yasasin cumhuriyet2

Cumhuriyet bu konuda kıskançtır!

Siyasette, ekonomide, bilim ve teknolojide “yerli ve milli” olma iddialarının öne çıktığı, savunma sanayisinde yerli malı oranının artırılmak istendiği bir süreçte, Cumhuriyet’in atılım yıllarından alınacak çok ders var.

Kendi fişek fabrikasını (MKE’nin temellerini anımsayalım), kendi tersanesini, kendi cer atölyesini (Eskişehir) kuran, kendi uçaklarını üreten (Nuri Demirağ ve Vecihi Hürkuş) Cumhuriyet, sonraki kuşaklara, olanakları ölçüsünde hiç de yabana atılamayacak bir sanayi altyapısı bırakmıştır. Bilimsellikten, nesnellikten, insaftan, vicdandan kopmadan yorum yapmak için, dönemin nesnel koşullarını, dünyanın gidişatını, Cumhuriyet’in devraldığı mirası göz ardı etmemek gerekir. Ustamız, büyüğümüz Cahit Kayra’nın üç ciltlik Cumhuriyet Ekonomisinin Öyküsü (Tarihçi Kitabevi, İstanbul) adlı çalışması, hocaların hocası, seçkin iktisatçımız Prof. Dr. Korkut Boratav’ın Türkiye’de Devletçilik (İmge Kitabevi, Ankara) ve Türkiye İktisat Tarihi (İmge Kitabevi, Ankara) adlı çalışmaları önemlidir. Bu konuda değerli hocalarımız Bilsay Kuruç, Oktay Yenal, Yüksel Ülken, Serdar Şahinkaya, Yıldırım Koç, Yakup Kepenek, Ali Nejat Ölçen ve Mustafa Aysan, araştırmacı Mustafa Sönmez, İzmir’in seçkin, üretken yazarı Yaşar Aksoy da değerli eserler vermişlerdir. 

Önce şunu saptayalım: Milli ekonominin tasfiyesi, aynı zamanda Cumhuriyet’in, ulus devletin tasfiyesidir. Bu bağlamda, ustam Attila İlhan’ın sık sık yinelediği şu sözler unutulmamalıdır: “Atatürk üç şeyin milli olmasını çok önemsemiştir. Ekonomi, eğitim, savunma”. Bakanlıklar arasında sadece ikisinin adının önünde “milli” yazar: Milli Savunma ve Milli Eğitim. Ulusal ve bağımsız bir dış politika için, ulusal ve üretken bir ekonomi, ulusal ve bilimsel bir eğitim şarttır.

Hiç unutmayalım: Cumhuriyet; bir yandan Osmanlı İmparatorluğu’ndan kalan dış borcu ödemiş (Osmanlı, ilk borcu 1854’de almıştı, 1853 – 1856 arasında yapılan Kırım Harbi nedeniyle. Borcun son taksiti 1954’de ödendi), bir yandan da savaş yorgunu ülkede imar, sanayi, kalkınma, eğitim, sağlık hamlesi yapmıştı. Namerde muhtaç olmadan demiryolları, fabrikalar, okullar kurmuştu. Denk bütçe konusunda çok hassas davranmıştı. Ülke içinde yerli malı kullanımını özendirmişti. Halkçı, devletçi ekonominin gereği olarak, planlı kalkınmaya, sanayileşmeye, tarıma öncelik vermişti. 1929 Dünya Buhranı’na rağmen, 1923 – 1938 arasında ortalama yüzde 7.4 büyüme hızı yakalayan genç Cumhuriyet; Japonya ve Rusya ile birlikte, dönemin en hızlı büyüyen ülkeleri arasına girmişti. Atılan o temeller sayesinde Türkiye, uzun yıllar boyunca, dünyada kendi kendini besleyen 7 ülkeden biri olarak anılmıştı.

ULUS DEVLET, ULUSAL EKONOMİ, ULUSAL PAZAR !

Israrla vurguluyoruz: Hatalar öğretmenimizdir. Cumhuriyet’i kuranlar, Osmanlı Devleti’nin çöküş nedenlerini doğru saptamışlardır. Gereken dersleri çıkarmışlardır. Önlemleri almışlardır. Misal; yerli malı kullanımını önemseyen, bunu tebaasına da öneren ilk Osmanlı Sultanı, 3. Selim’dir. Misal; Osmanlı’da sanayiyi geliştirmeye çalışan Sultan 2. Mahmut, yenilikçi bir padişahtır, dünyadaki gidişatın farkındadır. Misal; milli sanayiyi, milli burjuvaziyi güçlendirmek isteyen, bankacılık ve kooperatifçilik konularına kafa yoran İttihatçı kadroların, tüm iyi niyetli çabalarına rağmen, nesnel koşullar Osmanlı Devleti’nin aleyhinedir. Dönem, çokuluslu imparatorlukların çözüldüğü, çöktüğü dönemdir. Tarihi gelişmelerden ders çıkaran Cumhuriyet’in öncü kadroları, dönemin gelişmiş ülkelerinin, ulusal sanayilerini güçlendirdiklerini kavramışlardır. Çünkü ulus devlet, ulusal pazarı, ulusal ekonomiyi savunan devlettir. 

İzmir İktisat Kongresi’nin, henüz Lozan’ın imzasından ve Cumhuriyet’in ilanından önce toplanması önemlidir. Hem ülkeye, hem dünyaya mesaj verilmiştir, izlenecek ekonomi siyaseti konusunda. Mustafa Kemal Paşa, iktisatsız istiklal olamayacağını vurgulamıştır. Milli egemenliğin, mali egemenlikle mümkün olduğunun altını çizmiştir. Askeri ve siyasi zaferlerin, iktisadi zaferlerle tamamlanmadıkça, kalıcı, uzun ömürlü olamayacaklarını belirtmiştir. Atatürk’ün devletçilikle ilgili şu sözleri dikkat çekicidir: “Bizim izlediğimiz devletçilik, özel teşebbüsü esas tutmakla beraber, mümkün olduğu kadar az zaman içinde milleti refaha ve memleketi bayındırlığa ulaştırmak için, milletin genel ve yüksek çıkarlarının gerektirdiği işlerde, özellikle ekonomik alanda devletin doğrudan ilgilenmesidir”.

1923 – 1938 arasında Türk ekonomisinin en belirgin özelliklerinin başında, denk bütçe konusundaki hassasiyet gelmiştir. Mustafa Kemal Paşa, 1 Mart 1921’de, Büyük Millet Meclisi’nin ikinci toplantı yılını açış konuşmasında, “Mali işlerde memleketimizce pek mühim bir meselenin halline, az çok denk bir bütçe tanzimine muvaffakiyet hasıl olmuştur” diyerek, denk bütçe düzenlemesini başarı olarak nitelemiştir. 1929 yılına dek, 1925 yılı hariç, bütçeler fazla vermiştir. 1929 Buhranı sonrasında ise 1931 – 1932 yılları ile 1934 – 1935 yıllarında bütçeler açık vermiştir. Bu açıkların temel nedeni de şudur: 1925’te, köylünün sırtında büyük yük olan Aşar Vergisi kaldırılmış, devlet önemli bir gelir kaleminden vazgeçmiştir. 1931 – 1932’de Lozan Antlaşması’nda yükümlenilen Osmanlı borçlarının taksitleri ödenmeye başlamıştır. 1934 – 1935’te ise devlet yatırımlarındaki artış nedeniyle bütçe açık vermiştir.

YERLİ MALI KULLANMANIN ÖNEMİ !

Cumhuriyet, “kendi kendine yeterli olabilmek” ilkesi konusunda kıskançtır. İthal ikamesi politikası kapsamında tuz, bez, un, şeker, çimento, kâğıt gibi ürünlerin kısa sürede ülke içinde üretimine önem vermiştir. Bu ürünler, Osmanlı İmparatorluğu’nun, Harbi Umumi yıllarındaki ithalatının yarısından fazlasını oluşturmuştur. Cumhuriyet’in yerli üretim hamlesi kısa sürede sonuç vermiş, 1932’ye gelindiğinde, bu ürünlerin ithalatı, toplam ithalat içinde yüzde 10 düzeyine inmiştir. 

1980 sonrasının hükümetleri ise milletin dişinden tırnağından artırdıklarıyla kurulan, üretim yapan, vergi veren, istihdam sağlayan, teknolojik yatırımda öncü olan, işçilerine sendika hakkı tanıyan, katma değer yaratan, ihracat yapan bu kuruluşları, donanımlarıyla, makine parklarıyla, arsalarıyla, lojmanlarıyla, tesisleriyle satmışlardır. Çoğu, hem de yargı kararlarına rağmen, arsa bedelinin altında bir fiyata satılmıştır. SEKA, TEKEL, TELEKOM bunun örneklerinden birkaçıdır. 2013’te Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in (aynı zamanda İngiliz yurttaşı) Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na gerek kalmadığını, çünkü özelleştirilecek bir şey kalmadığını söylemesi, özelleştirme performansının da kanıtıdır aynı zamanda.

Kıssadan Hisse: Gelişmiş ülkeler kendi pazarını, çiftçisini, üreticisini, emekçisini, girişimcisini, sermayedarını korurken, tam tersini yapmak Türkiye’ye kaybettirdi. Atılması gereken ilk adım Gümrük Birliği’ni tartışmaktır.

Barış DOSTER – 07 Şubat 2018 - Odatv

Yazarlar

Cloudy

25°C

Istanbul