ali eralp2

Atatürk’ün Türkiye’sini Araplaştırmak İstiyorlar

Sevgili vatanımızda bir savaş veriliyor bugün…

Bu, aydınlıkla karanlığın, iyilikle kötülüğün, şeriatçılıkla milliyetçiliğin, yalanla gerçeğin, Ortaçağla uygar dünyanın savaşı…

Adam tutturmuş, “Ben İlla da şeriata, hilafete, saltanata geri döneceğim… Osmanlıyı yeniden kuracağım…”

Atatürk’ü, Cumhuriyeti, laikliği, demokrasiyi uygarlığı hedef tahtasına yatırmış…

Düşman ilan etmiş… “Atış serbest…” diyor.

Gelen vuruyor, giden vuruyor. Çarşaflı kadınlar Atatürk heykellerine baltayla saldırmaya başladılar bile. Ülkesini, vatanını kurtaran adama saldırmak nasıl bir şeyse… Ama vatan satanlara onların bir diyeceği yok…

Hutbelerde Cumhuriyeti ve Atatürk adını anma geleneği yok edildi.

Cuma hutbesinde Atatürk’ü tek sözcükle anmayan Diyanet İşleri Başkanı aynı gün, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı fesli Kadir’i ziyarete gitti.

Neler demişti o meczup: “10 Kasımda kenefe gidin… Çanakkale savaşı önemli bir savaş değildir. Mehmet Akif serserinin tekidir… Mustafa Kemal’in verdiği zararı Yunan vermezdi, keşke Yunan galip gelseydi…”

Bu konuşmaların tümü de içlerinde suç unsurları taşımaktadır. Eğer ülkemizde bağımsız bir yargı olsaydı şimdiye dek kırk kez bu adam sorguya çekilir, yargılanırdı. Diyanet işleri Başkanı da yargılanırdı.

Ama dönüp bakan yok. Muhalefet liderleri ateş püskürdü. Bağırdılar, çağırdılar. “İstifa etsin” dediler. Kendileri söyledi, kendileri dinledi…

Ve hükümet sözcüsü çıkıp, Reis adına şu açıklamayı yaptı:

"Hasta ziyaretinin ideolojisi ve siyaseti olmaz. Tartışmaları doğru bulmuyoruz. Diyanet İşleri Başkanımız Cumhurbaşkanımız, hükümetimiz tarafından takdir edilen gayretli, başarılı bir ilim adamıdır. Bu tartışmalar neticesinde de Cumhurbaşkanımız bu düşüncesinin kamuoyuyla paylaşılmasını istemiştir."

Bir zamanlar, bu fesli meczupların ataları, dedeleri de İstiklal Savaşında Yunanlılardan “Batı Anadolu’da özerk, bağımsız bir devlet kurmalarını” istemişlerdi de Yunan başbakanı Gunaris teklifi incelemiş, “Kendi milletini satan bu tür hainlere ihtiyacımız yok” demişti.

Zamanın Şeyhülislamı Mustafa Sabri savaşın en yoğun bir anında Atatürk için idam fermanı çıkarmış, İstiklal Savaşı zaferle sonuçlanınca da Yunanistan’a kaçmıştı.

Onların en büyük özelliği emperyalizmin finosu olmalarıdır. Efendilerine hizmet onlar için en kutsal görevdir. Bu görevi yerine getirmek için ellerinden geleni artlarına koymazlar.

Gerekirse vatandan da vazgeçerler, vatandaştan da... Vatanı da satarlar.

Türk, Türklük, millet, milliyetçilik duygusu ve sevgisi onların kitaplarında yazmaz.

İşte bunun için, Osmanlının Milli Eğitim bakanları ve milli eğitim müdürleri bir zamanlar genelge yayınlayarak okullarda ve toplum içinde “Türk” kelimesi yerine “Osmanlı” adının kullanılmasını emretmişlerdi.

Bu gelenek AKP iktidarı zamanında da sürdürüldü. Devlet tabelalarından TC yazıları kaldırıldı, ANT yasaklandı… “Türküm, doğruyum” demek suç oldu.

Siyasal İslamcılar, dünyaya sadece dincilik ve şeriatçılık yasaları ile “nizam” vermek isterler. Onlar kendi çıkarlarını düşünürler. Vatandaşlarının bataklıkta aç, sefil, perişan bir hayat sürmeleri umurlarında bile değildir…

Şeyhler, şıhlar, krallar bu zavallıları refaha, uygarlığa, rahatlığa kavuşturacakları yerde, onlara sadece “cennet vadederler” ama kendileri bu dünyada cenneti yaşarlar.

Tek dayanakları, tek geçim kaynakları okumamış, yazmamış, eğitim görmemiş cahil halktır. Yandaşları ise emperyalist devletlerdir. Onların sözünden asla dışarı çıkmazlar.

İşte bunun için İslam ülkelerinden bilim adamı ve buluş çıkmaz. Hele hele uygarlık hiç çıkmaz. Ama halkı yöneten devlet adamları uygarlığın, ihtişamın en güzelini, en gelişmişini kullanırlar…

İşte bunun için İslam ülkeleri dünyanın en yoksul, en cahil, en perişan insanlarının yaşadığı ülkelerdir. Din uğruna, tarikatçılık, cemaatçilik uğruna birbirlerini kırarlar. Kan, sular, seller gibi akar.

Bu geri bıraktırılmış ülkelerin insanlarına Türkiye kapılarını ardına kadar açtı şimdi. Akın akın insan geliyor… Bu göç dalgası 2011 yılından bu yana devam ediyor. Başta Güneydoğu olmak üzere tüm bölgelerde hızla çoğalıyorlar. Çekirgeler gibi dört bir yanımızı istila ediyorlar…

Bu durumdan AKP iktidarı çok memnun… Türkiye’nin Araplaşması onun ulaşmak istediği bir hedef…

Onun için bu gelişimi o keyifle, karnını kaşıyarak seyrediyor. Elinden gelen, gelmeyen tüm yardımları, tüm fedakârlıkları yapıyor… Emeklilerine, işsizlerine, açlarına, yoksullarına vermediği parayı, iş imkânını onlara veriyor.

Hedef Atatürk Türkiye’sinin Araplaşması; Türk’ün ve Türklüğün erimesi, Türk’ün ve Türk adının önemini yitirmesi… Azınlığa düşmesi…

Milliyetçiliğin, tam bağımsızlığın ortadan kalkması, ülkemizin millet toplumundan ümmet toplumuna dönüşmesi…

Geriye gidiştir bu. Ortaçağa dönüştür bu…

Ey muhalefet! 16 yıldır seyrettin… Konuştun… Konuştun… Durmadan konuştun… Estin, yağdın… Ama hiçbir şey değişmedi. Çünkü lafla peynir gemisi yürümüyor.

Hiç olmazsa bundan sonra bişeyler yap. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın deme. Zaman gelecek, sana da dokunacaklar.

“Ben iyi yaşıyorum, makamım iyi… Keyfim, neşem, rahatım yerinde, arada bir eser yağar, işi götürürüm” diyorsan büyük yanılgı içindesin… Zaman gelecek bu günleri çok arayacaksın…

Bizden söylemesi…

Ali ERALP – 15 Kasım 2018

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Yazarlar

SP_WEATHER_BREEZY

0°C

Istanbul