baris doster

Yoksa Trump da mı kandırdı?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler zirvesi nedeniyle gittiği ABD’de, ABD Başkanı Trump ile yaptığı görüşme, Irak ve Suriye konularında umulan sonucu doğurmadı.

ABD’nin, FETÖ ve PKK – PYD terör örgütlerine verdiği desteği kesmesinin söz konusu olmadığı da görüldü. Türkiye’nin devlet kapasitesi ile hedefleri, gerçeklerle niyetler örtüşmediği için, mesaj yine iç kamuoyuna yönelik oldu. Almanya’yla, Irak’la yaşanan gerilimler de bunu bir kez daha gösterdi. Sebeplerini örneklerle sıralayalım. 

1) Almanya’yla yaşanan diplomatik gerilime rağmen, enerji alanında dev ölçekli bir ihale (1 milyar dolarlık) Alman Siemens firmasının liderlik ettiği konsorsiyuma verildi. Aynı Almanya, askerlerini İncirlik Üssü’nden çekti, Ürdün’deki El Azrak Üssü’nde konuşlandırdı. Ne Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine yeşil ışık yakıyor, ne Gümrük Birliği’nin güncellenmesine yanaşıyor. Türkiye’ye yaptığı silah satışına da büyük ölçüde sınırlama getirdi. 

2) Türkiye; Suriye’de çatışmasızlık bölgesi, güvenli bölge, güvenlik koridoru, tampon bölge, uçuşa yasak bölge demek yerine, başından beri sınır güvenliğine odaklansa, iki ülke arasındaki 911 kilometrelik sınırda tam, eksiksiz güvenlik önlemleri alsa, kazançlı çıkardı. Suriye’nin bölünmesini engellemenin en etkili yolu da buydu. Çok geç kaldı. Suriye’de 4 çatışmasızlık bölgesi kuruldu. Buna başından beri karşı çıkan İran esnek davrandı, adeta “Ben de varım” dedi. Hem masadaki hem sahadaki konumunu daha da güçlendirdi. 

3) Trump ve Erdoğan arasındaki görüşmenin çok sıcak geçtiğini yazdı gazeteler. Türkiye, Türk Hava Yolları hangarlarında uçaklar yatarken, ABD’den, Boeing firmasından 11 milyar dolara 40 yolcu uçağı alırsa, görüşmenin sıcak geçmesi doğaldır. Ama bu sıcaklık Türkiye’nin taleplerine ABD’nin olumlu yanıt vermesini, Türkiye’nin hassasiyetlerine uygun davranmasını sağlamadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın korumalarına ilişkin yargılama kararı, korumalar için talep edilen silahların satışının engellenmesi, eski bakanlardan Zafer Çağlayan hakkında tutuklama kararı alınması, ABD’nin tutumunu gösteriyor. 

ABD’NİN ASIL HEDEFİ BELLİ ! 

4) ABD, Ortadoğu’da asıl hedefi olan bağımsız Kürt devleti için adım adım ilerliyor. PKK – PYD terör örgütünü ağır silah vererek destekliyor. IŞİD terör örgütüne mensup teröristlerin tahliyesine nezaret ediyor. Türkiye için ise ısrarla “dost değil, müttefik ülke” diyor. Türkiye, Rusya’dan S 400 füzeleri alırsa, Rusya’ya konan ambargoyu ihlal ettiği için, yaptırımların gündeme geleceğini söylüyor. S 400 füzelerinin NATO ile uyumlu olmadığını sık sık anımsatıyor. 

5) Irak’ın kuzeyindeki Kürt Bölgesel Yönetimi’nin lideri Barzani’yi ekonomik ve politik olarak destekledi Türkiye. Onu Ankara ve İstanbul’da havalimanlarına bölgesel yönetim bayrağı çekerek karşıladı. AKP kongresinde “Türkiye seninle gurur duyuyor” tezahüratı eşliğinde selamladı. Diyarbakır’da sahneye çıkardı. Adeta devlet başkanı protokolü uyguladı. O yüzden şimdi kalkıp bağımsızlık referandumuna karşı çıkmak, tutarlı, inandırıcı, sonuç alıcı olmuyor. Sade suya tirit açıklamalarla geçiştirilen bir süreç söz konusu…

6) Oysa Mesut Barzani, başından beri bağımsızlık istediğini yineledi. Referandum sonrasında pazarlık çıtasını yukarı koymak için hep üst perdeden söylem tutturdu. Hemen bağımsızlık ilan etmeyeceğini de belirtti. Irak anayasasına göre; tartışmalı bölgelerden biri olan Kerkük’ün de referandumda oy kullanacağını açıklaması, onun niyetini ortaya koyuyordu. Merkezi bütçeden kendilerine ayrılan yüzde 17 oranındaki payın, Bağdat tarafından verilmemesini hep bahane etti. Oysa şu bir gerçek; Bağdat bu parayı kuruşuna kadar verse de, Barzani bağımsızlıktan vazgeçmez. Başka bir bahane bulur. 

MEZHEPÇİLİK YAPMANIN ZARARLARI...

7) Türkiye; Suriye’de Sünnicilik, Irak’ta Kürtçülük yapmanın sonuç vermediğini göremedi. Irak nüfusunun kabaca üçte biri Şii, ülkedeki Kürtler ağırlıklı olarak kuzeyde yaşıyorlar. ABD, gevşek bir federal anayasa yazdı. Ülkeyi Kürtler, Sünni Araplar ve Şii Araplar arasında fiilen üçe bölmenin altyapısını hazırladı. Türkiye, Türkmenleri de Şii ve Sünni diye ayrıştırdı. Dahası, bölgede İran’ın sadece Şiilik sayesinde nüfuz elde ettiği gibi yanlış bir kanıya kapıldı. Oysa Şiiler de türdeş değildir. Irak’ta Necef ve Kerbela ile İran’daki Kum şehri farklı ekolleri temsil ederler.   

8) Anımsatmak gerekir: Emperyalizm, Yugoslavya’ya öyle çullandı ki, ülkeden 10 yıl içinde 7 devlet çıktı. Bundan ders almak gerekir. Hiç uzağa gitmeyelim, kendi tarihimize bakalım. Osmanlı İmparatorluğu’nun 1683’te Viyana Kuşatması ile başlayan geri çekilmesi, 1699’da Karlofça Antlaşması ile ilk büyük toprak kaybıyla sürmüştür. Geri çekilme süreci, 1921’de, tam 238 yıl sonra, Sakarya Savaşı ile sona ermiştir. Yani; bir kez bölünme, küçülme, geri çekilme, gerileme başladı mı, devamı gelir. Maalesef bu konuda kitle iknası, kamuoyu inşası yönünde hayli yol alındı. 

Sözün özü: Tarih, ideolojilerin savaş alanıdır. Milletlerin de tarlasıdır. Herkes ektiğini biçer. O yüzden geçmiş, geleceğin öğretmenidir derler.

Barış DOSTER – 25 Eylül 2017 – Odatv

Yazarlar

Cloudy

14°C

Istanbul