fasizme boyun egme2

AKP’ye Boyun Eğenler, Eğmeyenler…

Türkiye ortasından ikiye yarıldı. Ayrıştırıldı… Kamplara bölündü.

Düğünlerde, derneklerde kol kola girip halay çeken; tasada, kederde, iyi günde, kötü günde ortak hareket eden; savaşlarda, vatan savunmasında ortak düşmana kurşun yağdıran insanlar şimdi yok artık. Birbirine düşman hale getirildiler.

Herkes birbirine kem gözle bakıyor. Herkes birbirini vatan haini gibi görüyor. Herkes birbirine ağır sözler söylüyor.

Ben Türkiye’yi Türk filmleri ve televizyonlarında olduğu gibi, iki döneme ayırıyorum: Biri “Siyah – Beyaz Türkiye”, yani saf, temiz duyguların ön plana çıktığı dönem. İkincisi “Renkli Türkiye”, ama yoz, duygusallıktan uzak, hile – hurdanın egemen olduğu, gemisini kurtaran kaptan dönemi…”

Siyah – Beyaz Türkiye döneminde, günümüze göre belki daha az moderndik, bilim ve teknoloji yönünden belki daha az gelişmiştik ama milli ruh, milli duyarlılık, milli birlik ve beraberlik, dayanışma, komşuluk, kardeşlik açısından daha tutarlıydık…

Yurdumuzu Suriyeli mülteciler, şeriatçılar, bölücüler, tarikatçılar, FETÖCÜLER işgal etmemişti… Her gün onlarca insanımız ölmüyordu… Halkımız ve siyaset adamlarımız şehitleri “günlük olaylardan” saymıyordu…

İnsanlar birbirlerinin sorunları ile daha yakından ilgileniyor; paylaşmaya bölüşmeye, yardımlaşmaya daha çok önem veriyorlardı…

Çok kötü, çok karanlık bir dönemden geçiyoruz.

Yöneticiler, devlet adamları, partiler, milletvekilleri, bakanlar, başkanlar hem birbirlerine hem halka ateş püskürüyorlar…

Sövüp, sayıyorlar… Birbirlerine tehditler yağdırıyorlar.

Ağızlarından çıkanı kulakları duymuyor.

Ülkemiz hızla bir iç savaşa doğru sürükleniyor, yönlendiriliyor…

Toplum silahlandı. Silahlandırılıyor. Yollarda, meydanlarda, mahallelerde, salonlarda her gün dövüş, kavga. Yaralananlar, ölenler…

Silahlar patlıyor. Silah olmazsa demir çubuklarla, sopalarla, bıçaklarla, satırlarla, baltalarla birbirlerine saldırıyorlar.

Toplumun psikolojisi, ruh yapısı her geçen gün biraz daha bozuluyor. Sapıklar, caniler her gün biraz daha artarak çevremizi kuşatıyorlar.

Cinnetliler ülkesi olduk.

Gün geçmiyor ki güç koşullar içerisinde kalan bir baba çocuklarını, eşini ve kendisini öldürmesin. Gün geçmiyor ki borçları nedeniyle bir iş adamı bunalıma girip intihar etmesin. 

Milyonlar perişan. Aç, açık. Sefil.

Elbette politikacıların da bu yozlaşma ve manyaklaşmada büyük etkisi var. TBMM’sinde hiç kavga, sataşma, çatışma, birbirinin üzerine yürüme, sövüp sayma eksik olmuyor.

Cumhurbaşkanı, aynı zamanda bir partinin genel başkanı… Her gün, her saat mikrofon elinde… Hep halkın karşısında… Meydanlarda… TV’lerde… Toplantılarda… Salonlarda…

Esiyor, yağıyor, tehditler savuruyor.

Bir meydan konuşmasında Muhalefet partisi liderine şöyle sesleniyor:

"Burası Paris değil, Hollanda da değil. Gezi olaylarındaki gibi bir şeyler yapmaya tevessül edersen, bilesin ki bu millet 15 Temmuz’da FETÖ’cülere ve uşaklarına nasıl bu meydanları dar ettiyse, yine dar ederiz.

Sen 15 Temmuz gecesinde Atatürk Havalimanı’ndan tankların arasına kaçıp Bakırköy belediyesine gitmiş olabilirsin ama bu defa kaçmaya fırsat bile bulamazsın…"

Sonra onu bırakıp, FOX TV haberlerini sunan Fatih Portakal’a büyük bir öfkeyle şunları söylüyor:

“Birileri çıkmış, portakal mıdır, mandalina mıdır, narenciye midir, sokağa çağırıyor… Haddini bil. Haddini bilmezsen bu millet patlatır senin enseni.”

Burada gazeteci açık açık hedef gösteriliyor. Bu saatten sonra onun başına her şey gelebilir.

Türkiye her bölgede ikiye, iki gruba ayrıldı şimdi. Daha doğrusu ayrıştırıldı. AKP’ye boyun eğenler, eğmeyenler. Eski deyişle AKP’ye biat edenler, etmeyenler…

Gazetelerin, TV’lerin, sanatçıların büyük çoğunluğu AKP’den yana. Türkiye’yi, vatanı, insan haklarını, vatandaşlarımızı, hakkı – hukuku savunan 3 -5 gazete, TV ya var, ya yok...

AKP, onları da kendilerine bağlamak ya da korkutup sindirmek için elinden geleni ardına koymuyor. Tehditler, şantajlar, baskılar birbirini kovalıyor.

AKP’ye boyun eğenler, biat edenler en iyi, en yurtsever vatandaş sayılırken; boyun eğmeyenler hain, vatan ve millet düşmanı ya da FETÖ’cü ilan ediliyor.

Gazetecilerin en doğal hakkı, bir anayasal hak olan ELEŞTİRİ HAKKI elinden alınmak isteniyor. Deniliyor ki: “Ben zam üstüne zam yapacağım. Tüm malların fiyatını iki katına çıkaracağım. Dolar başını alıp gidecek, sen yine de ses çıkarmayacaksın… Ya beni tutacaksın, beni savunacaksın, AKP’li olacaksın ya da kuyruğunu altına alıp, sesini kısacaksın… Sesini çıkarırsan, gerçekleri anlatırsan karşında beni ve benim savcılarımı, yargıcımı, polisimi bulursun. Ayağını denk al.”

Bu arada bu yöntemle halka da gözdağı veriyorlar:

 “Bana maaşım az, geçinemiyorum, çoluğuma çocuğuma bakamıyorum demeyeceksin… Hele hele bunu asla protesto etmeyeceksin. Kul olacaksın, vatandaş değil. Ben anayasal hak falan tanımam…”

Böylece, bundan sonra daha da şiddetlenecek olan ekonomik krizleri protesto etmeye kalkanları da şimdiden engellemiş oluyorlar… Şimdiden halka gözdağı veriyorlar…

Ali ERALP – 20 Aralık 2018

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.