdığı bilgye göre,  CHP nin Cumhurbaşkanı Adayı Muharrem İnce’nin, Diyarbakır’da gerçekleştirdiği mitinge  HDP lilerin katıldığını belirtmişti.

MİT’in bu izleme olayını öğrenen Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce de şöyle diyerek tepki gösteriyordu:  “Cumhurbaşkanı adayı olan birinin mitingi MİT tarafından neden izlenir? Bu devletin istihbaratı ne zamandan beri miting alanlarını kontrol ediyor”.

İşte son referandumda katakülleli belge ve uygulama ile halka “evet” detirdilen son anayasa değişikliğinde, seçilecek Cumhurbaşkanına padişah gibi “tek adam” yetkisi verilmekte. Düşününüz, hem parti başkanı hem de güya tarafsız olması gereken ve kendisine devletim tüm askeri, sivil istihbaratı bağlanmış bir Başkan-Cumhurbaşkanı, muhaliflerin deyim yerindeyse, Hamido’nun dediği gibi, “kalp atışlarını bile izler”, asla tarafsız olamaz. 

 Eski Mit’çi Ne Diyor?

MİT eski Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, MİT’in mitingleri izlemesi konusunda, Sözcü Gazetesinde Saygı Öztürk’e sorulan soru üzerine şu açıklamalarda bulunuyor:

“-MİT, görev alanıyla ilgili olarak yasadışı örgütlerle ilgili somut bir saaptaması varsa önleyici tedbir almak için toplantılarda bulunma ihtiyacı duyabilir. Mitinge hangi siyasi parti mensuplarının katıldığına ilişkin AKP Genel Başkanı’nın yaptığı açıklama, MİT’in göreviyle ilgili değildir. Mitingde HDP üyelerinin bulunup bulunmadığı da güvenlik, adlı birimleri de ilgilendirmez. Gitmişlerse oraya özgür iradeleriyle gitmişlerdir. HDP, yasal bir siyasi parti olduğu için de bunlar takip edilmez. Seçim atmosferi içinde, AKP adayının böyle açıklamalar yapması demokratik ilkeler bakımından hoş olmayan bir durumdur”. [2]

Eğer, Cumhurbaşkanı ve aynı zamanda parti başkanı, kendisine bağlı olan istihbarat organları eliyle, muhalif görülen siyasi kişiler ve muhalefet partilerin yasal eylemlerini gizlice izliyorsa, düşünün bunun Abdulhamit hafişyecliğinden ne farkı var. Yasal bir parti, nasıl olur da düşman güruh gibi gizlice gizlenir ve kayıt altına alınır. Zaten geçmiş yıllarda dinleme, gözleme, izleme ile Ergenekon vb davalarda yasa dışı olayların en alasını ülkemiz görmüştü.

İsterseniz kumpaslara kısaca örnek vererek devam edelim.

Orduya Muhalefete Kumpas Kuran İktidar...

Bu 16 yıllık iktidar zamanında, hatırlayınız, binlerce değil, on binlerce insanların telefon konuşmaları dinlenirken, kameralarla adım adım yandaş olmayanlar takip edilmiş, “suç işlese de yakalasak, bir ahlaksızlık yapsa da teşhir etsek” arayışı-izleyişi ahlaksızlığı ile çok kişinin özel gizli hayatları izlenip tespit edilmiş, üstelik bu ahlaksız olay kamuoyuna bir başarı imiş gibi yandaş medyada yayınlanmıştı. Yani 16 yıllık siyasi iktidarın süreci, hileli, kumpaslı, muhalifi dışlama, ezme, hapse atma vb yöntemlerle geçmiştir. Çağdaş bir devlet, istihbaratını da kullanarak, yandaş basını ile ordusuna, vatandaşlarına kumpas kurar mı? Ergenekon olaylarında bunları gördük yaşadık.

Muhalefete MİT’yle, Feto’yla kumpas kurma olayına bir örnek verelim. Deniz Baykal’a ve MHP li milletvekillerine kurulan kasetli kumpası hepimiz izledik, yaşadık, medyada izledik.

Başta Deniz Baykal, ile Bekir Aksoy, Recai Yıldırım, Metin Çobanoğlu, Mehmet Ekinci, İhsan Barutçu, Ahmet Deniz Bölükbaşı, Mehmet Taytak, Bülent Dinmez, Mustafa Cihan Paçacı, Ümit Şafak ve Osman Çakır’a ait olduğu iddia edilen özel hayata ilişkin ses ve görüntüleri internet ve yandaş gazetelerde yayınlanmıştı. Çağdaş dünyada çok çirkin ve ayıp karşılanan bu kasetleri, iktidar mensupları bir başarı, bir zafer edası içinde izlemişlerdi.

Savcılık iddianamelerine bu olaylar şöyle geçiyordu:

“Ankara Başsavcılığının Deniz Baykal ile eski MHP li yöneticilere ait görüntü ve ses kayıtlarının internet ortamında yayınlanmasına ilişkin hazırladığı iddianamede, Fetö’nün siyaseti tasarımlamak için emniyet istihbarat birimlerinde bulunan mensuplarının çalışmaları ile “kaset kumpasları” gerçekleştirildiği anlatıldı”.

Orduya kurulan Ergenekon kumpası, öteki hileli hurdalı adaletsizlikleri herkes bir korku filmi izler gibi izledi. Yüzlerce subay, sahte belgeler, yalancı şahitlerlerle başta Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ olmak üzere ordunun nice güzide subayları yıllarca hapis yatırıldı. Ne oldu, nice subaylar perişan oldu, kimi intihar etti, kimi mesleğinden oldu, şimdi suçlu yok. Kumpasçılar, masumları hapse atan yargıçlar, kumpasçı polisler, kumpasçı savcılar Fetocu çıktı, kimi kaçti, kimi hapiste yargılanıyor. Öylesine bir karmaşa yaratıldı ki ülkede, fincancı-züccaciyeci dükkanına fil girmiş gibi, böylesine tahripli, kumpaslı, yalan dolan ile ülke ümitsiz bir karmaşaya sürüklendi.

İçinizdeki kini muhafaza edin” diyerek içinde kin, intikam olan, “ben Ergenekonun savcısıyım” diyen  bir başkan muhaliflere karşı neler yapmaz ki?  

16 yıllık süreç içinde, çağdaş ülkelerin hiç birinde görülmeyecek olaylar yaratıldı; insanların özel hayatlarına girilerek kamuoyu önünde insanlar rezil rusvay edildi. Çağdaş bir devlet siyasi muhaliflerine böylesine bir kumpas kuruyordu. 16 Yıllık İktidar kumpaslar, rantçılar iktidarıdır.

TC nin 16 yıllık bu kötü parantez yönetiminde, sürekli imtihanları hileli, muhaliflere kumpaslı, yandaşları kayırma, liyakati dışlama, adalet ve devlet düzenini bozma, dış politikada aklın almayacağı yanlış kararlar vb gibi nice yanlışlıklar şeklinde yaşanmıştı. Umarız 25 Haziranda bu kötü parantez kapanmış ve yepyeni demokratik bir düzen kurulmuş olur.

Cevat KULAKSIZ – 17 Haziran 2018

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Dipnotlar :

[1]https://www.kitapyurdu.com/kitap/ii-abdulhamidin-hafiye-teskilati/365378.html

[2] Sözcü MİT Eski Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, Sözcü’ye konuştu Saygı Öztürk 14 Haziran 2018 sf 11

Yazarlar

Showers

7°C

Istanbul