cevat kulaksiz

CHP ye neden oy vermiyorlarmış!

Şimdilerde 95 yaşında Ecevit Döneminin eski İstanbul Milletvekili Ali Nejat Ölçen’in [1]  “Ecevit Çemberinde Politika” adlı kitabını okuyorum.

Kitabın 47 nci sayfasında, o zamanları Politikacı Ali Nejat Ölçen, 1973 yılında yanında birkaç politikacı arkadaşı ile İstanbul’un Beykoz İlçesi köylerini dolaşmaktalar. Partisine oy toplamak amacı ile Beykoz’un Akbaba köyüne, konuşmak için uğrarlar.

Köyün kahvehanesine girerler; sandalyelerin en önünde, onun ifadesi ile “üç çember sakallı adam” oturmaktadır.

Ali Nejat Ölçen kahvehanede konuşmaya başladığı sırada o üç adamdan ortada oturan şöyle der:

-Nefesini tüketme size oy yok”.

Ali Nejat cevap verir:

“-Neden oy yok.”

“-Camilere buğday koydunuz”.

Ali Nejat, önce bir duraklar, kahvedekiler cevap bekleyen bir tavırla ona bakarlar. Ümitsizliğe kapılan yandaki arkadaşı, Ali Nejat’a:

“-Gidelim Nejat abi” der.

Ali Nejat adama şöyle der:

“-Sen Müslüman mısın”  diye sorar.

Adam kelimei şahadet getirmeye çalışır,  Ali Nejat sözünü keserek adama şunları söyler:

“-Gerek yok. Kutsal kitapta bir ayet var, bedevi, “Müslüman oldum derse inanma, İslam henüz kalbine girmemiştir”. İslam senin de kalbine girmemiş, dudakların arasına sıkışıp kalmış”.

“Çember sakallılara “Ticani”ler deniyordu. [2]  Azılı gerici idiler. Ankara’da Kızılay’da bile genç kızların etekleri kısaysa, değnekle vurmaya yelteniyorlardı. Şimdi ilk kez genç bir ticaniyle karşı karşıya gelmiştim. Direnir gibi oldu”.

turkiye 1967 kizlarimiz

“Otur yerine, beni dinle” dedim. İslam’da bir suçun cezası bir kez verilir, iki kez verilmez. Farz edelim ki, Cumhurbaşkanı İnönü, camilere buğday koyarak suç işlemiş oldu. (sf 47)

1950 seçimlerinde oylarınızı esirgeyerek o suçun cezasını verdiniz. 1940 yılındaki o suçun cezasını şimdi 1973 yılında ikinci kez, CHP'ye kesmek İslam’la bağdaşır mı? Bitmedi. Cami yalnız namaz kılınan tapınak değildir, İslam’ın parlamentosudur. Aynı zamanda yörenin sorunları tartışılır, varılan karar iki rekât namazla onaylanır. Bitmedi. Cihata çıkan ordunun iaşenin muhafaza edildiği yerdir. Cami, Bedir savaşında katılan müminleri besleyecek hurmayı mescitte muhafaza etmiştir. Hz. Muhammed de İnönü de aynı yolu izledi”.

Ali Nejat Ölçen’in bu konuşması bitmeden çember sakallı o üç kişi iki büklüm ayaklarının ucuna basarak sıvışıp giderler. Arka sıralardan uzun boylu, suratı güneşte kavrulmuş gibi kırışık biri Ali Nejat’ın yanına yaklaşır, elini omzuna vurur, köyün muhtarıymış:

“-Bizi kurtardın bu adamlardan, anlat şimdi efendi.” [3]

turkiye 2017 kizlarimiz

Ali Nejat normal propaganda konuşmasına devam eder.

CHP Ye “Camileri Kapattınız”, “Camilere Buğday Doldurdunuz”  Suçlamasıyla Saldırdılar.

CHP, Cumhuriyet tarihinde en çok bu “camileri kapattınız”, “camilere buğday doldurdunuz” suçlaması yüzünden insafsızca eleştiriye maruz kalmıştır. Menderes’ten tutun da şimdiki Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan’a kadar, CHP'nin karşısındaki tüm partiler, siyasiler, gericiler, Cumhuriyet ve Atatürk düşmanları, CHP'yi yıpratmak için bu iftirayı yıllarca kullanmışlar, böylece 1950 den bu yana gerici iktidarların devlet yönetimine çöreklenmesini sağlamışlar.

Türk halkının en zayıf tarafı!

Şimdi burada durup olaya bir bakalım; camilere buğday konması olayının olduğu zamana göz atarsak, 1940-1945 ikinci dünya savaşı yılları. Bu beş yıl süren savaş, dünya tarihinin en büyük insan kaybının olduğu savaştır. İkinci Dünya savaşında 20 milyondan fazla asker ve sivil yaşamlarını bu savaşta yitirmişler.

İşte bu savaşta, Almanya Avrupa’da, komşumuz Yunanistan’a kadar bütün devletleri işgal etmiş. Hitler Trakya sınırına dayanmış, Türkiye’ye Cumhurbaşkanı İnönü’ye “sen de bizim tarafta savaşa gir” diye baskı yapmakta; öbür tarafta Rusya, kâh boğazları, kâh Kars’ı istemekte. Zaten pek de zengin olmayan, kuvvetli olmayan Türkiye-Cumhurbaşkanı İnönü, “belki savaşa gireriz” endişesi ile ülkede olağanüstü tedbirlere başvurmuş. Mesela askerlik dört yıla çıkmış, devlet iki milyondan fazla askeri beslemek, tetikte tutmak zorunda kalmış. Her aklı başında devlet adamı bu tedbiri alırdı.

Ülke yeteri kadar gelişemediği için, buğdayı, mühimmatı stoklayacak silo ve depo yapamamış; o sıkıntılı yıllarda, devlet vatandaştan topladığı buğdayı koyacak yer bulamamış, o nedenle az kullanılan camilere buğday ve mühimmat koymak zorunda kalmış.

turk kadini 1933

Gericilerle, Gerici İktidarlar Cumhuriyetin Çağdaşlaşmasını Önlediler.

1944 yılının Ağustos ayına kadar Türkiye Almanya ile ilişkilerini kesene kadar, bu stoklar tutulmuştur. O zaman askeri bir mecburiyet vardı. Eğer savaş olsaydı bu stoklar sadece asker için değil, siviller için de kullanılacaktı. Bu tedbiri, o koşullarda her aklı başında olan devlet adamı alırdı. Ali Nejat Ölçer’in Beykoz’un Akbaba köyünde anlattığı örnekte olduğu gibi, tarihin her büyük savaşlarında binlerce, on binlerce asker bütün mabetlerde de barınmışlar; bütün mabetler (bizde de tabi camiler) yiyecek ve mühimmat deposu olarak kullanılmak zorunda kalınmıştır.

Tarım üretimine katkıda bulunacak en genç nüfus askere alındığı için tarım alanları yeteri kadar işlenemedi, bu ve başka nedenlerle 1940 lı yıllarda müthiş bir de kıtlık olunca, ekmek karne ile verilmek zorunda kalındı. (Yer darlığından kıtlık öykü ve acırlarına yer veremiyorum)

CHP'yi bu yönden suçlayanlar, elini vicdanlarına koyup bu koşulları göz önüne almalıdırlar. Zaten biliyorlarsa da, amaç suçlamak, ondan bir getiri-iktidar sağlamaktı yaptıkları. Onun için 1950 den sonra ülkeye hep gerici iktidarlar hükmetmiş, ülke bu yüzden de yeteri kadar çağdaşlaşamamıştır.

1934 2017 kadinlarimizin hali

İnsanların, özellikle Türkiye’de, en zayıf olduğu (bam teli) taraf din, iman, camidir. İşte İkinci Dünya Savaşının hüküm sürdüğü 1940-1945 yıllarında Atatürk devrimlerinin topluma kazandırılmasının çabalandığı duruma da bakarsak, örneğin ezanın Türkçe okutulması, öteki devrimler, camilere buğday konulmasını,  başta Ticaniler, şimdiki FETO nün ilham alıp beslendiği-palazlandığı Nurcular, öteki mezhepler, Atatürk ve laiklik düşmanları, başta gerici Menderes iktidarı ile el ele vererek CHP'ye, Laik TC'ne, Atatürk’e, Atatürk büstlerine saldırmaya başladılar. 1950 den 2017 ye kadar tüm gerici iktidarlar, haince bu saldırılarla paralel, eşit, koşut yarışarak ve de şartlandırılan halkı da kandırarak, hele 15 yıldır medya gücünü de kullanarak iktidarlarını sürdürdüler. Ama ülke bu gericiler, gerici iktidarlar yüzünden çağdaşlığı yakalayamadı. İşte şimdilerde adeta çöküşün sancılarını yaşıyoruz. Tamam, darbeler olmasın, ama 1950 den 2017 ye kadar 70 yıldır Cumhuriyet ve demokrasi ne hale getirildi.

Cevat KULAKSIZ – 02 Kasım 2017

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.      

Dipnotlar :

[1] Ali Nejat Ölçen

Ali Nejat Ölçen 4. ve 5. Dönem (1973-80)  CHP İstanbul milletvekili, araştırmacı yazar;Türkiye İnsan Hakları Kurumu (TİHAK) kurucu üyesidir.

1946-60 arası mühendis, 1960-73 iktisatçı ve 1973-80 politikacı. 1980 sonrası okuyor, yazıyor, konuşuyor. “Yapı Acısı” ilk romanı.

Onu üç yıl süreyle, yayımladığı bilimsel “Yapı-Teknik” dergisi izliyor.

1962’de Almanya’da Kiel Üniversitesi’nde, endüstriyel yer seçiminde maksimum maliyet ilkesinin geçersizliğini matematiksel olarak ispatlıyor ve “Minumum Maliyet” ilkesini öneren araştırması 1965’te “Weltwirtschaftliches Archiv”de yayınlanıyor. 1966’da “Aksolerasyon Prensibi ve Türkiye’nin Makro Ekonomik Hedefleri”, 1967’de “Türkiye’nin Endüstrileşme Sorunu”, 1974’te “Halk Sektörü”, 1976’da “Demokratik Sosyalizme Giriş”, 1978’de “Toplum Sağlığının Ekonomik Analizi” doktora tezi, 1982’de “Karl Marx ve İngiliz Emperyalizmi” kitapları. 1984’te Almanya’da Duisburg Üniversitesi’nde Türk işçilerinin geri dönüş eğilimlerini etkileyen ekonomik ve pisikolojik unsurlar üzerindeki araştırması “Türken und Rückkehren” adıyla yayınlanıyor, sonraları, “İslamda Karanlığın Başlangıcı”, “Devlet Yokuşu”, “Ecevit Çemberinde Politika”, “Vetluga Irmağı”, Florida Üniversitesi’nde “Vetluga Memoir” olarak İngilizce’ye çevrilerek yayınlanıyor ve “Osmanlı Meclisi Mebusanında İttihat ve Terakki Fırkası Zorbalığı ve Siyasal İşkenceler” adlı kitabının ikinci baskısı ve şimdi “Kemalizm’in Ekonomisi”nin genişletilmiş ikinci baskısı.

1999’da A.D.D. Genel Merkezi başarı ödülünü aldı. 2001’de Pembe Köşk’de açılan Halkevleri sergisi sonrasında, İnönü Vakfı için “Halkevleri” kitapçığını yazdı.

“Türkiye Sorunları” adında kitap dizisini yayımlıyor ve isteklilere ücretsiz gönderiyor. 1045 okuyucusu var. Ürün dergisi okuyucularının 1996’da yılın iktisatçısı seçtiği Ali Nejat Ölçen, iktisadı bilim değil disiplin olarak tanımlamakta.

http://www.ismetinonu.org.tr/index.php/ismet-inonu/74

[2] Ticanî Tarikatı, Seyyid Ahmed Ticani tarafından kurulan, Cezayir’de ve Fas’ta etkin bulunan bir tarikattır. İsmini kurucusunun isminden almıştır.

Seyyid Ahmed Ticanî Hazretleri 1737’de Cezayir’de doğdu, 1815’te Fas’ta vefat etti. Kabri Fas’tadır. Maliki Mezhebindendir.

İşte bu yılların birinde, 1942 yılında Ulus Zincirli Camii’nde bir gün birisi Arapça ezan okuyor. Bu zat Ticanî Tarikatının müritlerinden Sadık Çakartepe’dir ve tabiî ki tutuklanıyor.

Ezan’ın Türkçe okunduğu yıllarda, Ticaniler ve Saidi Nursi buna şiddetle karşı çıkarlar, defalarca takibata uğrarlar. Laik TC ile sürekli kavgalı olan gerici bir zihniyet.

1946’dan itibaren Atatürk heykellerine saldırılar başladı. 1938’den 1950’ye kadar dört, 14 Mayıs 1950’den 1 Nisan 1951’e kadar dokuz Atatürk büstü ve heykeli tahrip edildi. Saldırıların ardından Kemal Pilavoğlu’nun liderliğindeki Ticaniler Tarikatı çıkmaktaydı. (Ticani Kemal Pilavoğlu yanında çalıştırdığı çocuklara tecavüz eden bir oğlancıydı)  Ezanın Türkçeleştirilmesi kararı alındığı gün TBMM’de Arapça ezan okuma eylemi yapan Ticaniler, Atatürk heykellerini çekiçle kırmaya yöneldi. En son Kırşehir’deki heykel parçalanınca, CHP’lilerin sert eleştirilerinden çekinen DP’liler 1951’de ‘Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun’u çıkardı. Bir yıl sonra Pilavoğlu yedi yıl hapis, beş yıl sürgün, beş yıl da polis gözetimiyle cezalandırıldı. http://www.hurriyet.com.tr/memleketin-hic-bitmeyen-ataturk-heykeli-tartismasi-40323194

Keza aynı yıllarda Hacı Bayram Camii’nde hocanın devlete itaatin önemini anlattığı sırada, bu tarikatın müritlerinden Yusuf Özcan kalkıyor ve alenî olarak Arapça ezan okumaya başlıyor. İmam, “yakalayın!” diye bağırıyor. Camide bulunan jandarmalar Özcan’ı yakalayıp elleriyle ağzını kapatıyorlar. Özcan jandarmaların elini ısırıp ezanı tamamlamaya muvaffak oluyor. Jandarmalar da Özcan’a kelepçe vurup karakola götürüyorlar. 

Menderes’in talimatıyla ezanın aslına döndürüldüğü 1950’den sonraki yıllarda da Ticanîlerin bazı müritleri bu defa Atatürk heykellerine saldırmaya, kırıp dökmeye başlıyorlar.

http://www.fikih.info/ticaniler-kimlerdir/

[3] Ecevit Çemberinde Politika. Ali Nejat Ölçen  Ümit Yayıncılık 1995 sf 47-48

Yazarlar

Cloudy

14°C

Istanbul