cevat kulaksiz

Program Değişikliği, Laiklik ve Atatürkçülüğü kaldırmak İçin Araç Olarak Kullanılıyor!

“İslam'ın en büyük düşmanı, hurafedir”.  Soner Yalçın

Eğitim Öğretimde program değişikliği adı altında, bir bakan geliyor müfredatın şurasından burasından laiklik ve Atatürkçülükten bir iki taş kaldırıyor; öteki geliyor bir beş tuğla kaldırıyor, Evrim Teorisi gibi bilimsel teoriyi dışlıyor; bir başka bakan geliyor programdan felsefeyi kaldırmağa çalışıyor.

1950 den beri gelip geçen ödüncü-gerici iktidarlar, mili eğitim politikasından bilimi Atatürk, Atatürkçülük ve laikliği kaldırmak, dinciliği devlete ve okullara yerleştirmek için sinsice çalışıyorlar, çalışmaktalar. Ülkeyi Atatürk aydınlatmacılığından uzaklaşmak istiyorlar. Bunu yaparken de cemaatlerin gerici tavrını kullanıyorlar. En sonunda da, ortamı uygun buldukları için artık “dinci, kinci toplum yetiştireceğiz” diye gizli niyetlerini açığa vuruyorlar.

AKP-RTE iktidarı, Atatürk’e, Atatürkçülüğe, Laikliğe, ulusalcılığa, Cumhuriyetin varlık gerekçelerine saldırırken, Milli Eğitimi de medreseleştirmek için kah gerici Fetocu’larla, o bitti kah Ensar’cılarla ve daha nice cemaatler, derneklerle işbirliği yapıyor. Çağdaş devlet dinci gruplarla böylesine ortak yönetilir mi? Güya içine girmeye çalıştığınız AB nin hangi ülkesinde böylesine dinci propaganda ve dinci yarış var. Hangi lider, RTE nin oraya buraya lüks cami yaptığı gibi kilise yapma yarışına giriyor. Batı ülkeleri şimdiki refah düzeyine böyle dinci yapılanma yarışla değil, laiklikle ulaşmışlardır. Onun için Avrupa ülkeleri, Türkiye gibi böylesine laikliğe aykırı dincilik yarışı yapan ülkelere asla ödün vermez. Çünkü laiklik karşıtı dinci yapılanmanın ülkeye felaket getireceğini Orta Çağ dinci yapılanmadan biliyorlar.  Sadece Türkiye değil, herhangi AB ülkesi bu çaba içinde olsa bile hemen ona da tavrını koyarlar. Türkiye AKP-RTE eliyle böylesine tehlikeli dinci ve demokrasi dışı yapılanma içinde olduğu için AB den tamamen dışlanmış duruma gelmiştir.

İmam hatipler din okuludur, bilim okulu olamaz!

Yine biri geliyor, imam hatip okullarını artırıyor, ülkedeki okulları din okullarına dönüştürmek istiyor. Dışişleri bakanı Çavuşoğlu bir TV de kısa bir an için izlemiştim, “imam hatiplerin sayısını artıracağız” diyor. Bunu açıklamak Dışişleri bakanının görevimidir? Demek ki meşvereti (danışma) kurmuşlar, imam hatipleri artırmayı gizli gizli kendi aralarında devlet politikası haline getirmişler. Tabi “dinci kinci nesil” nasıl yetişecek, böyle çağ dışı imam hatiplerle. Öyle ki imam hatiplere ilgiyi artırmak için ya modern imam hatip okul binası yapıyorlar; ya burs verme, bedava öğle yemeği verme vaatlerinde bulunuyorlar.  

Oysa imam hatip okulları bilim öğretmez, görüyoruz üniversiteye giriş sınavlarında en sonlardalar. Ancak beşte biri üniversiteye girebildi. İmam hatipler asla bilim adamı yetiştiremez, bu okullarla çağ yakalanamaz ve bilim okulu değildir.

Daha bulluğa ermemiş, halk tabiri ile “akil balik olmamış” çocuğa dini, mezhebi dayatmak, çocuk hakları sözleşmesine uymaz.  İçine girmeye çalıştığımız AB ülkelerinin hepsinde böylesine bir din dayatması yoktur. Çocuk 4+4+4=12 yıl sürekli ara vermeden okulunu okur, 12 yıllık kesintisiz eğitimden sonra çocuk özgürce kendi mesleğini, kendi dinini seçer. Çağdaş ülke, çağdaş vatandaş böyle olunur. İktidar çocukları zorla imam hatiplere yönlendirmekle onlara yazık ediyor. İmam hatip mezunları gerekli sınavlarda başarılı olmayınca, başlıyorlar soru çalmaya, sınav hilelerine, bunu yıllarca AKP-RTE yönetiminde yaşadık, bu nedenle AKP yönetimindeki bütün sınavlar hileli ve mahkemelikti

AKP-RTE dönemi içinde Eğitim alanında yapılan değişikliklerden ilk akla gelenleri sıralayalım:

1 - 2003: ÖSS ve AOBP sistemi ile AOBP’nin çarpıldığı katsayılar değiştirildi.

2 - 2004: LGS kaldırıldı, OKS geldi.

3 - 2004: 64 yıllık ilköğretim müfredatı değiştirildi.

4 - 2006: ÖSS’de soru tipi değişti.

5 - 2007: OKS kaldırıldı, SBS getirildi. Sınava 6,7 ve 8. sınıflarda olmak üzere 3 kez girilmesine karar verildi.

6 - 2007: Liselerin eğitim süresi 3 yıldan 4 yıla çıkarıldı.

7 - 2010: SBS, 3. yılın sonunda tek sınav modeline döndü.

8 - 2010: ÖSS kaldırıldı, sınav yeniden 2 aşamalı oldu. Yeni sınav YGS ve LYS’den oluştu.

9 - 2012: Üniversiteye girişte uygulanan katsayılar kaldırıldı.

10 - 2012: İlköğretimde kesintisiz 8 yıllık sistemden vazgeçildi,

11 - 2107 de Temel Öğretime Geçiş Sınavı (TEOG) sınavı kaldırıldı.

Dinci Kişi Bilimde Yaratıcı Olamaz!     

Görüldüğü gibi her gelen bakan eğitim öğretim programlarını sık sık değiştirdiler.

2017-2019 yılları arası için açıkladığı yatırım planına göre, Milli Eğitim Bakanlığının imam hatip liselerine ayırdığı bütçe fen liselerine ayrılan bütçenin 17 katı. Bu demektir ki, bilimde geri kalmaya devam edeceğiz. AKP-RTE iktidarı, ülkeye imam hatip dayatması ile Türk Çocuklarını geri bıraktırmaya devam edecek demektir.

Bilim, biatçi, dayatmacı değil, özgür okullarda öğretilir; bilim özgür, bağımsız, özerktir; bilim yuvasında okuyan yetişen kişi de laik ve özgür düşünmek zorundadır. Bilim adamı hiçbir biat, korku, baskı etkisi altında kalmadan özgür düşünerek sonuca varır. Dinci adam asla özgür düşünemez, kafasının içinde dinsel düşünce ve hurafe vardır, dincinin kafasında bilimle din arasında aşılması zor bir duvar vardır. Onun için dinci yaratıcı olamaz, özgür düşünemeyen yaratıcı olamaz. Bağnaz dinci hemen, “ne demek yaratıcılık, yaratıcılık Allah’a mahsus” deyip, bilim adamına saldırıyor, bilimcinin kafasına aşılmaz duvarı çekiveriyorlar. Dinci ile bilim arasındaki en etkin duvar, dinin emri olan yaratıcılık teorisi ile bilimsel ve gerçek teori olan Evrim Teorisi çatışmasıdır. Bu çatışmada Batı ülkelerinde laik düşünce sayesinde Evrime doğru galip gelip evrilirken, İslam ülkelerinde yaratılış emri bir türlü aşılamamıştır.

İşte imam hatipler insanların, öğrencilerin kafasının içine dinle bilim arasına duvar ören çağ dışı okullardır.

İmam hatipler konusunda bir röportajında Prof. Dr. Celal Şengör bakınız ne diyor: “ İmam hatipler Türk toplumunu geri bırakan bir zehirdir; Türk Toplumunu Orta Çağ değil, Orta Çağın da gerisine götüren bir kurumdur, derhal kapatılmalıdır. İmam hatipler düşünmeyen insan yetiştiriyor”.

Devlette dincilik yarışına giren AKP-RTE iktidarı, Milli Eğitim teşkilatında sanki kendi öğretmeni elemanı yokmuş gibi, dincilik eğitimini, iktidara geldiğinden bu yana cemaatlere veriyor veya dinci cemaatlerle bu işi yapmak istiyordu. Nurcu-Fetullahcı cemaatle ortak paralel yönetmenin ülkeyi ne hale getirdiğini, sanki koalisyon yönetimi gibi yönettiğinin sonucu 15 Temmuz 2016 dinci darbesi ile ülkeyi nasıl kaosa sürüklediklerini hep birlikte görerek yaşadık. 

İktidarın Cemaatçi polislerle Ergenekon tuzaklı saldırısı ile orduya kurduğu kumpasla, Türk ordusunu ne hale getirdiklerini üzüntüyle yaşadık.

Bu yetmiyormuş gibi, aynı yönetim, şimdi başka cemaatlerle ortaklık çabasında olduğunu, yine birlikte Atatürk ve laiklikle uğraşmaya, yıkmaya çaba gösterdiklerini basına yansıyan bilgilerden öğreniyoruz.

 Milli Eğitim Bakanlığı bazı başka dinci vakıf ve derneklerle iş birliği yapıyor, öğrencileri son aylarda onlara teslim ediyor. Zehra Vakfının da Milli Eğitim Bakanlığı üzerinde etkili olduğu söyleniyor. Bunların Atatürk’e bakışını, vakfın kurucusunun anlatıldığı kitaptan bir cümlesinde şöyle denilerek yansıtmakta:
“Cuma hutbesini dinliyorduk. Konu, ertesi günkü 30 Ağustos Zafer Bayramı idi. Hutbede malum adamın ismi okununca, namaz kılmadan çıktık”.  Demek ki Atatürk düşmanlığı hızla devam etmekte. [2]

Hutbede Atatürk’ün adı geçti diye adamlar namazı bile kılmadan çıkıyorlar. Ülkede cemaatler eliyle Atatürk düşmanlığı böylesine yayılırken, Milli Bakanlığımız da ülkeyi bu kez yine cemaatlerle yönetmeye çalışıyor.

Devlet eliyle Atatürk öylesine dışlanmış, öylesine Atatürk düşmanlığı yayılmaya başlamış ki, 15 yıldır, Türkiye’de yapılan hiçbir tesise Atatürk ismi verilmiyor, Atatürk ismini taşıyanlar da yok edilmeye çalışılıyor.

AKP Hükümeti 15 yıldır Milli Eğitim alanında yaptığı program oyunlarıyla bir yandan ulusal eğitimi bilime dayalı ve bilimsel amaçları esas alan “Laik eğitim” ekseninden uzaklaştırarak, “Dinsel eğitim” eksenine oturturken, diğer yandan 1923 devrimiyle uygulanmaya başlanan halkçı, toplumsal yarara dayalı eğitim anlayışını tümden çökertmiştir”

Atatürk’ün başlattığı anadilde ibadet devam etse idi Türkiye daha çabuk çağdaşlaşırdı.

Eğer Atatürk’ün başlattığı “dinde-anadilde ibadet”le Türk’ün aydınlanması devam etse idi (ki 17 yıl ezan Türkçe okunarak sürdürüldü) imam hatiplere, Kuran kurslarına hiç gerek kalmayacaktı. Mahsuni Şerif’in bir türküsünde dediği gibi “ey Arapça okuyanlar Allah Türkçe bilmiyor mu” tüm Batı’da olduğu gibi ibadet anadilde olmalıydı. O zaman dinin ne dediği daha iyi anlaşılır, çağdaşlaşma daha hızlı olurdu. Batı’nın bu aydınlanma çağı 500 yıl öce İstanbul Fatih tarafından alındığı, matbaanın icat edildiği yıllarda başladı. Bizde de Türk aydınlanma çağı Atatürk tarafından, Kuran’ın çevirisi, hutbenin Türkçe okunması, ezanın Türkçe okunması ile başlatılmış ise de, daha yüz yıl bile olmadan gericiler tarafından durdurulmuştur. Ondan sonra (1950 den sonra) ne demokraside, ne çağdaşlaşmada, ne bilimde ileri gidebildik. Gerici iktidarlar, gerici cemaatler eliyle Avrupa’ya adeta rezil olmaya, Batı’da itilip kakılmaya başladık. İşte o günleri yaşıyoruz.

“Ey arapça okuyanlar
Allah Türkçe bilmiyor mu
İngilizce Fransızca
hakka hitap olmuyor mu?

………………….

Ne yazık ki Türk’ün aydınlanma çağı böylece, gericilere yaranmak için politikacılar tarafından durduruldu. Bu süreçte de, gericiliğin palazlanmasında Başbakan Menderes yönetimi başrol oynadı.

Devlet adamı okullara, devlet katlarına dinciliği dayatamaz.

Dünyada dinle, mezheple kalkınmış bir tek devlet yok. Bu okullar sadece biatçiliği telkin eder, biatçi insan, biatçi toplum sorgulamaz, tartışmaz, sadece inanır.  Gerçekler, bilim, sorgulayı sorgulayı, tartışa tartışa gerçek ve müspet sonuca, buluş ve icada varır. Bunları yapamayan bütün İslam ülkeleri dökülüyor, 57 Müslüman ülkesinin insanları gericiliğin batağında perişan haldeler; bu 57 ülkenin ulusal gelirleri Almanya’nın ulusal gelirine ancak denk düşmekte. Cumhuriyet Tarihi’nin en gerici AKP-RTE iktidarı ülkemizi her alanda geriye götürmekte, çağdaş dünyadan dışlamaktadır. TC hiçbir hükümet döneminde bu 15 yıllık iktidar kadar ordusuyla, toplumuyla, basınıyla, adaletiyle, anayasasıyla, eğitim öğretim programıyla her alanda böylesine örselenmemişti. Laiklik çağdaş devletin temelidir, laiklik olmadan bilim üretilemez. Laiklik elden gittiği zaman asla çağdaşlık olamaz, gerilik, yıkım olur. Nitekim her geçen yıl öğrencilerin verimi düşmekte, toplum geriye doğru götürülmekte. Şu anda ne AB de, ne ABD de ülkemizin, bu gerici iktidar yüzünden itibarı kalmamıştır. Artık bakanlarımız bile polis gözetiminde Avrupa'da bazı ülkeler tarafından (Hollanda da olduğu gibi) yurt dışına çıkarılmakta, kısaca ülke her alanda geriye götürülmekte, Atatürk'ün çizdiği laiklik rotasından uzaklaşılmakta.

Kısaca, eğitim öğretim programlarının zırt pırt değişikliği uğratılması bahane, amaç laiklik karşıtı bir dinsel devlet kurmaktır. Tüm uygulamalar bunu gösteriyor. Bu da anayasal bir suçtur.

Çağdaş dünyada dinci devlet olamaz!

Bir devlet dinci olamaz, bir dinin lehinde, bir dinin aleyhinde olamaz, bir devlette her din ve mezhep mensubu olabilir veya hiçbir dine mensup olmayan kişiler de olabilir.  Bir devlette dincilik yarışı başladı mı, o ülke artık ileri gidemez, çağdaşlaşamaz, hurafelerle debelleşir, iflah olmaz. Zaten bin yıldır, Araplar dışındaki Müslümanlar, okuyup da anlamadıkları yüzlerce Kuran sayfalarından hurafe üretiyorlar, hurafe ile tebelleşip duruyorlar. Eğer, Avrupa’nın Rönesansla başlattığı anadilde ibadet İslam ülkelerinde de olsaydı, İslam ülkeleri hurafe üretmeyecek daha bir çağdaş olacaktı. Türkler de geç de olsa Atatürk’ün başlattığı anadilde ibadet devam etseydi, şimdiki durumlarından daha ileri bir noktada olacaklardı. Ama ne yazı8k ki, gerici iktidarlarla bu daha da geriye gitmektedir. Dini besleyen hurafedir, “İslam’ın en büyük düşmanı hurafedir”.

Çeşitli din mensuplarının bulunduğu bir devlette yönetim bir din mensuplarını korur, destekler de öbür din mensuplarını dışlarsa, o ülkede ayırımcılık, bölücülük başlar, ülkede kaos oluşur. Günümüzde birçok İslam ülkesi bunun sancılarını yaşıyor, bunalıma girdikleri için de kendi aralarında hurafeye ilaveten terör yaratıyorlar, kendi aralarında yarattıkları terörü de dünyaya yayıyorlar. Artık dünya devletleri “İslami terör” demeye başladılar.

Cevat KULAKSIZ – 26 Eylül 2017

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Dipnotlar :

[1] Hakimiyetimilliye.orghttp://hakimiyetimilliye.org/index.php/manset/akp-fasizminin-ucubesi-akil-ve-bilimden-hadim-egitim-sistemi-mahmut-ozyurek/

[2] Saygı Öztürk’ün Sözcü’deki köşe yazısı 15.9.2017 sf 13

Yazarlar

Clear

12°C

Istanbul