ali riza tasdelen

Avrupa’da milliyetçilik öcüsü!

Avrupa kaynayan bir kazan; Almanya Başbakanı Angela Merkel’in yıl sonunda partisinin genel başkanlığına ve 2021’de başkanlığa aday olmayacağını açıklaması, Avrupa kamuoyunu sallamıştı.

Merkel’in açıklamasının şokunu atlatmadan, Avrupa kamuoyu bu kez de Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Ouest France gazetesine yaptığı açıklama ile kendisini yeni bir tartışmanın ortasında buldu.

AVRUPA, İKİ SAVAŞ ARASI DÖNEMİ Mİ YAŞIYOR?

Macron şöyle diyor:  "Yaşadığımız anlar, iki savaş arasına benziyor. Korkular, milliyetçi içe kapanmalar, ekonomik krizin sonuçları ile bölünen Avrupa'da, Birinci Dünya Savaşı'ndan 1929 krizine kadar Avrupa'daki hayata etki eden neredeyse tüm olguları görmekteyiz (…) Avrupa, dış güçler tarafından itilip kakılan ve milliyetçi cüzzam sonucu parçalanma ve böylece egemenliğini kaybetme riski ile karşı karşıya. Diğer bir deyişle, Avrupa savunmasının Amerikan korumasına muhtaç olması, Çin'in temel altyapılar üzerinde gittikçe artan bir yere sahip olması, Rusya'nın ise manipülasyonlarla Avrupa'ya müdahale etmeye çalışması (…) Bazen devletlerin yapabileceklerinin ötesine geçen finansal piyasalar ve pazarlar...”. Alıntı biraz uzun oldu ama, Macron’un bugünkü ruh halini anlamak açısından önemli. 

Faşizmin yükselişi anlamında iki savaş arası dönemi bugünle benzer tutmanın, kitleleri korkutup manipüle etmekten başka bir amacı olamaz. Macron ya ben ya kaos diyor. Bu iki dönemi burada karşılaştırmak zor. Sadece şu kadarını söyleyelim: Emperyalist güçler Birinci Dünya Savaş’nın getirdiği yıkımın altında kalmıştır. Rusya devrim, Türkiye’de Milli Kurtuluş Savaşı’nın zaferi ve Avrupa’da yükselen sınıf mücadelesi karşısında aciz kalan sistemin sahipleri, yasal yöntemlerle sosyo-ekonomik krizin altından kalkamayınca faşizme yönelmiştir. Savaş sonrası Almanya’yı haraca bağlayan bir Fransa ve palazlanarak kurtlar sofrasına girmeye hazırlanan ABD. Bugüne benziyor mu? Üstelik bugün emperyalist sisteme çomak sokan ve Avrupa’ya el uzatan bir Çin var. Yani ete kemiğe bürünen bir Avrasya gerçeği. 

ULUSAL EGEMENLİĞİ SAVUNMA REFLEKSİ... 

Bu açıklama ile Macron’un hem içerde hem de dışarıda bir çıkmaz içinde olduğu görülüyor. İçerde, iki partili veya iki ayaklı partiler sistemi çökmüş, sistemin kenarlara ittiği kitleler (işçi sınıfının yüzde 40’ı) sağlı sollu sistem partilerinin “aşırı sağcı, sağ popülist” hatta “faşist” diye nitelendirdikleri Marine Le Pen’in milliyetçi Ulusal Birlik partisine yönelmiş. Bu sadece Fransa’ya özgü bir gelişme değil. Avrupa genelinde yaşanan bir olgu. Bu gelişmeye, küreselleşmenin AB projesiyle tarumar ettiği ulus devletlerin kendini savunma dinamiği de diyebiliriz. Bu parti ve hareketler İtalya, Macaristan, Avusturya ve Polanya’da iktidar veya iktidar ortağı. Avrupa Birliği’nin (AB) motor ülkeleri Fransa ve Almanya’da güçlü muhalefet partileri durumuna gelmiştir. 

SALVİNİ MUSOLİNİ, ORBAN HİTLER Mİ? 

Macron’un 30’lu yıllar açıklaması şu soruları gündeme taşıdı: Avrupa’daki bu gelişmeler, Birinci Dünya Savaşı sonrası 20’li ve 30’lu yıllarda savaşın getirdiği yıkımla birlikte ortaya çıkan ekonomik krizin tetiklediği gelişmelerle yani, faşizme yönelme, faşist örgütlenmelerin yükselişiyle aynı paralellikte mi? Ki bunun sonucu olarak 20’li yıllarda İtalya’da faşist Musolini ve 30’lu yıllarda Almanya’da Hitler iktidara gelmişti. Ve unutmayalım ki Ocak 1936’da Fransa’da Faşizme karşı Halk Cephesi kuruldu ve Nisan 1936’da iktidar oldu. Macron’un bu açıklamalarına milliyetçi, ulusal egemenlikçi, küreselleşme karşıtı ve bağımsız tarihçi çevrelerden tepkiler geldi. Macron tarih bilmemekle suçlandı.

“Aşırı” sağcı İtalyan İçişleri Bakanı Matteo Salvini’in bir Musolini, Macaristan Başbakanı Orban’ın bir  Hitler olmadığını, Macron’un tarihi çarpıtarak kitleleri “Faşizm” öcüsüyle korkutan bir çizgi izlediği eleştirileri yapılıyor. Yaklaşan Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri Macron’u telaşlandırmış. 2014 AP seçimlerinde Marine Le Pen’in partisi yüzde 24 ile birinci parti olmuştu. O zaman Sosyal Demokrat Hollande iktidardaydı ve Hollande da aynı Macron gibi o zaman adı Ulusal Cephe olan Le Pen’in partisini öcü olarak göstermiş ve kendilerine oy istemişti. Ama ne yazık ki  partisi Le Pen’in partisinin ancak yarısı kadar oy alabilmişti. Önümüzdeki seçimlerde Ulusal Birlik partisinin oylarını koruyacağı hatta artıracağı değerlendiriliyor. İşte halk desteğini yitiren ve halkın beklentilerine cevap veren bir programa sahip olmayan Macron’un talaşı bundan. 

DIŞ POLİTİKADA BELİRSİZLİK... 

Açıklamasında, Macron’u ABD ve Çin-Rusya arasında sıkışmış olduğunu görüyoruz. Adeta, yeniden belirlenen/oluşan dünya dengeleri içinde kaybolmuş gibi. ABD’den yakınıyor ama Çin ve Rusya’dan da yakınıyor. Fransa’yı bu “dış güçlerin” itip kaktığını söylüyor. Kendine öz güveni yok. Halbuki kendisine el uzatan, gel beraber üretelim beraber paylaşalım diyen bir Çin var, bir Rusya var.

Ali Rıza TAŞDELEN – 06 Kasım 2018 - Aydınlık Paris 

Yazarlar

Showers

8°C

Istanbul