ali eralp

AKP’ye Kimler, Neden Oy Veriyor?

2001 yılında, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in Bülent Ecevit’e Anayasa kitapçığını atması ile ülkemizde çok büyük bir kriz doğmuştu.

Dolar ikiye katlanmış, işsizlik, enflasyon artmış, borsa çökmüş, faizler yükselmiş, esnaf zor duruma düşmüştü. Özellikle dolarla borçlananların durumu daha da kötüydü.

Ahmet Çakmak adlı vatandaşımız da bunlardan birisiydi. Çiçekçilik yapıyordu. Esnaftı. Daha sonra dolarla kiraladığı bir dükkânda başka bir iş yapmaya başladı. Ama krizden dolayı onu da beceremedi.

Anayasa kitapçığının fırlatılmasından sonra onun da işleri iyice çıkmaza girmiş, evinin ve dükkânının kiralarını ödeyemez duruma gelmişti. Bu durumu protesto etmek için aylardan beri kullanmadığı yazarkasasını da yanına alarak Başbakanlık konutuna gitti. Bülent Ecevit’i bekledi. O çıkarken:

“Sayın Başbakanım, al, ben bir esnafım, ben bir esnafım” diye bağırarak, Bülent Ecevit’in önüne attı ve onu protesto etti… Bu olay bir kıvılcım çakmıştı. Yürüyüşler, mitingler, çeşitli direnişler, protestolar birbirini izlemişti. Yazarkasa fırlatma dış basında bile konu olmuştu.

Sonunda bu ortam, iktidarın gücünü azaltmış, 2002 seçimlerinde AKP iktidara gelmişti.

Artık günümüzde yazarkasa atmalar falan gündeme gelmiyor. Herkes kaderine razı. Herkes sessizce bekliyor.

Dolar başını aldı gitti. İşsizlik tavan yaptı. Enflasyon her gün biraz daha artıyor. Çatır çatır fabrikalar, ormanlar satılıyor. Koylar, değerli araziler yağmalanıyor. İmara açılıyor.

Bir zamanlar tekel fabrikası 292 milyon dolara satılmıştı. Bu fabrikayı alan patron onu bir Amerikan kuruluşuna 810 milyon dolara verdi. Daha sonra yeni şirket de başka bir holdinge 2,5 milyara devretti. 292 milyon dolar, bir çığ gibi büyüdü büyüdü, 2,5 milyara dönüştü.

Böylece yerli sigaralarımız da tarihe karıştı… Samsun, Maltepe, Tekel 2000 yok artık…

Şimdi aynı akıbet şeker fabrikalarını bekliyor… Bakalım bu fabrikaların son satış fiyatı ne olacak?

Halkımızın çalışma alanları ve işyerleri ellerinden alınıyor, tarım biti, açlık ve yoksulluk diz boyu, yine de insanlarımız, ağzını açıp tek kelam etmiyor.

Yazarkasa atmaktan vazgeçtik, adam çıkıp da, “Ben niye işsizim? Ben niye açım? Ben neden yoksul ve mağdurum? Neden ülkemin fabrikalarını satıyorsunuz? Neden beni daha da mağdur ve perişan ediyorsunuz?” diye sormuyor bile…

Çoluğunun çocuğunun rızkını, hakkını arayamıyor. Savunamıyor… Dut yemiş bülbüle döndü…

İşin daha da tuhaf yanı, AKP’ye en çok oy, yine bu ezilen, sömürülen; mağdur ve perişan kesimden, yoksul bölgelerden geliyor…

301 madencinin hayatını kaybettiği Manisa’nın Soma ilçesinde daha sonra yapılan seçimde AKP, yüzde 39,8 (27 bin 224 oy), CHP, yüzde 27,4 (18 bin 753 oy), MHP, yüzde 25,4 (17 bin 344 oy), saadet Partisi, yüzde 2,8 (1914 oy) alıyor.

Ve yine su baskını sonucunda, 350 metre derinlikte 18 maden işçisinin canını verdiği Ermenek’te, 2011 seçimlerinde, oyların yüzde 40,5’ini alan AKP, oy oranını yüzde 45,6’ya yükseltti. MHP de oylarını artıran ikinci partiydi.

Bakalım, şeker fabrikalarının satıldığı yörelerde partilerin yeni oy dağılımı nasıl olacak? Merakla bekliyorum.

Şimdi, tam makalenin burasında, asıl can alıcı ve merak uyandırıcı sorumuzu soralım ve yanıtlamaya çalışalım.

Peki, bu insanlarımız, bu kadar kötü durumdayken, ezilirken ve sömürülürken AKP’ye niçin oy veriyor?

Bu ülke uzun bir süreden beri OHAL düzeninde yönetiliyor. Ülkemiz bir darbe süreci yaşıyor. Baskı, şiddet, tehdit herkesin tepesinde Demokles’in kılıcı gibi... Konuşan, direnen, iktidarın icraatına karşı çıkanlar kendilerini ya karakollarda ya tutukevlerinde buluyorlar…

Bu nedenle korku dağları bekliyor. Herkes korkuyor. Yargı korkuyor. Avukat korkuyor. Savcı korkuyor. Öğrenci korkuyor. Üniversite hocası korkuyor.

Her şeye zam geliyor. Bir gün arayla mazota yüzde 17 ve 13, toplam yüzde 30 zam. Kimse “Gık”ını çıkaramıyor. Kimse “Gözünün üstünde kaşın var” diyemiyor. Kimse hakkını aramak için yargıya başvuramıyor. Çünkü örnekler ortada… Yazarlar, milletvekilleri, öğrenciler içeride.

İktidar tüm medyayı kendine tutsak etmiş. Kimse yazamıyor, çizemiyor, eleştiremiyor. Çünkü başına gelecekleri biliyor.

Ekonomiden sorumlu bakan bile konuşamıyor. Konuşursa fırça yiyor… Caniler, suçlular ellerini, kollarını sallayarak dolaşıyorlar. Gıda teröristleri özgürce halkı zehirlemeye devam ediyor. İktidarın umurunda değil. Halkın sağlık sorunu onun ilgi alanının dışında.

İktidar, şimdiye dek “Ekonomiyi düzelteceğim” diye tam 26 paket açıklamış. Ama ekonomi bir türlü düzelmemiş. Daha da kötüye gitmiş. Koca koca holdingler günümüzde borçlarını ödeyemedikleri için bankalardan yeniden “Yapılandırma” talep ediyorlar.

Şimdi sorumuzu yeniden soralım: Peki, bu insanlarımız, bu kadar kötü durumdayken, ezilirken ve sömürülürken AKP’ye niçin oy veriyor?

Bu kadar aydın, öğretmen, savcı, yargıç, öğrenci, üniversite hocası, sendikacı susuyorsa, sesini çıkarmıyorsa, çıkaramıyorsa; cinle, periyle, “Sadaka ekonomisiyle”, cahillikle, bilgisizlikle, TV’lerle uyutuluyorsa, beyni uyuşturulan yoksul halk, AKP’ye oy vermeyip de ne yapsın?

Hani nerede devrimci, Atatürkçü sendikalar, aydınlar, kişiler, kuruluşlar? Meydanlar neden boş? Bu kadar fabrika satılıyor da neden seslerini çıkarmıyorlar? Çıkaramıyorlar?

Neden halkın arasına karışıp gerçekleri anlatmıyorlar? Neden soygunları, talanları ortaya çıkarıp halkın gerçekleri görmesine yardımcı olmuyorlar? Nerede TV’ler, basın?

Uğur mumcu şöyle der: Bir toplum böyle çöker işte; devletin yerini kaba kuvvet alır susulur… Yasanın yerini din alır korkulur, yolsuzluklar, cinayetler birbirini izler… Eller, kollar bağlanıp götürülür… Vuran vurur, öldüren öldürür…”

Ali ERALP – 14 Nisan 2018

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yazarlar

Mostly cloudy

15°C

Istanbul