cevat kulaksiz

“Geçinemiyoruz” Haziran Hareketi’nin İşsizliğe, Yoksulluğa, Pahalılığa Hayır Forumu (2)

“Geçinemiyoruz” Haziran Hareketi’nin 10 Çözüm Bildirisi...

KRİZDEN ÇIKIŞ İÇİN EMEĞİN ON ÇÖZÜMÜ:

1- Çıkış yolu üretim ekonomisinde aranacaktır.

2- Gelir ve servet dağılımı adaletsizliklerine son vereceğiz.

3- Dijital teknolojiyi de yakalayarak sanayileşeceğiz.

4- Türkiye tarımına kooperatifleşmeye ağırlık veren bir anlayışla sahip çıkacağız.

5- Toprağı suyu havasıyla ekolojik bir memleket hedefliyoruz.

6- İşsizlik “kader” değildir, istihdam her yurttaşın hakkıdır. 

7- Sendikalaşma ve grev yasakları dâhil emekçilerin önündeki tüm engelleri kaldıracağız.

8- Eğitim ve sağlık olmak üzere temel kamu hizmetleri bir haktır ve ücretsiz olacaktır.

9- Özelleştirmelere son verilecek, özelleştirilen kuruluşlar koşulların izin verildiği ölçüde kamuya kazandırılacaktır.

10- Çözüm, üretenlerin yönettiği bir ekonomidir.

Forumda yine ekonomi Akademisyenlerinden Serdar Bahçe de yaptığı konuşmada şunları söyledi:

gecinemiyoruz haziran hareketi5

“Ekonomide mucizeler yoktur”

“-Cumhurbaşkanı adaylarının Türkiye’deki kurumsal yapının tekrar tesis etmek gerektiğini, kurumların işler hale getirilmesi gerektiğinden sürekli dem vuruyorlar ama ben de bu anlamda gündemde neler oluyor diye bakayım dedim. Şöyle açıklamalar gelmiş, belki de buradan başlamak lazım, dün veya bu gün geldi TÜSİAD Başkanı Erol Bilecik şöyle bir şeyler demiş: “Ekonomide mucizeler yoktur, gerçekler vardır, hakikati istediğiniz gibi eğip biçemezsiniz”, tahminen bu faizler üzerindeki tartışmalar üzerine söylüyor”.

Dün Nobel ödüllü ekonomist Paul Krugman [1] “Türkiye serbest düşüşte 97-98 deki gibi”, demiş. Bu arada, iktisat ilmini ya da bilimini, artık bilimin bir astrolojiye dönüştüğünün yine Nobel’li galiba Nuriye Rubin “faiz artırımında geç kalındığını artık, “geçti Bor’un Pazar’ı hikâyesine gelmiş, başka önlemlerle zorunlu olduğunu” ima etmiş. Nitekim İngiliz yatırımcılar, Cumhurbaşkanı ile görüştükten sonra, “kaygılarımız yatışmadı daha kaygılı ayrıldık” demişler. Yani hayatında hepsinin bir ortada gerçeklik var, o gerçekliğin tarihi, temel bileşenlerini bir gerçeklik var, bu gün herkes bu gerçekliğe has bir rasyonalite var. Hükümeti ya da şu an, ülkeyi idare edenleri bu rasyonaliteye bu gerçekliğe uygun davranmaya çağırıyor. Bu gerçekliğin ne olduğunu aslında bütün ana hatlarıyla çoğu yerde söylendi, sürekli açık veren dünya ekonomisine kapitalist ekonomiye, bilmem ne tarzı sürekli olarak açıklar üzerinden borçlanmayı gerekli kılan bir ülkede yaşıyoruz. Bu ülkenin bir sürü yapısal sorunu var, yapısal buluyorum bu önemli. Çünkü buradan şuna geleceğim ben, derslerimde öğrencilere hep soruyorum, bu karamsar tabloyu, bu şom ağızlı olarak sürekli deşerken, yapı mı sorumlu, politika yapanlar mı sorumludur. Bana sorarsanız ikisi de sorumlu, toplumumuz bu halden ama bu anlamda önemli bir şey, ama ben birazdan konuşacağımız şeyler üzerinden bir şey. 2008-2009 krizi patladıktan sonra birileri 2008-2009 kuz krizinden önce, Cennet tabloları çizen Amerikan iktisatçılarından birine, “bu yiğit bit Marksist ekoldür, Marksist bir balonun patlayacağını yıllardır söylüyor, üstelik “biz demiştik” diye de, bırak onu şom ağızlılık yapıyorlar, karamsar tablo çiziyorlar, gibi hep sürekli kriz vurgusu yapıyor. Biz geldiğinde de mutlaka daha az seslerini duyurur hale geliyorlar, bunları nerden anlıyorum, iki gündür gazetelere bakıyorum, hep Korkut Hoca’nın beyanatlarını hem de Selin Hoca’nın beyanatlarını daha sık görür oldum. Bu aynı zamanda böyle bir momentle çatışıyor. Bu gerçekliğin kendine has bir rasyonalitesi var, fakat şöyle bir şeyle de başlayayım, biraz da şaşırtıcı olacak. Yani AKP yi günahlarından ve suçlarından azade kılmayacak ama bir nebze mağdur göstereceğim. Yani şöyle bir şey, bu yapı ve politika hikâyesine dönersek, altta bir yapı var, bu yapı aslında yeni bir şey değil, yani 16 yıl falan dendi biraz önce ama aslında 40 yıldır uygulanan bir politikalar bütünün sonucunda ortaya çıkan bir yapı.  Yani ben son faiz tartışmalarına baktığımda ya da bunu takip ettiğimde aslında çoğunlukla kızdığımız bizi yönetenlere biraz da acıdım hakikaten. Çok sıkışmış bir haldeler, çaresiz bir haldeler, çaresizlikleri her, çaresizlik acınası bir çaresizlik değil tabi, bazen hayırlı bir çaresizlik de olabilir. Şimdi bu yapıyı onlar yaratmadı, onlar devraldılar, onların sorumluluğu bu yapıya uygun politikaları daha büyük bir şehvetle, daha büyük ısrarla, daha büyük saldırganlıkla, daha büyük otoriterlikle uyguladıkları. Yoksa uyguladıkların ne Tansu Çiller’in programından bir farkı var, ne Kemal Derviş’in programından bir farkı var. Ya aslında 40 yıldır aynı hikâyeyi, aynı öyküyü sürekli ve sürekli yeniden yaşıyoruz. Bu öykünün kendisidir aslında bu müteakip defalar ortaya çıkan krizleri yaratan yapıyı yaratmıştır.

Şimdi doğal olarak bu anlamda bir kere bunu açıkça ortaya koymak lazım, bunu da şunun için söylüyorum, seçime gidiyoruz, muhalefete veya iktidara pay olanları izliyorum, hani hep şöyle bir şey ortaya çıkıyor. Yapıya müdahale etmeyen ve politikada da sadece makyaj müdahale eden bir çeşit muhalefet jargonu ortada dönüp duruyor. Yani şu bana çok saçma geliyor, açık açık söylemek gerekiyor. Merkez Bankasına otonomu bağımsızlığını tesis edeceğim. Bu tesisince doların düşmesini beklemek, yapıyı az buçuk gözler önüne serersek bunu aynısın olmayacağı, bunun gerçekleşmeyecek bir hayal olduğu çok çabuk kavrananılacaktır. Bu artık AKP nin uyguladığı programına uyguladığı muhalefet etmenin yolu bu değildir. Muhalefet etmenin yolu, işte biraz önce bu toplantıdan önce açıklanan on maddelik programdır. Kendi başına öyle bir muhalefet olamaz, bunun için de bunu baştan söyleyerek devam edersek belki daha hayırlı bir şey yapmış olacağız.

gecinemiyoruz haziran hareketi6

Yani çaresizlik olduğu açıktır, bunu açıkça söylemek lazım. Ama bu dediğim gibi sorumluluklarından yana günahlarından azade kılmıyor. Bu programı kendisinden öncekilerden daha büyük bir şevkle uyguladıklarını, onu affetmiştim. Onun döneminde gerçekleştirilen özelleştirmeler onu döneminde gerçekleştirilen reformlar ve reformları, ona reform dediği için reform diyorum; yani reform kavramının da bir şekilde içini boşaltılmış bir hale dönüştürdükleri için hani hayırlı kavramlar silsilesi içinde bulunmaktan çıkan bir kavram. Doğal olarak bu son bir haftadır yaşadığımız aslında yapı ila o yapıya uygun, ona esir olmuş ona uygun politikalar yürüten bir öznenin yeri geldiğinde şımarmak istediğinde aslında şımaramamasının ya da kısıtlara takılıp kalmasının, hocamın söylediği gibi hani ağlamak için çok geç. Hakikaten hani çok açık bir şekilde bu ortaya çıkıyor. Çaresizler, bunu tekrarlayım. Çaresizliklerinin tabi yapısal nedenleri var. Şimdi uygulanan ekonomik politikalar, bir kapitalist devletin, yani özelde Türkiye’deki kapitalist devletin elinde ekonomik yapıya, piyasalara müdahale edecek araçlarını zaten 40 yıldır budadı. Geriye çok da araç kalmadı, şimdi mesela 40 yıllık hikâyeye bakarsanız aslında üç tane araç kaldı ve sonunda söyleyeceğimizi başında söyleyelim. Aslında her üç araçta bu 40 yıllık programın ana teması budur, ee hem ücretlerin üzerine basma, hem ücretlilerin sendikal yapılarını yok etme, hem işçi sınıfının sahip olduğu mevzilerden geriye doğru bekle. Bütün bu aracın, daha aslında ortaklaştığı nokta budur, bu üç araç nominal (saymaca) faiz oranı, ücret artı kamu vergi harcama politikaları. Bunlarda da özgür değiller yani, Hayri Hoca söyledi, imkânsız üçleme hikâyesi, bir iktisatçı arkadaş diyor ki, artık imkânsız üçleme de değil imkânsız ikileme diyor. Yani üçten ikisini seçmiyor üçten birini seçiyor. Çünkü sürekli o noktada dönüp duruyoruz aslında. Bu çaresizlik için de yapabilecekleri çok bir şey de yok.

Onun için de tekrar tekrar dönüp de bu seçim altında, seçim sürecinde, muhalefetin buna karşı geliştirdiği söyleme baktığımızda aslında çok hayal kırıklığı da yaratıcı bir şey. Yani açık açık şunu da söylemek gerekiyor, Türkiye’de özerk kurumlar var, BDK var, EDK var. Birazdan şunu konuşacağım EDK, BDK, SPK aslında bu programın zabitleri durumunda geri durumda. Yani o rasyonaliteye uyarak o yapının oluşturduğu bütün o kaotik toplumsal olarak sıkıntı yaratan işçi sınıfını ezen bir dinamiklerin önüne geçmemiz mümkün değil.

Onun için başka hap yutturmak zorundayız, onun için bu programdan önce açıklanan on madde de çok ciddi bir kapı aralıyor, bir en azından bir direniş mevzisi sağlıyor. Pek bir araçları kalmadı bu üçü dışında. Ne demiştik özelleştirmeler, dış ticaret rejiminin son raddesine kadar netleştirmesi bütün sermaye kontrollerinin kaldırılması, tarımsal kitlerin tasfiye edilmesi, yani devletin şimdi müdahale edecek aracı da kalmadı. Onun için bazı anlamlarda çok da bir şey beklememek gerekiyor, bunu söylemek istiyorum.

Şimdi Nominal faiz haddi daha doğrusu özünde para politikasını hedefleyen bir Merkez Bankası, bu Merkez Bankasına biçilmiş bir bağımsızlık hissesi.

Şimdi ben kamuoyu yoklamalarına bakarak konuşuyorum.

İkinci olarak cumhurbaşkanı adaylarının konuşmalarından anlatıyorum. Merkez Bankası bağıntıları, “soldaki bir muhalefet olayının savunacağı bir şey değildir. Olmaması gerekir. Çünkü herkes biliyor ki bu üçlü daraltıcı para politikası aslında bir özünde hem emekçilerin aleyhinedir, hem bir emek kontrol rejimidir. Yani sürekli nominal (saymaca) faizi kur ekseni üzerinde oluşturulmuş sürekli sendikaların işçi örgütlerinin kulağına, “aman ha ücret artışı istemeyin zinhar, günahtır, yazıktır” demenin başka bir yolu aslında. Onun için mutlaka bu ikilemi bir aşmak gerekiyor. Tabi ki, ikincisi ücret bahsidir. Ücret bunun en temel kırk yıldır uygulanan standart bir şey, üstelik ben bunu şöyle bir referansla bunu açıklayayım, derslerimde okutuyorum, ama hocamızın çok kısa özünde üstün bu hikâyeyi ne zaman yazıldığını bilmiyorum. Bu yapısal ismini vererek söyleyeyim, günü hak eden bir makale derslerde de okuttuğum için, yapısal ve istikrar programlarını bir bilançosunu, aslında hocamız da orada açıkladı. Bu program kendi ayağına yani o gün o başta dizayn edenlerin topluma vaat ettiği, topluma zerk ettiği o hülyaları hayalleri de gerçekleştirme konusunda yetersiz ve yeteneksiz program bir sürü de, iç çelişkisi var, mesela ücretlilerin üzerine emeklerine basan bir program. Eninde sonunda toplumun büyük kesiminde emekçi kesiminin reel ücretlerinin düşürdüğü, onların çok büyük bir kesimini yaşamsal değerlerini gereklerini bile karşılayamayacak duruma getirdiği için hanelerin çok büyük bir kısmını borçlanma sarmalına gidiyor. Doğal olarak ortaya finansal ortamın kaosu olan bir tür kırılganlıkla çıkıyor. Onun için program kendi ayağını kendi altında kendi oyuyor.

Üçüncüsü. Vergilerle kamu ayağına gelirsek de, mesela Türkiye’de kurumlar vergisine, hem OICD ortalamasından daha düşük, hem de getirilen bir sürü istisna ve muafiyetle düşmüş duruma düşüyor. Yani aslında sermaye vergilendirilmiyor. Verginin çok büyük bir kısmını zaten maaşı eline ücreti eline geçtiğinde vergisinin kesilmiş olduğunu gören bir işçi sınıfı ile memurlar ödüyor.

Şimdi bu anlamda zaten ortadaki program, kırk yıldır bunu kuramsallaştıran bu program aslında bir taraftan da hem sermayeyi iptal ediyor, hem de kamu maliyesini kendi kendine de bozuyor. Doğal olarak artık içinden çıkılamaz bir şey geliyor. Yani ortada böyle bir şey, nominal faiz yüksek, ücretler düşükse, sermayeden vergiden düşük, emekçiden vergiden yüksek tutulmalıdır, mantığını taşıyan kırk yıllık programın özü bu. Şimdi, ortaya bir çözüm önerisi getireceksek, onun için ona dönendir, bir kere bu programın özü neyse, bu güne kadar kullanılan programın özü neyse onu yırtıp atacak başka bir şey olması gerekiyor.

gecinemiyoruz haziran hareketi7

Şimdi bunu söyledikten sonra kurumlara gelirsek yani, tekrar kurumsal otonomiye dönüp şey yapıyorum, yani hem Merkez Bankası, hem hazine, bu gün artık hazine kamu borçlanması yani rantiyelerini çıkarını koruyan kollayan bir kuruma dönüşmüştür. Kamunun borç ödemesine doğal olarak çıkarlarını hayatiyetini savunan o mevzi tutan bir kamu kurumuna dönüşmüştür. Merkez Bankası bu gün daraltıcı ara politikalarla emek reyine politikaların en az savunucusu konumdadır. PDK bugün uluslar arası enerji piyasasından gelen uluslararası sermayenin has sözcüsü konumundadır BDK hocam da yazılarında söylüyor, finans kapitalin has savunucusu durumundadır. Hem yönetişim ayağıyla hem koyduğu iletişim ayağıyla, onun için her bir muhalif gündem oluşturacaksak kurumların otonomisi özerlikleri dememeliyiz. Ya da bizim kaygımız olmamalıdır. Bizim kaygımız işte bu toplantının hemen öncesinde açıklanan on maddelik program belki genişletilebilir ama öyle. Yani politikayı değiştirmek, politikayı makyajlamayı değil, yapıya müdahale eden bir ve onu sarsacak bir programa sahip olmalıyız. Belki buna bir minimalist sol jargona dönersek, hümanist bir de marksiz tatlımız var. Maksimalist asan alt henüz ufukta görünmüyor uzak. Ama bu minimalist kuram en azından hayata geçirebilirsek sol özgüvenle bir siyasi kimliktir. Hani becerdikçe özgüvenimiz mutlaka yükselecektir. Maksimalist programa daha çok yaklaşacağız”.

Cevat KULAKSIZ – 28 Mayıs 2018

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Dipnotlar :

[1] Nobel Ödüllü Ekonomist: Türkiye serbest düşüşte

Nobel ödüllü ekonomist Paul Krugman Türkiye ekonomisi ve gelişmekte olan piyasalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Krugman Türkiye ekonomisi için 'serbest düşüşte' ifadesini kullandı.

Nobel ödüllü ekonomist Paul Krugman attığı Tweet'te ‘Türk ekonomisi serbest düşüşte' ifadelerini kullandı.

New York Times'a düzenli olarak yazılar da yazan Krugman tweetinde “1997'deki gibi parti mi olacak? Türkiye etkileyici şekilde serbest düşüşte” dedi.

Krugman aynı zamanda Arjantin ekonomisine ilişkin de açıklamalarda bulundu ve, “Arjantin de sert faiz artırımına rağmen iyi gözükmüyor. Şirket borçlarında yükselme var. Borçlarının coğu dolar cinsinden” dedi.

1997 yılında yaşanan ekonomik krizin bir benzerinin gelebileceğini söyleyen ünlü ekonomist, “Gelişmekte olan ülke para birimleri düşüyor, şirket borçları fırtıyor, ekonomi üzerinde baskı oluşuyor kur daha fazla yükselmeye başlıyor.

Rakamlar eskisi kadar iyi gözükmüyor, Türkiye’nin büyük bir cari açığı var. Diğer yandan dünya cevap vermeye hazır değil, Avrupa’da faizler 0, ABD’de de düşük” ifadelerini kullandı.

Krugman yeni bir global kriz beklemediğini belirtirken, “Yeni bir global kriz mi görüyoruz? Muhtemelen hayır, eskiden ufukta bir kriz işareti yok diyordum. Şimdi bunu diyemiyorum. Biraz korkutucu şeyler var” diye konuştu.

https://www.sozcu.com.tr/2018/ekonomi/nobel-odullu-ekonomist-turkiye-serbest-dususte-2425296/

Yazarlar

Partly cloudy

27°C

Istanbul